E-Dergi Oku 
BIODESULF
WILO

REC Türkiye Direktörü Rifat Ünal Sayman: "Türkiye, Büyük Dönüşümü Kaçırmamalı"

REC Türkiye Direktörü Rifat Ünal Sayman:

5 Mayıs 2016 | SÖYLEŞİ
93. Sayı (Nisan 2016)

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Komisyonu ve Macaristan hükümeti tarafından 1990 yılında kurulan Bölgesel Çevre Merkezi (REC), Orta ve Doğu Avrupa, Türkiye ve Karadeniz coğrafyasında bağımsız, tarafsız ve kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor. REC Türkiye ise, Türkiye'nin talebi ve yürütülen bir fizibilite çalışmasının ardından 2004 yılında çalışmalarına başlamıştı. Temel amacı, Türkiye'nin çevre konusunda hukuki, idari, teknik ve kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesine katkı sağlamak olan REC Türkiye'nin çalışmalarının temelini ise AB Çevre Müktesebatı uyum süreci oluşturuyor.
Bu çerçevede sürdürülebilir iş dünyası, iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma için eğitim, çevresel bilgiye erişim, kapasite geliştirme, sürdürülebilir kaynak yönetimi, biyolojik çeşitlilik ve doğa koruma konularında yoğun çalışmalar yapan REC Türkiye’nin Direktörü Rifat Ünal Sayman ile Türkiye’nin çevre politikalarını, AB’ye uyum konusunda yapılması gerekenleri, bu kapsamda Türkiye’nin önündeki engelleri, çevre politikalarının hayata geçirilmesinde yerel yönetimlerin rolünü ve Paris Anlaşması’nın Türkiye’ye yansımalarını konuştuk...

Avrupa Birliği adaylığının Türkiye’ye çevre konusunda ciddi bir hedef kazandırdığını ifade eden Rifat Ünal Sayman, bu süreçte atık ve atıksu sektörlerinin uyumlaştırılmasında çok önemli ilerlemeler sağlanmasına rağmen uygulamada hala eksiklikler olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin AB sürecinde en büyük engelinin “finansman” olduğunu hatırlatan Sayman, küresel anlamda ise, Paris Anlaşması ile dünya ülkelerinin iklim değişikliğiyle mücadeleyi plan ve programlarına aldıklarını, bu kapsamda büyük bir dönüşüm yaşanacağını, Türkiye’nin de bu dönüşümü kaçırmaması gerektiğini hatırlatıyor... İşte REC Türkiye Direktörü Rifat Ünal Sayman röportajından bazı satırbaşları...

Uyumlaştırmadaki ilerlemeler, uygulamada karşılığını bulamadı
“Avrupa Birliği (AB) adaylığı Türkiye’ye çevre konusunda ciddi bir hedef kazandırdı. AB çevre politikasının öne çıkan ilkeleri, doğal kaynakların ve atıkların akılcı değerlendirilmesi, önleyici tedbirlerin alınması, ‘kirleten öder’ prensibi ve çevre politikasının diğer politikalarla entegrasyonu olarak sıralanıyor. Bu kriterler gözönüne alınarak oluşturulmuş AB mevzuatını Türkiye’nin uyumlaştırması ve uygulaması gerekiyor. 2005 yılında tam üyelik için müzakerelerin başlamasının ardından uyumlaştırma konusunda yürütülen projeler ve yeni mevzuatların yayınlanması hız kazandı. Müzakerelerin önemli başlıklarından bir tanesi olan Çevre Faslı Aralık 2009’da müzakerelere açıldı. Çevre alanında geçen 11 yıl boyunca, atık ve atıksu sektörlerinin uyumlaştırılmasında çok önemli ilerlemeler sağlandı. AB İlerleme raporlarında da bu sektörlerde olumlu gelişmelere yer verildi. Atık konusunda Atık Elektrikli ve Elektronik Eşya (AEEE) Atık Getirme Merkezleri, Atık Yağlar gibi konularda yeni düzenlemeler yayımlanırken, Düzenli Depolama, Atık Yakma, Ambalaj Atıkları gibi mevzuatlar da güncellendi. Su Çerçeve Direktifi kapsamında su kalitesine ilişkin çok sayıda mevzuat yayınlandı ve güncellendi, Havza Koruma Eylem Planları hazırlandı. Uyumlaştırmada sağlanan bu ilerlemeler, uygulamada hala tam karşılığını bulamadı. Çok sayıda düzenli depolama ve kentsel atıksu arıtımı tesisi devreye alındı ama hala bazı büyükşehirlerde bile tesis yok. Kurulu tesislerin işletilmesinde de sıkıntılar var. Sokak toplayıcıları, ulaşımda yaşanan tıkanma, özellikle son yıllarda artan hava kirliliği, daha almamız gereken çok yol olduğunu gösteriyor...”

Türkiye’nin en büyük engeli finansman
“Türkiye’nin AB’ye uyumu konusunda en büyük engeli ‘finansman’. Çevre faslı yüksek maliyet getiriyor. Çevre Bakanlığı tarafından hazırlanan UÇES (AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi) çalışması, çevre alanında tam uyum maliyetini 58 milyar Euro olarak hesaplamıştı. Bunun 43 milyar Euro’sunu su ve katı atık yatırımları oluşturuyor. 2016 yılı içerisinde UÇES çalışmasının yenileme çalışmaları devam ediyor. Kanaatim, bu rakamın daha da yüksek çıkacağı. Yatırım ihtiyacının artmasının üç temel sebebi var. Birincisi nüfusumuzun artması ve ekonomimizin büyümesi. Artan nüfus ve ekonomi, daha fazla çevre sorunu demek. İkincisi AB Çevre Mevzuatının sürekli yenilenmesi. Bu kapsamda Türkiye’nin yatırım yapması gereken yeni konular ortaya çıkıyor. Üçüncüsü ise UÇES çalışmasında bazı yatırım ihtiyaçlarının hesaplamalara dahil edilmemiş olması. Atık Elektrikli ve Elektronik Eşya (AEEE) konusu bu üçüne de örnek teşkil ediyor. AEEE miktarımız hızla artıyor. Türkiye AEEE Direktifini uyumlaştırırken, AB AEEE 2 direktifini yayınladı. Bunlara ilave olarak UÇES çalışmasında AEEE dikkate alınmamıştı. 2016 sonunda açıklanacak uyum maliyetini hep birlikte göreceğiz.

“İkinci olarak ‘ulusallaştırma’. Türkiye, AB deneyimini de dikkate alarak, kendi modellerini geliştirmeli. Direktifleri uyumlaştırmadan önce, Düzenleyici Etki Analizleri yapılarak en uygun uyumlaştırma ve uygulama politikaları, katılımcı ve analitik süreçlerle belirlenmeli. Spesifik çevre konularında sektör oluşması tamamlanmalı. Bu süreç hala devam ediyor, tamamlanmış değil. Örneğin, 2007 yılında ambalaj atıkları yönetiminde lisanslı tesis sayısı 182 iken 2013 yılında bu sayı 836’ya ulaşmış bulunuyor. Burada büyük bir sektörün hızlı bir şekilde oluşmaya başladığını gözlemleyebiliyoruz.
“Üçüncü olarak ‘farkındalık’... Ülkemizde çevre konusunda duyarlılığın halen yeterli olmadığını görüyoruz. Bu da Direktifler uyumlaştırılsa bile uygulamada sıkıntılarla karşılaşmamıza neden oluyor. Çevre paydaşlarının işbirliğinin de kuvvetlendirilmesi gerekiyor...”

“Dördüncü olarak, çevre konularında yetişmiş insan gücü ve uzmanlaşma ihtiyacının hızla artıyor olması. Seveso ve risk analizi uzmanı, endüstriyel salım uzmanı, hava modellemesi uzmanı, maliyet hesaplama uzmanı gibi spesifik çevre konularında deneyimli mühendis, planlamacı, ekonomist vb. uzman ihtiyacımız var. Örneğin, Atıksu Arıtımı Eylem Planına göre 2023 yılına kadar 1418 yeni atıksu arıtma tesisinin devreye alınması planlanıyor. Bu tesislerde ileri arıtım konusunda uzmanlaşmış personel istihdam edilecek...”
“Ayrıca çözümleri hep sorunlar ortaya çıktıktan sonra arıyoruz. Sorunlar daha ortaya çıkmadan önleyici tedbir alma konusunda eksikliklerimiz var. Planlama ve yönetişim konularında da eksiklikler var, uzun vadeli ve entegre planlar hazırlama konusunda sıkıntılarımız oluyor...”

Sürdürülebilir şehirler kurmamız gerekiyor
“Şehirler, nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu, çok yoğun üretim ve tüketim yapılan yerleşimler. 2030 yılında dünya nüfusunun yüzde 60’ına şehirler evsahipliği yapacak. Nüfus, üretim ve tüketimin bu kadar yoğun olduğu şehirlerde kirletici unsurlar da çok yoğun bulunuyor. Şehirler sadece kendi alanlarını değil, tedarik zinciri kapsamında çok ama çok daha geniş bir coğrafyayı etki altında bırakıyorlar. Ülkemizde de aynı durum söz konusu. Ülkemizde nüfusun büyük bir bölümü büyükşehirlerde yaşıyor. Bu yüzden yerel yönetimlere büyük sorumluluk düşüyor. Hep birlikte Sürdürülebilir Şehirleri kurmamız gerekiyor. 10 Mart’ta İstanbul’da Sürdürülebilir Şehirler Konferansı düzenledik. Katılımcılık, Akılcılık, Liderlik, Ölçme ve Yaptırım öne çıkan konular oldu. Sürdürülebilir Şehirleri kurabilmemiz için en çok üzerinde durulan husus ‘katılımcılık’ oldu. Merkezi ve yerel düzeyde kararların alınması sırasında paydaşların sürece daha fazla dahil edilmesi, aslında yönetişimin işletilmesi çok önemli. Akılcı olmamız gerekiyor. Akılcılığın iki önemli unsuru var, planlama yapabilmek ve bu planların uzun dönemli olması. Öngörüde bulunmamız, sorunları oluşmadan bertaraf etmemiz gerekiyor. Politik sahiplenmenin ve inisiyatif almanın çok önemli olduğunu gördük. Ne yaparsak yapalım, önce ölçmeli, sonra eyleme geçmeliyiz. Son olarak, eylemlerimizi veriye dayalı bir şekilde izlemeli, eksiklikleri gidermek adına gereken durumlarda yaptırımlarda bulunmalıyız...”

Türkiye’nin büyük dönüşümü kaçırmaması gerekiyor
“Türkiye olarak Paris Anlaşması’nın verdiği mesajı doğru okumamız önemli. İklim değişikliğiyle mücadele konusunda dünya devletleri uzun vadeli ama somut bir hedef doğrultusunda işbirliği yapacaklar. Hedef, yüzyılın sonunda (2100)  küresel sıcaklık artışını 2 °C’nin altında tutmak. Bu hedef doğrultusunda devletlerin, yerel yönetimlerin ve özel sektörün iş yapış biçimleri değişecek. Bundan sonra bütün önemli ekonomik kararlarda iklim etkisi ister istemez dikkate alınmak zorunda kalacak. Bu da çarpan etkisi yaratacak. Ar&Ge çalışmaları hızlanacak, çevresel performansı yüksek yatırımlara yönelim artacak. Paris Anlaşması’nın en önemli sonucu, dünya ülkelerinin artık geri dönüşü olmaz şekilde iklim değişikliği ile mücadeleyi plan ve programlarına almaları olacak. Bu kendi başına büyük bir dönüşüm yaratacak. Türkiye’nin de bu dönüşümü kaçırmaması gerekiyor. Türkiye salımlarının neredeyse dörtte üçünün enerji kaynaklı olduğu ve Rusya ile güncel ilişkilerimizin dikkate alınması durumunda, Türkiye’nin odak noktasının enerji sektörü olması gerektiğini rahatça söyleyebiliriz. Enerji tasarrufu, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji payının artırılması, üçlü bir misyon olarak kabul edilmeli. Bu konularda kapasite geliştirme faaliyetleri yürütülmesi, yasal mevzuat geliştirilmesi ve yeni finansman ve teşvik mekanizmalarının oluşturulması, öne alınması gereken konular...”

Çevre yatırımları külfet değil
“REC Türkiye olarak paydaşlarımıza ‘kutunun dışında düşünmelerini’ öneriyoruz. Çevre yatırımlarını külfet olarak görmememiz gerekiyor. Çevre için yapılan yatırımların çok büyük bir bölümü ekonomik tasarruf sağlıyor. İklim değişikliği şirketlerimiz için risk teşkil ediyor, bu riski bir fırsata çevirmek mümkün. Sektör standartlarının oluşturulması gerekli. Burada sanayi odalarına, sektörel derneklere önemli görevler düşüyor. Yeni yasal düzenlemeler gelecek, bu düzenlemeler gelmeden harekete geçenler yol almış olacak. Şirketlerimizin ilk olarak kendilerini ve değer zincirlerini tanımaları gerekiyor. Sürdürülebilirlik raporlarının hazırlanması yol gösterici oluyor. Yaşam döngüsü analizlerinin yapılması önemli. Endüstriyel simbiyoz çalışmaları ülkemizde artmaya başladı. Bu çalışmaların daha da artması gerekiyor. Orta ve uzun vadede, sürdürülebilirlik dönüşümünü sağlayamayan şirketler VHS kasetler gibi miatlarını dolduracaklar...”

Yenilenebilir enerjinin önü açık
“Karbon vergisi ve karbon fiyatlandırma gündemimizde olacak. Yukarıda sıraladığım analizler, raporlar, sanayicimizin karbon konusuna hazırlanmasını sağlayacak. Yenilenebilir enerjinin önü hiç olmadığı kadar açılacak. Araştırmalar şimdiden 15 yıl sonra en ucuz enerji kaynağının güneş olacağını söylüyor. Bu doğrultuda teknolojide sıçramaların yaşanmasını beklemek hayal olmayacaktır...”

Paydaşların proaktif olması gerekiyor
“AB Çevre Faslına uyum için olduğu gibi iklim konusunda da Türkiye için ‘finansman’ önemli bir engel. Bu açıdan Türkiye için Yeşil İklim Fonu’ndan faydalanabilmek çok önemli bir gereklilik. Fon kapsamında 2020 yılını takiben yıllık 100 milyar $ düşük karbonlu yatırımlara akacak. Türkiye’nin fondan faydalanması şimdilik belirsiz. Buna rağmen bütün paydaşların proaktif olması gerekiyor. Mart 2016 itibariyle aralarında özel bankaların da olduğu 33 tüzel kişilik şimdiden fon kapsamında akredite olmuş. Türkiye’den de kamu ve özel bankalarımızın, ajanslarımızın akredite olmak için çalışmalara başlaması gerekiyor.”

 

İlginizi çekebilir...

ProMinent Türkiye Genel Müdürü Hüseyin Kahraman:"ProMinent'in Yeniliklerini Kullanıcıların Hizmetine Sunacağız"

Dergimizin sorularını yanıtlayan ProMinent Türkiye Genel Müdürü Hüseyin Kahraman, 'ProMinent GmbH'ın yeniliklerini ülkemizdeki kullanıcıların ...
8 Haziran 2022

Wavin Türkiye Genel Müdürü Fatih Asal: "'Yağmur Suyu Toplanması En Kolay Su Kaynağıdır"

İnovasyon ve dijitalleşmeyi odağında tutan teknolojiler tasarlayan Wavin, geliştirdiği son ürünler ile dikkat çekiyor....
13 Ocak 2022

REDCO Çevre Mühendisi Nurgül Tanrıverdi: "Arıtma Çamurları Önemli Bir Hammadde"

Kurutma tesislerinde işlem gören çamurun, yakıt ya da tarımda toprak iyileştirici olarak kullanılması halinde önemli bir hammadde niteliğinde olduğunu...
7 Aralık 2021

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • BAU Teknolojileri Dergisi
  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2022 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.