
SUKİ'lerde Yapay Zeka
Büyük Kentlerimizde Su Hizmetleri Yönetimi
Deniz Suyundan İçme Suyu Üretimi
ABB Synrm Motorlar ve Değişken Hızlı Sürücüler
|
İklim Değişikliği ve Türkiye: Mücadele ve Uyum İklim değişikliği ile mücadelede Türkiye nerede?![]()
Türkiye 26 Ağustos 2009’dan itibaren Kyoto Protokolü’ne taraf olmuş, ancak BMİDÇS’nin Ek-I’inde yer almasına rağmen, Protokol’ün Ek-B listesine girmemiştir. Bu nedenle sayısallaştırılmış salım sınırlandırma ve azaltım yükümlülüğü bulunmamaktadır. Türkiye’de, sera gazı salım miktarı, 1990 yılında, enerji, sanayi, tarım ve atık sektörleri olmak üzere toplam 187 milyon ton olarak gerçekleşti. 2009 yılına gelindiğinde, aynı sektörlerde salım miktarı 370 milyon tona erişmişti. 2009’da Kopenhag’da yapılan İklim Değişikliği müzakerelerine 35.000 katılımcı ile ilginin zirvede olmasına rağmen ortaya somut sonuçlar çıkmaması, sonraki müzakere toplantılarına olan ilgiyi azalttı. 2012 Aralık ayında Doha’da gerçekleşen COP 18’de Kyoto Protokolü’nün ikinci dönemine 2020’ye kadar devam edilmesine ve bunun yanında 2015 yılında özellikle gelişmiş ülkelerin daha yüksek azaltım hedeflerinde anlaşmalarına karar verildi. Bu durumda 2015’te azaltım hedeflerini belirlemek için her ülkenin 2013 ve 2014 yıllarında bir dizi değerlendirme ve raporlama yapması gerekecek. Türkiye’de daha önce herhangi bir katkıda bulunmadığı Kyoto Protokolü sürecine bu noktadan giriş yapabilir; dünyanın en hızlı gelişen sayılı ekonomilerinden biri olarak uluslararası iklim değişikliği müzakerelerinde söz sahibi olabilir. Türkiye’de son yıllarda sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde bazı önlemler alındı. Enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji konularına ilişkin yasalar yürürlüğe kondu. Ancak uluslararası müzakerelere katılmayan ABD, Kanada gibi birkaç ülkeden biri olmak, iklim değişikliği ile mücadele çabalarının ikna ediciliğine gölge düşürüyor. Bu nedenle Türkiye en kısa zamanda gerekli ön hazırlıklarını yapmalı ve 1990’dan sonraki bir yılı (örneğin 2010) baz alarak 2020 için uygun bir emisyon azaltımı taahhüdünde bulunmalıdır. Ülkemizin, BMİDÇS kapsamında hazırlamakla mükellef olduğu Ulusal Bildirim’in birincisi Şubat 2007’de BMİDÇS Sekretaryası’na sunulmuştur. II. Ulusal Bildirim de hazırlanma aşamasındadır. Ayrıca, 10 yıllık bir dönemi kapsayan, Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi (2010-2020) 2010 yılında hazırlanmış, ardından da 2011 yılında Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı hazırlanmıştır. İklim Değişikliğinin Türkiye’de etkileri IPCC’nin 4. Değerlendirme Raporuna göre ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgelerden biridir. Havzada ortalama sıcaklıklarda 1-2 °C artışla birlikte, kuraklığın daha geniş alanlara yayılması, sıcaklık dalgalarının ve çok sıcak gün sayısının yükselmesi beklenmektedir (IPCC, 2007). Peki iklim değişikliği neden bu kadar önemli? Yeryüzünde önümüzdeki yüzyılda olması beklenen 2-4 derecelik sıcaklık artışı neden bizi bu kadar endişelendiriyor? Çünkü dünyanın 2-4 derece ısınması maalesef her noktanın eşit şekilde ısınacağı anlamına gelmiyor. Yeryüzünde pek çok yer mevsime göre 6-7 dereceye varan sıcaklık artışları görecekken bazı noktalarda da mevsimsel soğumalar görülebilecek. Bunun sonucunda mevsimsel anormallikler baş gösterecek. Bazı mevsimler yer yer kaybolacak, kısalacak veya biçim değiştirecek. Eskiden Eylül ayında havalar serinlemeye başlarken, şimdi Ekim ortasına kadar sonbahar havasının devam etmesi bunun tipik bir örneği. Türkiye’de sıcaklık artışları ise ortalama 2.5-4 °C olarak tahmin edilmekte, iç bölgelerde 5 °C ve Ege ve Doğu Anadolu’da ise 4 °C’ye kadar artış beklenmektedir (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2010). IPCC 4. Değerlendirme Raporu ve pek çok bilimsel çalışma Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda daha kurak iklim ve daha düzensiz yağış rejimi ile karşılaşacağını öngörmektedir. Türkiye’nin Birinci Ulusal Bildirimi’nde ise bunlara ek olarak tatlı su kaynaklarında azalma, sahil bölgelerinde erozyon ve su baskınları beklendiği belirtilmiştir. (NC 1, 2007). Bu yüzyılın sonuna kadar Gediz ve Büyük Menderes havzalarının %50’sinin yok olacağı öngörülmektedir (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2010). Mevsimsel sıcaklık ortalaması ve yağış rejimi gibi değişikliklerin yanında, artan sıklıkta aşırı hava olayları görülecektir. Kış aylarında Türkiye’nin genelinde görülen aşırı kar yağışı, ardından hızlı sıcaklık artışı ile meydana gelen su baskınları, yazları yurdun değişik bölgelerinde ortaya çıkan aşırı sıcaklık dalgaları, yaz aylarında ani dolu yağışı hâlihazırda görülen sonuçların sadece bir kısmını teşkil etmektedir. İklim değişikliğinin ekonomik sektörlere ve su kaynaklarına etkisi Tüm bu etkiler başta su kaynakları ve buna bağlı olarak tüm doğal hayatı olumsuz yönde etkileyecek, pek çok sektörde maddi kayıplara neden olacaktır. Değişen yağış ve sıcaklık rejimleri ve artan tarım zararlıları gibi değişiklikler sonucu tarım üretimi düşecek, ülke genelinde gıda fi yatlarında artış gözlenecektir. Bunun yanında evsel ve endüstriyel su tüketiminde arzın karşılanmasında sıkıntılar olacaktır. Yağışların azalmasından dolayı hidroelektrik santrallerinin üretim kapasiteleri pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de düşmüştür ve düşmeye devam edecektir. Bu nedenle enerji planlamaları yapılırken hidroelektrik santral inşası hedeflerinin yeniden gözden geçirmesinde fayda vardır. İngiliz bilim adamı Nicholas Stern’in 2007’de yayınladığı “İklim Değişikliğinin Ekonomisi” (The Economics of Climate Change, The Stern Review) raporu iklim değişikliğinin olası ekonomik sonuçlarını gözler önüne seren önemli bir kaynaktır. Bu raporun ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri de iklim değişikliği ile mücadele edilmemesi halinde ortaya çıkacak ekonomik kayıpların, mücadele için gereken finansal kaynaklardan çok daha fazla olacağıdır (Stern, 2006). İklim değişikliğine uyum (adaptasyon) Peki tüm bu felaketlere engel olmanın bir yolu yok mu? Elbette öncelikle orta ve uzun vadede iklim değişikliği ile mücadeleye önem vermek gerekli. Ancak bugün aldığımız önlemlerin sonucunu ancak çok uzun yıllar sonra görebiliriz. Nicholas Stern’in Raporuna göre emisyon salımlarını bugün durdursak bile 0.5 ile 1 derece arası bir artış görülmeye devam edecek (Stern, 2006). Oysa bizim çoktan başlamış olan bu felaketlere çözüm bulmamız gerekmektedir. Bunun için de kısa-orta-uzun vadede iklim değişikliğine uyum stratejileri oluşturup uygulanmaları gerekmektedir. IPCC’nin 4. Değerlendirme raporuna göre de şu anda iklim değişikliği ile uyum çalışmaları ekonomik sektörlerde ortaya çıkacak zararı sınırlamanın tek yolu olarak karşımıza çıkmaktadır (IPCC, 2007). Genel anlamda iklim değişikliğine uyum (adaptasyon), iklim değişikliğinden etkilenebilirliğin azaltılması için alınan önlemlerin bütünüdür. Bir sistemin (ekolojik sistem veya ekonomik sektör vb) iklim değişikliğinden etkilenebilirliğinin azalması için ya iklim değişikliğinin etkilerine daha az maruz kalmalı, ya bu etkilere olan hassasiyeti azaltmalı, ya da bu etkilerin sonuçlarına uyum kapasitesi arttırılmalıdır. İklim değişikliğine uyum, etkilenecek her değişik sektör veya ekosistem için ve beklenen iklim değişikliği etkilerine göre farklılık gösterir. Örneğin tarım sektöründe iklim değişikliğinden kaynaklanan kuraklıklara olan etkilenebilirliğin azaltılması için damla sulama, kurak iklime dayanıklı türlerin ekilmesi gibi önlemler alınabilir. Ani hava olaylarına olan etkilenebilirliğin azaltılması için ise şehirlerde acil durum eylem planları hazırlanabilir, meteoroloji işlerinden gelen uyarıların halka en kısa zamanda ulaştırılabilmesi için iletişim kanalları geliştirilebilir (EEA, 2010). İklim değişikliğine uyum için Türkiye’deki çalışmalar 2007’de “Küresel Isınmanın Neden Olduğu Sorunların ve Oluşturduğu Riskin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” (TBMM Küresel Isınma Araştırma Komisyonu) oluşturuldu. Bunun dışında 2011 yılının sonunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “Türkiye Ulusal İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı” hazırlandı. Bu eylem Planı 2020’ye kadar olan süreçte İklim değişikliğinin ekosistemler, tarım, su kaynakları ve halk sağlığı gibi pek çok alandaki etkilerinin analiz edilip sektörel uyum planlarının hazırlanmasını öngörmektedir. Ancak iklim değişikliğine adaptasyon uzun soluklu ve zorlu bir süreç olacaktır. Bunun nedenleri ise: • İklim değişikliğinin etkileri coğrafik bölgeler ve ekosistemler gibi pek çok alana göre değişiklik gösterir. Tüm ülke ve tüm sektörler için bu analizin yapılması zaman, insan ve finansal kaynaklar olarak zorlayıcıdır. • İleriki yıllarda iklim değişikliğinin ne yöne doğru gelişeceği her ne kadar genel olarak bilinse de, uyum adaptasyon planlaması yapılması için daha kısa vadeyi içeren ve daha detaylı öngörülere ihtiyaç vardır; ve çoğu zaman belirsizlikleri gidermek mümkün olmaz. • Bilimsel veriler planlama ve ulusal politik kararlar almak için yeterli değildir. Verilerin yorumlanması, iklim değişikline hangi alanda ve ne derece uyum istendiğinin ve önceliklerin belirlenmesi gibi pek çok sorunun çözülmesi gerekmektedir. Tüm bunların sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için tüm paydaşların sürece dahil olması gerekir. • Son olarak, iklim değişikliği ile mücadele için emisyon azaltımı önlemleri genellikle merkezi hükümetler tarafından yapılırken, iklim değişikliğine uyum çalışmaları genellikle yerel yönetimlerce yapılır. Ancak pek çok yerel yönetimin bu planları uygulayacak finansal ve insan kaynağı mevcut değildir. Bunların dışında iklim değişikliğine uyumda yaşanan pek çok sıkıntı sıralanabilir. Ancak iklim değişikliği terminolojisinde de yer etmiş “geri dönüşü olmayan nokta”ya varmadan önce en azından çok belirgin, hemen sonuç getirecek ve yatırım maliyeti nispeten düşük önlemlerin en kısa zamanda alınması, ve bu çalışmalar esnasında da orta ve uzun vadede de sektörel uyum planlarının yapılması gerekir. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum tüm dünyada köklü bir dönüşüm gerektirdiğinden bu sorun sadece bir çevre sorunu olarak algılanmamalıdır. Devletler enerji politikaları, tarım politikaları, sanayi stratejileri gibi her konuda karar verme ve planlama aşamalarına iklim değişikliği konusunu da entegre etmelidirler. Aksi taktirde doğal yaşamın ve doğal kaynakların göreceği zarar her yıl artarak devam edecek ve buna bağlı maddi kayıpların önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Kaynakça: 1. European Environment Agency (EEA), 2010, Schauser I., Otto S., Schneiderbauer S., Harvey A., Hodgson N., Robrecht H., Morchain D., Schrander J., Khovanskaia M., Celikyilmaz- Aydemir G., Prutsch A., McCallum S.: Urban Regions: Vulnerabilities, Vulnerability Assessments by Indicators and Adaptation Options for Climate Change Impacts, ETC/ACC Technical Paper 2010/12 2. NC 1-İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirimi (NC 1), 2007, Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara: 2007 3. IPCC, 2007: Climate Change 2007: Synthesis Report. Contribution of Working Groups I, II and III to the Fourth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [Core Writing Team, Pachauri, R.K and Reisinger, A. (eds.)]. IPCC, Geneva, Switzerland, 104 pp. 4. Türkiye Ulusal İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (Taslak), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kasım 2010, Ankara. 5. (2006), The Stern Review on the Economic Effects of Climate Change. Population and Development Review, 32: 793–798. doi: 10.1111/j.1728-4457.2006.00153.x İlginizi çekebilir... Deniz Suyu Tesisleri için Vana SeçimiDünya genelinde tuzdan arındırma tesisleri günde 100 milyon metreküpten fazla içme suyu sağlamaktadır ve Uluslararası Tuzdan Arındırma Birliği (IDA), ... İleri Geliştirilmiş Teknolojiyle Ham ve Kullanılmış Atık Sulardan Geri Kazanım ve Dönüşümİki harfli tek kelimelik, yaşamın iksiri su, dünyamızda çok önemli bir yere sahip olup, tüm canlıların yaşaması için muhtaç olduğu maddedir.... ETA Ekipman - Ultraviyole Dezenfeksiyon SistemleriAtık su arıtma tesislerinde dezenfeksiyon, arıtılmış suyun çevreye güvenli bir şekilde deşarj edilmesi veya yeniden kullanımını sağlamak açısından büy... |
|||||||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.