Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 2. Sayı (Mayıs-Haziran 2005)

Çevre Bakanlığı'na dönüştürüldü. Toplantıdaki ana düşünce sürdürülebilir kalkınma fikriydi. Konferansta, atmosferin, arazi, tatlı su ve deniz kaynaklarının korunması yanında tehlikeli atıkların yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması, yaşam koşullarının iyileştirilmesi, insan sağlığı ve yoksullukla mücadele konuları ele alındı. Konferans çalışmaları sonucunda Rio Deklarasyonu, Gündem 21, Ormanların Korunması Bildirisi, İklim Değişikliği Çevre Anlaşması ve Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması belgeleri yayımlanmıştır. Bu konferansta aynca, gelişme yolundaki ülkelerin global çevre işbirliğinde aktif olarak yer alabilmeleri, kalkınma politikalarına ve uygulamalarına, çevre boyutuna dahil edilebilmeleri için gerekli olan ek finans kaynaklarının ve çevresel açıdan duyarlı teknolojilerin temini (GEF, Global Environmental Facility) yani küresel çevre imkanları projesi oluşturulmuştur. Zengin ülkeler, doğrudan doğruya para vermek yerine projelere destek sağlamanın faydalı olacağına karar vermişlerdir. Bu projelerden birisi de" Karacleniz'in Kirliliğinin Tespiti ve Önlenmesi Projesi"clir. Bu projeye Karacleniz'e kıyılan olan altı ülke katılmış ve koordinatörlüğünü Türkiye adına İstanbul Teknik Üniversitesi üstlenmiştir. GEF'in Karadeniz İşbirliği çerçevesi içinde halen İstanbul'da bir sekreteıyası bulunmakta olup, çalışmalarını yürütmektedir. 1992'clekiRio'nun neticelerini değerlendirebilmek amacıyla 2002'de Johannesburg'da bir toplantı yapılmış ve geleceğe dair kararlar verilmiştir. Türkiye'deki en son gelişme ise, 2003 yılında Çevre Bakanlığı ile Orman Bakanlığı'nın birleştirilmesidir. Su ve Çevre Teknolojileri: Türkiye AB sürecindene gibi çalışmalar yaptı, yapacak? Prof. Dr. Ahmet Samsunlu: Türkiye çevre sorunlarını halletmiş bir ülke değildir. Eğer AB adaylık görüşme süreci başlarsa ele alınacak 35 dosyadan birisi eleçevredir. Çevre belki tarım kadar yoğun sorunlar ortaya çıkartmayacaktır ama kesinlikle önele gelen ilk beş konudan birisi olacaktır. AB ülkeleri kuzey ülkeleri, ona ülkeler ve güney ülkeleri olarak üç gruba ayrılabilir. Farklılıklar gözükmesine rağmen, en kötü durumda olan güney ülkeleri ve bunlardan Yunanistan'clır. Bundan on beş yirmi yıl önce Yunanistan'ın durumu Türkiye'den hiç farklı değildi. Bugün Yunanistan'cla arıtma tesislerine bağlı olan nüfus yüzde 70'Iere gelmiştir. Arıtma tesisi kurmuş belediye sayısı ise 80 civarında olup Türkiye'cle arıtma tesisine bağlı nüfus ise yüzde 20' clir. Bu nüfusu İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi büyük şehirlerde oturanlar oluşturmaktadır. Anadolu ela arıtma tesisine sahip olan şehirlerin sayısı çok azdır. Çorum, Karadeniz Bölgesi'ncleki 21 kentten yegane arıtma tesisi olan şehirdir. Bu konuda büyük bir açığımız var. Büyük şehirlerdeki endüstri tesisleri, kullanılnıış sularını genelde arıtırlarken Türkiye çapında tüm endüstrinin ancak yarısının arıtma yaptığını düşünüyoruz. Katı atıklara baktığımız zaman 3225 belediyemiz var; bir ele 16 büyük şehir belediyeleri var... 3225 belediyeden sadece 150'si katı atık sorunlarıyla ilgileniyorlar. 81 ilimizden 6S'i katı atıklarını vahşi şekilde clepolamaktadır. Tehlikeli atık ise Türkiye'cle hiç bilinmeyen bir konudur. İzmit'teki tehlikeli arık yakma tesisi dışında hiçbir şey yoktur. Bugün TürkiSU VE ÇEVRE TEKNOLOJiLERİ • SAYI 2 ~

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=