E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
MAS DAF
ANADOLU FLYGT
INEVA TÜRKİYE
SİSDOZ

Bir Çalıştayın Ardından

Bir Çalıştayın Ardından

20 Haziran 2018 Çarşamba / 15:52 | GÖRÜŞ
119. Sayı (Haziran 2018)
140 kez okundu

ERTAN SÖYLEMEZ
Enelsan Yönetim Kurulu Başkanı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) 4 Nisan 2018 tarihinde II. Su ve Atık Su Sektöründe Yerli Ürün Çalıştayı’nı gerçekleştirdi. Geçen yıl yapıldığını daha sonra öğrendiğimiz ilk Çalıştay’a katılma imkanımız olmamıştı. Bu Çalıştay’ın çağrısını ise İstanbul
Ticaret Odası bize haber verdi. Bu vesileyle İTO yönetimine, bu gibi konularda İSO’dan önde bir duruş sergiledikleri için minnetlerimi sunmak istiyorum.

Çalıştay’ın sabah oturumu, Sayın Bakan’dan önce ve daha sonra birlikte düzenlenen iki tören ile ve bu törenlerin önünde ve arkasında yapılan protokol konuşmalarından sonra üç ayrı oturumda gerçekleşti. Oturum konuları makine, elektrik ve plastik ana başlıkları altında toplanmıştı. 

Ben, elektrik konularını kapsayan oturuma 16 sunucudan birisi olarak katıldım. Öğleden önce başlayan ve yemek arasından sonra devam eden sunumlarda çok değerli bilgilere erişim olanağı buldum. Özellikle kamu kuruluşlarının yerli ürün tercihinin bir genel yaklaşım biçimi olduğunu gözlemledim. Toplumda kişiler kendi bireysel değerlendirmelerine göre alışveriş yaparlar. Fiyat/kalite-özellik değerlendirmesinin içinde hamasi duyguların pek de yeri yoktur. Olduğunda da Hollanda’ya karşı tavır alırken portakalı dışlamak gibi absürd gösterişlerle karşılaşırız. 

Konuşmamda, daha ilginç bir gözlem olarak Çalıştay’dan birkaç gün önce BBC’de izlediğim bir sabah haberini paylaştım. İngiltere Hükümeti, Büyük Britanya pasaportlarının basım ihalesini bir Alman matbaasına vermiş. Bir haftada 250 bin imza toplayarak, “Biz pasaportumuzu yabancılara bastırmayız” diyen İngiliz halkı haklı çıkmış. İhale iptal edilmiş. Yani bize gümrük duvarlarını kaldırın, liberal ekonomiye geçin diyen Batı dayatması, iş kendilerine gelince “nalıncı keseri” ya da “ellere verir talkını” darbı meseline evriliyorlar. 

Diğer bir gözlemim, yerli üretime gönül veren bir avuç girişimcinin herhangi bir sivil toplum örgütü içinde seslerini duyurma olanağı bulamamış olmasıdır. Bir bakıyorsunuz taksiciler bireysel olarak, grup kurarak ya da odaları vasıtasıyla UBER’e karşı bir girişimde bulunuyorlar. Büyük Şehir Belediye Başkanı da yerli-milli ağırlıklı konuşmasının büyük bir bölümünü UBER’e alternatif yaklaşımlarını açıklamaya ayırıyor. Yemek fişleri sisteminin yabancı firmaların elinde olduğunu, Belediyenin bu konuya da gireceğini övünçle anlatıyor. Devletin tarım politikaları, biraz da büyük bir kesimi ilgilendirdiği için koruyucu fiyat açıklamaları ile bir denge işlevi görebiliyor. Kendimizi içinde tanımlayabileceğimiz bir ENOSAD (Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği) gösterilebilir ki, çoğu sanayici değil, sanayici olanlar da yurtdışında üretip memleketimizde kendi veya temsilcilik ofisleri ile varlıklarını sürdürüyorlar.

Ülkemizde yurtdışıyla rekabet edebilecek katma değer yaratan iki ana sektör var. Yalnız bu bağlamda değil, her konuda bir yazılım, bir de donanımdan söz ediyoruz. Yazılım gerçekten de adam/saat bazında ele aldığımızda ciddi bir katma değer potansiyeli. Hele ucuz iş gücü olan ülkeler için avantajlı bir ihracat kalemi. Ne var ki, sanal alem tek başına bir çözüm değil. İstediğiniz kadar modelleme yapın, haberleşmeniz, hesaplamalarınız, görseliniz mükemmel olsun; suyun geçeceği boru, basacak pompa, kısacak vana, ölçecek debimetreniz yoksa, monitörün başında kaplumbağa savaşçılarını oynarsınız.

Donanım denilince akla doğal olarak malzeme (madde) geliyor. Yerli-yabancı alışverişlerinde istatistikler ciddi cari açığa işaret ediyor. Bunun en büyük nedeni, sattıklarımızın düşük teknoloji ürünleri, satın aldıklarımızın ise ileri teknoloji ürünleri olmasından kaynaklanıyor. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı’nın dediği gibi, bir akıllı telefon almak için bir kamyon domates satmak zorunda kalıyoruz. Bir de bu domatesi yetiştirmek için tohumunun, gübresinin ve dahi mazotun ithal olduğunu hesaba katarsak “dostlar alışverişte görsün” oluyor.

Diğer taraftan üretim (sanayi) yatırım istiyor. Teorik olarak yaratıcı olsun, kopya olsun, başkaları ne yapıyorsa yapamamak gibi bir kaygı olamaz. Yeter ki iyi bir pazar araştırması yapılsın, yeterli öz sermaye ya da sürdürülebilir bir kredi kaynağı bulunabilsin. Her şeyden önemlisi niyet olsun. Hele bazı yatırımlar var ki, dönüşümü gerçek fizibilite hesaplarına hiç uymayabilir. Gene de yapmak lazım. Kendi kuruluşumdan bir örnek: Doğrudan bir üretim aracı olmamasına rağmen o ürünün ortaya çıkarılması için kalibrasyon şart. Kalibrasyon da ciddi bir yatırım. Yatırımın getirisi yüksek kredi maliyetlerini karşılamaktan uzak. Kurumlar yerli ürün almak istiyorlar ama yabancı sertifikalarla istiyorlar. Bazı durumlarda yerli kuruluşların verebildikleri sertifikaları kabul etmiyorlar. Bazı durumlarda istenilen sertifikayı verebilecek yerli bir otorite zaten yok. Üretim maliyetlerimizin bir şekilde dışarıya ödediğimiz bedellerle daha da arttığı, yurt ölçeğinde düşünüldüğünde cari denge karnemize negatif etki yaptığı çok açık.

Kendimizi, “Bak biz bir şeyler yapıyoruz ama maddi manevi karşılığını alamıyoruz, bizi anlamıyorlar, değerimizi bilmiyorlar” gibi saplantılara da sokmamamız gerek. Türkiye’nin özel kanun ile kurulan en büyük bölgesel su yönetim kurumu olan İSKİ’nin böyle bir çalıştayı düşünüp hayata geçirmesi bile çok büyük bir başarı. Kendilerine teşekkür etmek isterim. Daha ileri bir gelişme, “Çalıştay bitti, konu kapandı” olmadı. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Ar-Ge bölümü bizleri davet edip, yerli üretimde neredeyiz, neler yapıyoruz, beklentilerimiz nedir, konularını daha detaylı görüşme olanağını yarattı. Fabrikamıza elemanlarını gönderip yerinde inceleme için mesai harcadı. Bugüne kadar İSKİ için neler yaptık? Referanslarımız nedir? Karşılaştıkları ya da karşılaştığımız sorunlar nelerdir? Hiç olmazsa karşılıklı iletişimin sürekliliği konusunda bir umut doğdu. Yeni ihalelerinde yerli üretimi dışlayacak bir madde ile karşılaşırsak bilmek istemeleri bile yeni yaklaşımın somut bir örneği.

İSKİ tüm İskandinav ülkelerinin toplamından çok nüfusu barındıran koca bir metropolün hayat damarlarını yöneten dev bir kuruluş. Umarım yerli üretimi teşvik konusundaki duruşları Türkiye’nin tüm yerel su ve atıksu yönetim birimlerine de örnek olur.


 

İlginizi çekebilir...

Wilo, 'Enerji Çözümleri' Projesi

HAZAL YILDIZ Wilo Pompa Sistemleri A.Ş. İş ve Ürün Geliştirme Sorumlusu...
13 Ağustos 2018 Pazartesi / 15:23

Sürdürülebilirlik Yolculuğunda Su Ayak İziniz

Geleneksel yönetim modellerin pek de işe yaramadığı günümüzde; değişimlere açık, dinamik karar verme süreçlerinin etkin kullanıldığı, şirket stratejil...
22 Mayıs 2018 Salı / 17:29

Arıtma Çamurlarının Yakılması ve Çamurdan Elektrik Enerjisi Üretimine Genel Bakış

Emin Calbay / Çevre Y. Mühendisi ecalbay@inevaturkiye.com.tr...
19 Şubat 2018 Pazartesi / 14:13