E-Dergi Oku 
ABB

Kanser Yapan Kirlilikler Çevre Kirliliğinin Deniz ve Tatlısu Canlıları Üzerindeki Etkisi

Kanser Yapan Kirlilikler Çevre Kirliliğinin Deniz ve Tatlısu Canlıları Üzerindeki Etkisi

KONUK YAZAR
10. Sayı (Eylül Ekim 2006)

Diğer ülkelerin sucul ortamlarında olduğu gibi ülkemizde de deniz ve tatlı su kaynaklarında görülen çevre kirliliği önemli boyutlara ulaşmıştır ve balıklarla beraber diğer canlılar için büyük tehlike oluşturmaktadır.
Ülkemizi çevreleyen denizlerde de balık yaşamının gittikçe azalması başta balıkçılıkla geçinen halkımızı etkilerken bu temiz sulardan spor amacı ile faydalanan balıkadamlarını, diğer sporcuları ve turizm sektörünü de etkilemektedir. Evsel ve endüstriyel kirlilik öncelikle Marmara Denizi olmak üzere tüm denizlerimizi ve iç sularımızı etkilemektedir. Otuz, kırk yıl öncesine kadar Karadeniz'de ve Marmara Denizi’nde bol miktarda değişik cinste balık mevcut iken, geçen kırk yıllık süre içerisinde ekolojik denge bozulmuş ve bu denizlerin zenginliği hızla yok olmaya başlamıştır. Karadeniz'de 1965 yılında 23 cins balık avlanırken, şu anda bu sayı oldukça azalmıştır. Denizlerimizdeki kirlilik Karadeniz'in kuzeyindeki ülkelerden gelen atıklarla beraber artmaktadır. Karadeniz’de oluşan kirliliğin tehlikeli boyutlara ulaşmasının önemli bir nedeni de Tuna nehrinden taşınan büyük miktardaki kirliliktir. Fosfor, azot, civa, kadmiyum ve diğer inorganik kimyasal kirliliklerin yanı sıra petrol ve türevlerinin oluşturduğu kirlilik ayrı bir önem taşımaktadır. Ağır metal kirliliği canlılarda önemli sorunlara yol açmaktadır. Bu metallerin ve benzeri kimyasal maddelerin canlılarda yarattığı sağlık sorunları şöyle sıralanabilir:

Krom: Ciltte ülserasyon, alerjik reaksiyon, solunum sisteminde, böbrek, karaciğer, mide, bağırsak sisteminde tahribat, akciğer kanseri.

Kobalt: Akciğer ve kalpte tahribat ve işlev bozuklukları, kan şekeri, kolesterol ve yağ düzeylerinde artış, kanser.

Kurşun: Beyin tahribi ve ölüm, körlük, böbrek tahribi ve kanseri, bellek bozukluğu, akciğer, mide, bağırsak kanserleri, düşük, kısırlık.

Civa: Hayal görme, hafıza kaybı, kişilik bozukluğu, nefes almada güçlük, akciğerde sıvı toplanması, böbrek yetmezliği ve üremi, vücudun çeşitli yerlerinde nedensiz kanamalar.

Nikel: Ciltte alerji, astım.

Manganez: Baş ağrısı, bulantı, denge bozukluğu, duygusal ve davranışsal bozukluklar.

Çinko: Çeşitli deri hastalıkları, solunum yollarında tahriş ve zatürree, nefes almada zorluk, kanlı balgam, tüm organlarda kanser.

Bakır: Görme bozukluğu ve kaybı, karaciğer tahribatı.

Arsenik: Cilt kanseri, duyu bozukluğu, reflekslerde kayıp, anemi, kalp yetmezliği, lösemi, lenf sistemi kanserleri, siroz, karaciğer tümörü, akciğer kanseri, böbrek yetmezliği, bebekte gelişim geriliği.

Marmara Denizi'ndeki balıklar sanayi atıklarıyla beslendikleri için karaciğer kanseri ve böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kaldıkları çeşitli araştırıcılar tarafından öne sürülmektedir. Midyelerdeki metal kirlenmesi ise daha vahim boyutlardadır. Marmara Denizi'nde yaşayan üç canlı türünün, karaciğer kanseri ve böbrek yetmezliği yapabilecek kadar tehlike saçtığı anlaşılmıştır. Yaşar Keskin, Ruhtan Baştakaya, Oğuz Özyaral, Nimet Emel Lüleci ve Osman Hayran'dan oluşan araştırma ekibi, 20 tür balık üzerinde, sanayi atıklarında bulunan civa, kurşun, bakır ve kadmiyum gibi dört ağır metalin değerlerini araştırmıştır. Bu ekibe göre araştırmanın en çarpıcı sonucu, Marmara Denizi'ndeki midye, hamsi ve bakalyoz oldukça kontamine haldedir. Midyelerde 0,5 mg/kg olması gereken civa oranının, 1,75 ile sınırın 3,5 katı üzerinde bulunduğu görülmüş, ayrıca kadmiyum elementinin de 1 olması gerekirken 1.122 olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırıcılar tarafından incelemeye alınan 20 balık türü ise şunlardır: Mezgit, Kefal, İzmarit, Barbun, Midye, Bakalyoz, Hamsi, Karagöz, Mercan, Dil, Çinekop, Sardalya, Uskumru, İstavrit, Kolyoz, Zargana, Palamut, Gümüş, Karides, Lüfer. Sayın Keskin, ağır metal almış olan balıkların tüketilmesiyle 5 yıl sonra ağır metal zehirlenmesinden hastalananların sayısının artacağını söylemektedir. Keskin, bu taktirde başta kanser olmak üzere, "Yenilen balıklar kısa sürede değil ama bir süre sonra büyük hastalıklara ve hatta ölümlere neden olurlar. Organ hastalıkları başta olmak üzere, karaciğer kanseri, böbrek yetmezliği, beyin hasarları, kan kanseri türlerine davetiye çıkarırlar. Civa, kurşun, kalay gibi ağır metaller yüzünden zehirlenmeler zamanla kendini gösterir. Fark edilmeden ortaya çıkar. Marmara Denizi'ndeki ağır metal içeren balıkların tüketilmesiyle çıkacak olan felaket sonuçları beş yıl sonra görülmeye başlar" diyerek araştırma sonuçlarını açıklamıştır.

Daha önce TÜBİTAK ve diğer araştırma kurumları tarafından Marmara Denizi’nde yapılan çalışmalarda ise 20'den fazla noktadan alınan dip numunelerinde önemli konsantrasyonlarda petrol kirliliği tespit edilmiştir. Petrol ürünlerinin canlılarda yarattığı toksik, akut ve/veya kronik doğrudan etkilerin yanı sıra, dolaylı fizyolojik etkileri de söz konusu olmaktadır. Petrol türevi atıklar deniz canlılarının yumurtalarını, larvalarını ve genç bireylerini daha fazla etkilemektedir. Bu yüzden canlıların nesillerini sürdürmeleri tehlikeye girmektedir. Örneğin, petrol türevlerinin, canlıların beslenmesinde yaşamsal rol oynayan kimyasal algılayıcılar üzerini kapatarak organizmanın beslenme olanağını ortadan kaldırdığı saptanmıştır. Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAHs) bugün bilinen kimyasal kanserojenlerin en büyük grubudur. Havada, suda, toprakta, sigara dumanında ve besin zincirinde toksik ve/veya mutajenik kirleticiler olarak bulunurlar. Polisiklik aromatik hidrokarbonlar doğal ve antropojenik yanma prosesleri esnasında oluşmaları nedeniyle çevrede her yerde mevcut olan kirleticilerdir, atmosferik ortamda ve su ortamında yaygın şekilde dağılmaktadırlar. Bu yüzden polisiklik aromatik hidrokarbonların olumsuz etkileri endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Petrol türevlerinin ve özellikle polisiklik aromatik hidrokarbonların deniz canlılarındaki fizyolojik etkilerini şu şekilde özetlemek mümkündür:

a- Fitoplankton'da hücre bölünmesinin gecikme ve engellenmesi,

b- Balıklarda anormal yumurtlama,

c- Gastropodlarda kemotaktik beslenme tepkilerinin azalması,

d- Kabuklularda beslenme davranışlarının değişmesi, yumurta döllenmesi ve üremenin engellenmesi,

e- Çift kavlılarda beslenme, yem/su filtrasyonu işlevlerinin durdurulması,

f- Deniz kurtlarında döllenmenin durdurulması,

g- Balıklarda mukoza salgısının zarar görmesi, yüzgeçlerde deformasyon,

h- Balık solungaçlarına petrol bulaşması sonucu solunumun engellenmesi,

ı- Kanser tümörü oluşumu, mutajenik değişimler, genetoksik etkiler v.d. gibi.

Petrol kirlilikleri sadece deniz canlılarını değil tatlı su canlılarını da tehlikeli boyutta etkilemektedir. Bunun bir örneği A.B.D.'de Ohio eyaleti Loraine yakınlarında bulunan Black River'da 1980'li yıllarda yaşanmıştır. Burada görülen balık ölümleri olaylarından sonra yapılan araştırmalarda bu bölge balıklarında ayrıca genetik bozukluklar ve kanser tümörleri tespit edilmiştir. İncelemeler sonucu bu nehire atık veren demir çelik fabrikası kok kömürü hazırlama ocaklarından gelen ve Black River nehrinin yatağında biriken kanserojen poliaromatik hidrokarbonların balıklarda kanser tümörü oluşturduğu ve genetik bozukluklara sebep olduğu bulunmuştur. Bu nehir sedimentlerinden alınan numunelerde yapılan analizlerde kanserojenik poliaromatikler Prof. Dr. Milton Lee tarafından tespit edilmiştir. Bu toksik maddelerin özellikle yayın türü (brown bullhead cat fish-Ictalurus nebulosus) dip balıklarında kanserojenik ve mutajenik değişimler yaptığı biyotestlerle tespit edilmiştir.

Denizlerimizde, deniz araçlarından salınan yağ ve yakıtların yanı sıra yıkama suları, petrol ve kimya tesislerinden deşarj edilen petrol türevi kimyasal maddeler petrol kirliliğine neden olmaktadır. Petrol türevi kirleticilerin özellikle deniz suyunu süzerek beslenen organizmalarda biriktiği ve bu organizmalarla beslenen balıklara geçtiği bilinmektedir. Kanserojenik özelliklere sahip petrol atıkları ile kirlenmiş olan deniz canlılarını tüketen insanlarda da kansere yol açan benzo[a]piren gibi kanserojenik maddelerin bulaşması söz konusudur. Bu nedenle deniz kirliliğinin gün geçtikçe artmaya devam ettiği Marmara Denizi’nde, deniz canlılarının sağlığını ve yaşamını tehdit eden petrol türevi kirliliklerinin boyut ve niteliği konusunda detaylı araştırmalara devam etmekte yarar görülmektedir.

Marmara Bölgesi’nde görülen deniz kirliliğinin bir parçası olan petrol atıklarını araştırmak üzere İstanbul ve çevresindeki denizlerde sualtı kirlilik dalışları yapılmaktadır. Özellikle Kocaeli Körfez Bölgesi’nde dip çamurlarından numune almak üzere yapılan dalışlarda zorluklar yaşanmıştır. İzmit Körfezi’nin bu bölgesinde kıyıdan 250 metre açıkta, 23 metre derinlikteki dip çamurundan numune almak üzere yapılan dalışlarda ilk 18 metrede görüş 20 cm civarına kadar inmiştir. Bu nedenle inişte kılavuz halat kullanılmış ve gece dalış kuralları uygulanmıştır. Bu bölgede 18 metre ile 23 metre derinlik arası temiz dip suyu ile karşılaşılmıştır. Dipten gelen bu temiz görüntüye sahip akıntı, Marmara Denizi’nin dip akıntı özelliklerini göstermektedir. Dibe varıldığında derinliği birkaç metreden fazla olan siyah renkli bir balçık-çamur tabakasına rastlanılmıştır. Bu balçık-çamur tabakasının anoksik özellikleri yanı sıra petrol atıkları ile kirlendiği yapılan analizlerle tespit edilmiştir. İstanbul ve çevresinde Prens Adaları’ndan; Büyük Ada’nın, Yassı Ada’nın, Sivri Ada’nın, Heybeli Ada’nın etraflarında dalışlar gerçekleştirilmiştir. Boğaz Girişinde, Karadeniz Kıyılarının çeşitli derinliklerinde de bu amaçla benzer dalışlar yapılmakta ve kirlilik numuneleri alınmaktadır. Böylece İstanbul ve çevresi için petrol artıkları ile oluşan kirlilik haritası oluşturulmaya çalışılmaktadır. Karadeniz ve Marmara Denizi canlılarında oluşan kanserojenik hastalıklar ve mutajenik değişimlerin nedenleri ve sonuçta deniz canlılarının uğradığı zararlar tespit edilmiş olacaktır. Bu amaçla ülkemizin Akdeniz Bölgesi’nde Antalya-Kemer, Kalkan, Kaş, Bodrum, Ege Bölgesi’nde Saros Körfezi ve Mısır'ın Kızıldeniz-Hurghada Bölgesi’nde ve İtalya Elba Adası kıyılarında dalışlar yapılmış ve deniz dibindeki petrol artıkları içerisinde, canlılarda kanser yapan ve mutajenik değişikliklere sebep olan kanserojenik poliaromatiklerin saptanması için kimyasal analizler yapılmıştır.

Sucul ortamlar, artan nüfus ve endüstrileşme ile hızla kirlenmektedir. Çevresel ortamları olumsuz yönde etkileyen birçok kimyasal madde ve bileşikleri tanımlanmış olmakla birlikte, canlı organizmalarda endokrin ve hormonel sistemi etkilediği düşünülen kimyasallar hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu kimyasallar, tıbbi ilaçlar ve kozmetik/bakım ürünleri (PPCP’ler), hormonel olarak aktif maddeler (HAA’lar) ve antibiyotikler olarak tanımlanmakta ve genel olarak endokrin/üreme sistemini bozan kimyasallar (EDC’ler) olarak adlandırılmaktadır. Gökhan CİVELEKOĞLU, Nevzat Ö. YİĞİT, Şehnaz Ş. KAPLAN ve Mehmet KİTİŞ isimli araştırıcılar tarafından Çevre Bilim ve Teknoloji Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre uluslararası birçok araştırma, EDC’lerin organizmalar üzerinde yapabileceği bazı potansiyel etkilerin cinsiyet oranlarının değişmesi, cinsiyet tersinimleri, popülasyonların azalması, yumurtlama ve canlı kalma oranlarının azalması olabileceğini göstermektedir. Vücuda alındığında doğal hormonları taklit edip üreme sistemini bozan EDC’lerin doğadaki birçok hayvan türlerinde (bazı balıklarda, kuşlarda, memelilerde, ve timsahlarda) cinsiyet bozuklukları, cinsiyetsiz doğumlar, sperm sayılarında azalmalar, erkek organizmalarda dişilik, dişi organizmalarda da erkeklik özelliklerini artırdığı tespit edilmiştir. Bu ürkütücü bilimsel tespitler, özellikle gelişmiş ülkelerde, toplumları ve medyayı harekete geçirmiş ve EDC, PPCP, HAA, ve antibiyotiklerin hangi doğal sularda ve içme suyu kaynaklarında ne miktarlarda bulunduğunun tespiti için detaylı çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca, bu kimyasalların organizmaya alındıktan sonra endokrin sistemine kronik veya akut etkilerinin tayini gibi birçok araştırmalar da toksikologlar, ekologlar, biyokimyacılar ve tıp uzmanları tarafından yapılmaktadır. Gerek analitik ölçümdeki zorluklar ve gerekse etki belirlemede karşılaşılan problemler, mevzuat ve standartların oluşturulmasını geciktirmektedir. EDC’ler yüzeysel su ve yeraltı suyu kaynaklarında nanogram veya mikrogram mertebesinde bulunmaktadır. Noktasal kirletici unsurlara ilaveten, hidrolojik çevrimle de farklı yerlere bozulmadan taşınabilen EDC’lerin bertaraf yöntemleri genel olarak ileri arıtma teknikleri ile mümkündür. Gökhan CİVELEKOĞLU, Nevzat Ö. YİĞİT, Şehnaz Ş. KAPLAN ve Mehmet KİTİŞ isimli araştırıcıların bu makalesinde, çevresel ortamlardaki EDC’lerin ilk incelenmeye başlanmasından itibaren geçen 10-15 yıllık süre içerisinde yapılan uluslararası çalışmalar derlenerek, konu hakkındaki yeni gelişmeler literatür ışığında detaylı olarak irdelenmiştir. Türkiye’de çevresel ortamlardaki EDC’ler ve organizmalara etkileri konularında herhangi bir araştırma bulunmamaktadır. Ülkemizde EDC’ler için su kalitesi standartları da henüz mevcut değildir.

Kaynaklar

- Feryal AKBAL., Polisiklik Aromatik Hidrokarbonların Çevresel Kanserojenler Olarak Önemi, Çevre Bilim ve Teknoloji, Cilt 2 Sayı 2, Temmuz 2004.

- Gökhan CİVELEKOĞLU, Nevzat Ö. YİĞİT, Şehnaz Ş. KAPLAN ve Mehmet KİTİŞ, 'Çevresel Ortamlarda Bulunan ve Organizmalarda Endokrin Sistemini Bozabilecek Kimyasallar', Çevre Bilim ve Teknoloji, Cilt 2 Sayı 3, Ocak 2005.

- Shimkus,K., Öztürk,B., Yesin,N.V., "Oil Products, Heavy Metals and Radionuclides in the Recent Bottom Sediments of Marmara Sea Shallow Water Area", The First International Conference on tha Mediterranean Coastal Environment, MEDCOAST 93, Antalya-Turkey, November 2-5, 1993.

- Güven,K.C., Ünlü,S., Okuş, E., Doğan,E., "Oil Contamination of Mytilus Colloprovincialis After the Nassia Accident", Turkish Jour. Marine Science, Vol:1, Number 2/3, pp.67-79, 1995.

- Güven,K.C., Bayram, Ö., 'Deniz Kirliliği, TÜDAV, İstanbul, 2005.

- Kocataş, A., "Oseanoloji, Deniz Bilimlerine Giriş", Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitapları No: 114, İzmir, 1993.

- Barnes, R.S.K., Hughes, R.N., "An Introduction to Marine Ecology", Blackwell Scientific Publications, Oxford, 1988.

- Nybakken, J.M., "Marine Biology: an Ecological Approach", Harper Collins Publishers, New York , 1988.

- Kışlalıoğlu, M., Berkes, F., "Ekoloji ve Çevre Bilimleri", Remzi Kitapevi, İstanbul, 1994.

- Artüz,İ., "Deniz Kirlenmesi", İstanbul Teknik Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi, Yayın No: 1464, İstanbul, 1992.

- Samsunlu, A., "Deniz Kirliliği ve Kontrolü", İstanbul Teknik Üniversitesi, Yayın No: 1555, İstanbul, 1995.

- Türkmayalı, Ö.,"İstanbul Yöresi Deniz Sularında Kirlenmeye Neden Olan Çeşitli Kanserojen Maddelerin (PAH) Araştırılma Yöntemleri Üzerine Çalışmalar", Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İstanbul, 1981.

- Walker, C.H., Livingstone, D.R., "Persistent Pollutants in Marine Ecosystems", Pergamon Press, Oxford, 1992.

- Clark, R.B., "Marine Pollution", Clarendon Press, Oxford, 1986.

- Gourlay, K.A., "Poisoners of the Seas", Zed Books, New Jersey, 1988.

- Gözcelioğlu, B., 'Bilim ve Teknik Dergisi', Sayı: 429, Ankara, Ağustos-2003

- West, W.R., Smith,P.A., Booth, G.M., Lee, M.L., "Determination and Genetoxicity of Nitrogen Heterocycles in Sediment from The Black River", Environmental Toxicolocy and Chemistry, Vol. 5, pp 511-519, 1986.

- Vassilaros, D.L., Eastmond, D.A., West, W.R., Booth, G.M., Lee, M.L., "Determinationand Bioconcentration of Polyclic Aromatic Sulfur in Heterocycles in Aquatic Biota", Polynuclear Aromatic Hydrocarbons Sixth International Symposium on Physical and Biological Chemistry", Columbus, Ohio, 1981.

- Rosenkrantz, H.S., Mermelstein, R., "The Mutagenic and Carcinogenic Properties of Nitrogen Polycylic Aromatic Hydrocarbons", in Nitrited Polcylic Aromatic Hydrocarbons, Ed. by C.M. White, Pub. by Dr. Alfred Heuthig Verlag, Heidelberg, 1985.

- Lee, M.L., Novotny, M.V., Bartle, K.D., "Analytical Chemistry of Polycyclic Aromatic Compounds", Academic Press, London, 1981.

- Atilla Kaya, "Deniz Kirliliğinin Canlı Kaynaklar Üzerine Etkileri", Deniz Kaynakları, T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Yayını, Ankara, 2000.

- Sibel Kaymaz, "Deniz Kirliliği", Deniz Kaynakları, T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Yayını, Ankara, 2000.

- Tolay, M., Egesel, L., Okay, O., "Deniz Canlılarını Etkileyen Kirliliklerin Önlenmesi İçin Öncelikli Tedbirler", 2. Denizcilik Sempozyumu, Kocaeli Üniversitesi, Karamürsel-Kocaeli, 30 Haz.-4 Tem. 1997.

- Tolun,L.E., Okay,S.O., Tolay,M., Tüfekçi,H., Gaines,A.F., "Deniz Sedimentlerinde Petrol Kirliliğinin Araştırılması", Bodrum Yarımadası Çevre Problemleri Sempozyumu, Bodrum - Muğla, 15-19 Şubat 1998.

- Tolun;L.E., Okay,S.O., Gaines,A.F., Tolay,M., Tüfekçi,H., Kıratlı,N., "The pollution status and the toxicity of surface sediments in İzmit Bay (Marmara Sea), Turkey", Environment International, 26 (2000), 1-2.

http://reports.eea.europa.eu/report_2003_0617_150910/tr/TR_WIR_WWW.pdf

http://www.kkgm.gov.tr/Mevzuat/1380/cift_kabuk_yumusakca_g.htm .

Dr. Mustafa Tolay
Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Çevre Kurulu Başkanı
 


İlginizi çekebilir...

Sel ve Taşkınlar

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de sel ve taşkınlar, en sık görülen ve en çok zarara yol açan afetlerin başında gelmektedir....
6 Ekim 2020

İklim Krizi ve Pompalarda Enerji Verimliliği

Birkaç on yıldır çevre aktivisti hareketler, hükümetler, enerji verimliliği uzmanı mühendisler ve bilim insanları iklim krizini tartışıyor....
30 Haziran 2020

Dünyamızdaki Gerçek Tehlike: Su Kıtlığı

Su kıtlığı 21. yüz yılın en büyük sorunlarından birisidir. Dünyanın dörtte üçünün sularla kaplı olmasına rağmen, tatlı su kaynakları su kaynaklarının ...
7 Haziran 2020

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2021 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.