Hidroelektrik Perspektifinden Türkiye ve AB Enerji Politikalarına Bakış - 2

TEKNİK MAKALE
4. Sayı (Eylül Ekim 2005)

4. AVRUPA BİRLİĞİNİN YEŞİL ENERJİ MEVZUATI ve TÜRKİYE

Avrupa Birliğinin ‘Dahili Elektrik Pazarındaki Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Üretilen Elektriğin Teşvik Edilmesi’ hakkındaki 2001/77/EC sayı ve 27 Eylül 2001 tarihli yönetmeliği AB Bülteninde 27 Ekim 2001 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

(bakınız: http://europa.eu.int/eur lex/pri/en/oj/dat/2001/l_283/l_28320011027en00330040.pdf).

Bu yönetmeliğin içeriği aşağıda kısaca özetlenmektedir. Yönetmeliğin gerekçesinde aşağıdaki hususlar yer almaktadır;

Enerjide arz (kaynak) güvenliği ve çeşitliliği, çevrenin korunması ve sosyal, ekonomik dayanışmanın sağlanması açılarından, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin teşvik edilmesi Avrupa Birliğinin yüksek önceliklerinden biridir.

Avrupa Birliğindeki yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli henüz tümüyle geliştirilmemiştir.
Tüketilen elektrik içerisindeki yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen elektriğin payının artırılması, Kyoto Protokoluna uyum için gerekli önlemler paketinin önemli bir unsurudur.

Üye Ülkeler, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin payının orta vadede ne olacağına ilişkin milli hedefler tespit etmelidir ve bu milli hedefler Kyoto Protokolü ile Avrupa Birliği tarafından kabul edilen milli yükümlülükleriyle uyumlu olmalıdır.

Yenilenebilir enerji kaynakları piyasası için kanuni bir çerçeve oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu yönetmeliğin amacının, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin dahili elektrik piyasasındaki payının artırılmasını teşvik etmek ve gelecekte çıkarılacak Avrupa Birliği Çerçeve Anlaşmasına temel teşkil etmek olduğu belirtilmektedir.

Bu yönetmelikte; AB ülkelerinde 2010 yılında tüketilecek tüm elektriğin % 22.1’inin yenilenebilir (yeşil) enerji kaynaklı olması öngörülmekte ve rüzgar, güneş, jeotermal, dalga, gelgit, hidrolik, bio kütle, çöp ve arazi dolgularından elde edilen gaz, pissu tasfiye tesisleri gazı, biyogaz gibi kaynaklardan elde edilen enerji, ‘yenilenebilir (yeşil) enerji’ olarak tanımlanmaktadır. Tablo: 3’te Avrupa Birliği ile üye ülkelerin herbirinin yönetmelikte belirtilen milli hedefleri gösterilmektedir. Türkiye’nin hidroelektrik üretimi de mukayese için bu tablonun altına ilave edilmiştir.

Avrupa Birliği ülkeleri öngörülen hedeflere ulaşmak için yenilenebilir enerjiye yapılacak yatırımları artırmak amacıyla, hem arz tarafında (yeşil sertifika, yatırım desteği, vergi muafiyeti veya indirimi, vergi iadesi, doğrudan fiyat desteği gibi) çeşitli teşvik ve destek politikaları uygulamakta, hem de talep tarafında yeşil enerji kullanımını yaygınlaştırmak için vergi muafiyetleri ve subvansiyon gibi uygulamalar yapmaktadır. Aşağıda bazı örnekleri verilen bu teşvik ve desteklemelerin şekli ve mekanizmaları ülkeden ülkeye değişmektedir.

Almanya’da 2000 yılında çıkarılan ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Öncelik Verilmesine Dair Kanun’ yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam elektrik üretimi içindeki payını 2010 yılına kadar iki misline çıkarmayı hedeflemekte ve küçük hidroelektrik (5 MW’a kadar), rüzgar, güneş, jeotermal, biomass, vs. gibi yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarında üretilecek elektriğin asgari fiyatını, iletim ve dağıtımını düzenlemektedir. Bu kanuna göre, örneğin hidroelektrik santralların 500 kW kurulu güce kadarının ürettiği elektriğin kWsaatine en az 15 fenik, 500 kW kurulu gücün üstündeki kısmının ürettiği elektriğin kWsaatine en az 13 fenik, rüzgar santrallarından üretilen elektriğin kWsaatine en az 17.8 fenik (ilk beş yıl için) ödenecektir. Kanunun gerekçesinde, Almanya’daki tüm hidroelektrik potansiyelin halihazırda kullanılmış olduğu ve geriye teşvik edilerek geliştirilebilecek yalnızca küçük hidroelektrik santrallar ile rüzgar, güneş gibi diğer yenilenebilir enerji kaynakları kaldığı açıkça belirtilmektedir. Bu gerekçede ayrıca rüzgar santrallarının teşvik nedenleri açıklanırken, rüzgar türbinlerinin yeni bir teknoloji olduğu ve bu konudaki teşviğin Almanya’da bu teknolojinin geliştirilmesine, bu alanda 20,000 kişilik ilave istihdam yarattığına, imalat sektörü ve ihracata katkısına dikkat çekilmektedir. Almanya, bu tür teşvik uygulamalarıyla karbondioksit emisyonunu 2005 yılına kadar (1990’dakine göre) %25 azaltmayı, 2010 yılına kadar da tüm sera gazları emisyonunu %21 azaltmayı hedeflemektedir.

Hollanda’da 2002 yılı sonuna kadar elektrik tüketimine kWsaat başına KDV dahil 7.15 Eurocent vergi uygulanmaktaydı ve yeşil enerji bu vergiden muaf tutulmakta idi. Vergi kanununda Kasım 2002’de yapılan bir değişiklikle 2003 yılı başından itibaren ‘ecotax’ denilen bu vergi KDV dahil 7.604 Eurocent olarak uygulanacak, yeşil enerjide ise bu vergi 2.1 Eurocent olacaktır. Yani tüketici tarafında yeşil enerjinin diğer enerji türlerine göre vergi avantajı kWsaat başına yaklaşık 5.5 Eurocent olacaktır. Zaman içerisinde bu vergi avantajının 3.5 Eurocent’e düşürülmesi planlanmaktadır. Bu vergilerle oluşturulan bir çevre fonundan 2002 yılı sonuna kadar arz tarafında yeşil enerji üreticilerine 2 Eurocent/kWh teşvik verilmekte idi. 2003 yılı başından itibaren yeniden düzenlenecek bu fonda toplanacak yıllık 250 milyon Euro’nun yeşil enerji üreticilerinin subvansiyonunda kullanılacağı belirtilmekte ve hangi tür yeşil enerjinin ne kadar subvansiyon alacağına 2003 yılı başında karar verileceği belirtilmektedir.

İsveç’te rüzgar ve küçük hidroelektrik santrallarda üretilen elektriğe (arz tarafında) verilen subvansiyon 1.54 cent/kWsaat’tir. İsveç’te buna ilave olarak, rüzgar enerjisi ve küçük hidroelektrik (<1.5 MW) yatırımlarına % 15 ‘yatırım hibesi’ (investment grant) ile rüzgar enerjisi kullanıcılarına kWsaat başına 2.77 cent ‘çevre iskontosu’ (environmental discount) uygulanmaktadır.

(bakınız http://www.swedenvironment. environ.se/no0004/0004.html )

Danimarka, İsveç ve diğer bazı ülkelerde yakın gelecekte elektrik dağıtımı yapan kuruluşların ‘yeşil enerji kotası’ uygulamaları, yani sattıkları elektriğin belli bir kısmını yeşil enerji kaynaklarından temin etmeleri yükümlülüğü getirilecektir. Bu diğer ülkelerden elektrik ithal edecek tüketicilerin de uymak zorunda kalacakları bir kota uygulaması olacaktır.

Bütün bu bilgilerden ortaya çıkan gerçek şudur; AB’de yeşil enerji için büyük bir hareket, gayret ve teşvik görülmektedir.

Aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi, tüm AB ülkeleri elektrik üretimi içindeki yeşil enerjinin payını artırmayı taahhüt ederken, Türkiye yeşil enerji olan hidroelektriğin payını giderek düşürmektedir ve hidroelektrik yakın tarihimizdeki hükümetler tarafından üvey evlat muamelesi görmüştür. Halbuki, Türkiye’nin en önemli yerli enerji kaynağı olan hidroelektrik kapasitenin tümünün en erken şekilde devreye alınabilmesi için her türlü teşvik ve desteğe ihtiyaç vardır. Avrupa’da üye ülkelerin iç mevzuatlarında büyük HES’lerin teşvik dışında bırakılması normaldir, çünkü hidroelektrik kapasitenin tamamına yakını zaten geliştirilmiştir. Buna rağmen, 27 Ekim 2001 tarihli AB bülteninde yayınlanarak kesinleşen ‘Dahili Elektrik Pazarındaki Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Üretilen Elektriğin Teşvik Edilmesi’ yönetmeliğinde daha önceki taslaklarında 10 MW ve altındaki tesisler için kullanılan ‘küçük hidro’ tanımı kaldırılarak ‘hidroelektrik santralların tümü’nün yenilenebilir enerji kaynağı sayılması ve teşvik edilmeleri öngörülmüştür. (bakınız http://europa.eu.int/eur-lex/pri/en/oj/dat/2001/l283/l 28320011027en00330040.pdf). Türkiye’de ise hesaplanan kapasitenin büyük bir kısmı zaten atıl durumdadır ve hala geliştirilmeyi beklemekte, sularımız boşa akıp gitmektedir. Kaldı ki; yazarın yaptığı bir çalışmaya göre Türkiye'nin ekonomik olarak geliştirilebilir hidroelektrik kapasitesi bugün kapasite olarak bilinen değerin en az %50 daha fazlası olup, yaklaşık 190 Milyar kWh/yıl civarındadır. Bu kapasitenin halen kullanılmakta olan kısmı sadece 40 Milyar kWh/yıl’dır. Halen kullanılmayan 150 Milyar kWh/yıl kapasitenin geliştirilmesi için şu ana kadar ne EPDK ve ne de ETKB tarafından ortaya konmuş bir gayret ve çalışma yoktur. Kullanılmayan bu kapasitenin parasal değeri yıllık en az 7.5 milyar dolardır ve bu kapasite geliştirilmediği sürece Türk ekonomisi her yıl bu kadar kaynaktan mahrum kalacaktır. Üstelik 7.5 milyar dolar değerindeki bu yeşil elektriğin tamamı AB ülkelerine ihraç edilebilir.

EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) tarafından Resmi Gazetede 4 Ağustos 2002 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren yeni ‘Lisans Yönetmeliği’ bütün nehir santralları ile 20 MW ve altında kurulu gücü olan barajlı hidroelektrik santralları yenilenebilir (yeşil) enerji kaynağı olarak tanımlamaktadır (bu tanım daha sonra 28 Şubat 2003’te Resmi Gazetede yayınlanan değişiklikle, 50 MW ve altındaki nehir santralları ile rezervuar hacmi yüz milyon metreküpün veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik tesisler olarak değiştirilmiştir). Bu yeni ‘Lisans Yönetmeliği’ne göre; yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapan yatırımcılar hem lisans alma ücretinin yüzde birini ödeyecek, hem de, tesisin EPDK’na verilen programa uygun şekilde işletmeye alınması koşuluyla, işletmenin ilk sekiz yılında yıllık lisans ücreti ödemeyeceklerdir. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının iletim ve dağıtım sistemine bağlantıda öncelik sahibi olacağı belirtilmektedir. Yeni ‘Lisans Yönetmeliği’ lisans süresinin 49 yıla kadar uzatılmasına imkan sağlamaktadır. Bunların yenilenebilir enerji kaynaklarına daha çok yatırımı özendirmekten uzak oldukları açıktır. EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) nun Eylül 2002’de yayınladığı ‘Elkitabı’nda yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin teşviği için alınacak diğer tedbirlerin ancak ayrı bir kanunla düzenlenebileceği ifade edilmektedir. Yenilenebilir Enerji Kanunu Tasarısı 2004 yılı içerisinde hazırlanarak hükümet tarafından yasama yılının sonuna doğru TBMM’ne sevkedilmiş, ancak son anda tasarı metnine yapılan ve tasarının ana gayesiyle uyumlu olmayan eklemeler sonucu ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle geri çekilerek akıbeti meçhul bir tasarı haline gelmiştir. Hidroelektrik alanında çalışan ciddi Yatırımcılar için şu anda en önemli husus ilk aşamada yatırım maliyetlerini düşürecek teşvik ve önlemlerdir. Bunlar da orman mevzuatında yapılacak ve maliyet ve mülkiyet sorunlarını çözecek düzenlemeler ile serbest piyasa düzeninin doğru işlemesini sağlayacak önlemlerdir. Bu tür değişikliklerin yapılarak Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun bir an once çıkarılması hidroelektrik yatırımların hızlanmasını sağlayacaktır. Ayrıca, avrupa ile bağlantının kapasite ve kalitesinin artırılması ve yeşil sertifika uygulamalarına başlanması da önemlidir.

Türkiye, hem halihazırda hem de gelecekte üreteceği elektriğin önemli bir kısmını (2010’da %25’i) hidroelektrik santrallardan üretecektir. Avrupa Birliği ülkeleri ile yeterli bağlantı sağlanabildiği taktirde, Türkiye’nin elektrik üretimindeki bu özelliği elektrik ihracatı için önemli bir avantaj haline gelmektedir. AB ülkeleri tarafından üretimi ve tüketimi teşvik edilen yeşil enerjinin önemli üreticilerinden biri olarak Türkiye bu fırsatları değerlendirmelidir. Avrupa Birliğinin enerji stratejileri, ileriki yıllarda oluşacak açıklar ile bunların nasıl karşılanacağı ve yeşil enerji teşviklerine ilişkin temel prensipler ise bu konuda yayınladıkları ‘Green Paper’da çarpıcı biçimde yer almaktadır (bakınız http://europa.eu.int/eur-lex/en/com/gpr/2000/com2000_0769en01.html). 2020 yılı için öngörülen toplam 800,000-900,000 MW kurulu gücün yaklaşık %22’sinin yeşil enerji kapsamında olması gerekmektedir ki, bu AB ülkelerinin bu zamana kadar ilave yaklaşık 300 Milyar kWh/yıl yeşil enerji üretmeleri, veya komşu ülkelerden satın almaları anlamına gelmektedir. Yeni yürürlüğe giren 2001/77/EC sayılı yönetmelikte ise yaklaşık 200 milyar kWh/yıl ilave yeşil enerji üretiminin 2010 yılına kadar gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. AB Komisyonu bu hedefi yakalamak için 2010 yılına kadar yapılması gereken yatırım tutarını 165 milyar Euro olarak tahmin etmektedir. Türkiye’de halen kullanılmayan 150 Milyar kWh/yıl kapasite geliştirildiği takdirde üretilen elektriğin alıcısı Ğhem de daha yüksek olan yeşil enerji fiyatlarıyla- hazır olacaktır; AB ülkeleri. Bu nedenle, yurt içinde özellikle yeşil enerjide arz fazlası hedeflenmeli ve politika olarak benimsenmelidir. Bu da hidroelektrik dahil tüm yeşil enerji yatırımlarının aktif bir şekilde desteklenmesini gerektirir.

Hidroelektrik santrallarda üretilen elektriğin tek avantajı yeşil enerji olması değildir. Bundan daha önemlisi ve ekonomik olarak da daha değerlisi, elektrik depolayarak puant saatlerdeki pik talebi karşılayabilme özelliğidir. Temel politika olarak ülkemizin mevcut ve yeni yapılacak depolamalı hidrolik santrallarının öncelikle puant yükleri karşılamak üzere kullanılmaları esas olmalı, AB ülkelerine puant saatlerde enerji satışı hedeflenmelidir. AB ülkelerinde puant enerji ihtiyacının tümünü karşılamaya yetecek kapasitede depolamalı hidrolik tesisler olmadığı için puant enerji fiyatları zaman zaman çok yükselmektedir. Fiyat mertebesi için fikir vermek üzere, Amsterdam Elektrik Borsasında (http://www.apx.nl) kışın puant saatlerdeki elektriğin fiyatının sık sık 45-60 cent/kWh seviyesine kadar çıktığı birçok gün olduğunu belirtmek isterim. Örneğin 17 Aralık 2001 günü saat 18’de fiyat 100 Euro cent/kWh mertebesine ulaşmış, takibeden birkaç gün aynı saat aralığında bu mertebede kalmıştır (bakınız http://www.apx.nl/marketresults/Historicaldata/historicaldata_dec01.htm).

Türkiye’nin şu anda Avrupa ile bir tek iletim hattı bağlantısı vardır, o da Türkiye’nin elektrik ithali için kullandığı Bulgaristan bağlantısıdır. Bu bağlantı toplam 1,250 MW kapasiteli ve 400 kV gerilimli iki hatttan oluşmaktadır. Yunanistan ile de 750 MW’lık bir bağlantı daha yapılması planlanmaktadır. Halihazırda kullanılan Bulgaristan hatlarının Avrupayla bağlantısında da Yugoslavya geçişi nedeniyle bazı problemler vardır. Geçiş ülkelerinin uygulayacağı iletim ücretleri de üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bütün bunların hepsinden daha önemli ve çözümü zor olan sorun ise kendini ithalata alıştırmış Türkiye enerji sektörü’nün Ğbaşta bürokrasi olmak üzere- zihniyetini değiştirerek ihracata dönük faaliyetlere adapte edilmesidir. Türkiye elektrik ihracatından ciddi gelirler sağlayabilir. Sadece mevcut hatlar ve kapasite kullanılsa bile yılda 10-15 milyar kWh elektrik ihracı gerçekleştirebilir. Bu da yıllık en az 500 milyon dolar ek gelir demektir. Türkiye enerji (elektrik) ihracatını, düşünmek, planlamak ve başarmak zorundadır. Bunun en kolay ve en doğru yolu da ülkenin kendi yenilenebilir enerji kaynağı olan hidroelektrik potansiyelin tümünün bir an önce geliştirilmesidir.

Avrupa’ya yeşil enerji ve özellikle puant saatlerde elektrik ihracatını sağlamak ve teşvik etmek amacıyla, Avrupa ile bağlantının kapasite ve kalitesi süratle artırılmalıdır. Bağlantının kalite ve kapasitesini artırmak da tek başına yeterli değildir. Türkiye kendi şebekesinin işletme standardını AB düzeyine çıkarmak zorundadır. Mümkün olan en kısa sürede UCTE’ye (Union for the Coordination of Transmission of Energy) üye olunmalıdır. Her ne kadar TEAŞ UCTE’ye üyelik müracaatını yapmış ise de, elektrik şebekelerimiz bu üyeliğin gerektirdiği düzeyde değildir. Bu düzeye gelebilmek için TEAŞ’da (İletim A.Ş.) bulunan veri tabanını geliştirmek, ilave kontrol ve ölçüm sistemi, haberleşme, bilgi işlem ve hesaplaşma otomasyonu işlerinin sistem tasarımı ve projelendirilmesi acilen yapılmalıdır. Bu iki husus İletim A.Ş.’nin en öncelikli ve önemli görevlerinden biri olarak belgelerde yer almalıdır.

Milli şebekenin Avrupa şebekesine bağlanması ve entegrasyonu, ülkemizde enerji yatırımı yapılması için en büyük teşvik ve garanti olacaktır. UCTE üyesi Türkiye’nin herhangi bir enerji yatırımcısı üreteceği elektriği AB ülkelerindeki dilediği kuruluşa serbestçe satabilecektir. Yatırımcının yapacağı bu gibi satış anlaşmaları uluslararası bankalar tarafından garanti olarak kabul edileceği için, Türkiye’de yapılacak enerji yatırımlarının (özellikle yeşil enerji yatırımları) finansman sorunu büyük ölçüde çözülecektir. Bu, Türkiye’de Enerji sektörüne yapılacak yatırımı ve yabancı sermaye akışını da hızlandıracaktır.

Türkiye’deki yeşil enerji yatırımlarına dış kaynak ve finansman temini için yapılması gereken ikinci husus BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile ilgilidir. Türkiye gelişmiş ülkeler statüsünde sayıldığı için uzun süredir Çerçeve sözleşmesine imza koymuyor, durumunun özel olduğunu iddia ederek gelişmiş ülkeler gibi emisyon yükümlülükleri altına girmek istemiyordu. Türkiye’nin tezi, uzun müzakereler sonucunda BM ve protokolun taraflarınca da kabul edilerek (COP 7’de 26/CP.7 sayılı kararla), BM genel sekreterinin 28-12-2001 tarihinde yazdığı yazı ile teyit edilmiş, 28-06-2002’de de yürürlüğe girmiştir. Bunun üzerine, konu TBMM gündemine getirilerek, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine katılmamızın uygun bulunduğuna dair 4990 sayılı kanun çıkarılmış, ve 21/10/2003 tarih ve 25266 nolu Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Böylece bu konudaki çalışmaların önü açılmış oldu. Türkiye protokolu imzaladığı anda Kyoto Protokolu’nun da tarafı haline gelecek ve gelişmiş ülkeler listesinde ‘ekonomisi geçiş sürecinde’ ülkeler arasında sayılacaktır. Türkiye taraf haline geldiği anda protokolun ‘emisyon ticareti’, ‘temiz geliştirme’ ve ‘müşterek uygulama’ gibi mekanizmalarından yararlanır hale gelecek, ve bu yolla yeşil enerji yatırımlarına dış kaynak ve finansman temini daha kolay hale gelecektir. Bilindiği üzere Kyoto Protokolu Rusya’nın da katılması ile 16 Şubat 2005 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Türkiye de AB’ye aday ülke olarak çok kısa sürede Kyoto Protokolüne taraf olmak ve diğer Avrupa Birliği Ülkeleri gibi bu protokol hükümlerine uymak durumundadır.

5- SONUÇ ve ÖNERİLER

Sonuç olarak Enerji piyasasının liberalleşmesi ve rekabetin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için, hem yeni çıkarılacak mevzuatta ve hem de 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa göre hazırlanacak yönetmeliklerde, diğer yeşil enerji kaynakları yanında, Türkiye’nin en önemli enerji kaynağı olan hidroelektrik tesislere yatırımı teşvik edici ve özendirici hükümler yer almalıdır. Yapılması gerekenler aşağıda bir kere daha özetlenmektedir;

Türkiye’de hiçbir teşvik olmadan da gerçekleştirilebilecek ekonomik verimlilikte birçok hidrolelektrik tesis vardır. Özel sektörün enerji tesislerine yatırım yapmasını teşvik için bu engelleri kaldırarak veya hiç değilse azaltarak güven ortamı yaratılmalıdır.

Enerji piyasalarına hakim konumdaki kamu kurumlarının arasındaki çok başlılık, çekişme ve koordinasyonsuzluk giderilmelidir.

Yenilenebilir Enerji Kanunu, ülke gerçekleri gözönüne alınarak ve kamu maliyesine ek yükler getirmek yerine yatırımcının maliyetini azaltıcı hükümler içerecek şekilde değiştirilerek bir an önce çıkarılmalıdır.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun daha sağlıklı çalışabilmesi için, kurulda özel sektör temsilcilerinin de yer alması sağlanmalıdır.
Lisans süreleri en az 49 yıl olmalıdır. Hidrolik santralların elektro-mekanik bölümlerinin ekonomik ömrü 75 yıl, yatırımın büyük bir kısmını oluşturan diğer bölümlerinin ömürleri ise yüzlerce yıldır. Bu sebepten gelişmiş ülkelerde hidrolik tesislerin lisans süreleri çok uzundur (ABD’deki uygulama için bakınız http://www.ferc.gov/hydro/docs/ waterpwr.htm ). Ülkemizde ise büyük bir yanlış yapılarak, Yap-İşlet-Devret modelli hidrolik santrallarda süre 15-20 yıl ile sınırlandırılmıştı. Bu hatalı karar hidrolik enerji yatırımlarının önünü kesmiştir. Aynı hata bir daha tekrarlanmamalıdır.
Kredi ödemelerinin yoğun olduğu ilk 8-10 yıl boyunca hidroelektrik tesislerinin ürettiği beher kW/h enerji için yeşil enerji teşviği uygulanmalıdır. Daha sonraki dönemler için böyle bir teşviğe gerek yoktur. Bunu karşılamak için ise termik santralların ürettiği beher kWh için 1.5-2 cent (sebep oldukları dışsal maliyetler karşılığında) sürşarj uygulanabilir.

fiyat/tarife garantisi getirilmelidir (Avrupa Birliği yukarda bahsedilen 2001/77/EC sayılı yönetmeliği ile hidroelektrik santralların tümünün yenilenebilir enerji kapsamı içinde teşvik edilmesini öngörmektedir ve Türkiye’nin de bu yönetmelik hükümlerine uygun tedbirleri alması hem gerekli hem de Türkiye için daha yararlıdır). Yalnızca santral yatırımlarının değil, bu santrallarda kullanılacak elektro-mekanik aksam ile kontrol sistemlerinin de yurt içinde üretiminin teşvik edilmesi gerekir.

Hidroelektrik tesislere kamu yatırımlarının da sürmesini temin için, DSİ veya TETTAŞ’a ait 8-10 yıl süreden daha fazla işletmede olan hidroelektrik santralların ürettiği elektriğe 1.5-2 cent/kWh sürşarj uygulanarak yıllık ortalama 700 milyon dolar ek kaynak yaratılabilir.

Türkiye’nin elektrik üretim stratejilerinde birinci öncelik hidroelektrik potansiyelin geliştirilmesi olmalı, özellikle yeşil enerjide arz fazlası ve elektrik ihracatı hedeflenmelidir. Arz fazlası daha fazla rekabet, daha ucuz fiyat ve elektrik ihracatı demektir.

Yeşil enerjinin iyi fiyatlarla AB ülkelerine ihracatı için Türkiye kendi iletim ve dağıtım şebekesini Avrupa standartlarına getirmeli, UCTE üyeliği acilen gerçekleştirilmelidir. Avrupa bağlantılarının kapasite ve kalitesini artırmalıdır. Bu bağlantıların kapasite tahsisinde öncelik yeşil enerjiye verilmeli, iletim, dağıtım ve bağlantı ücretleri yeşil enerji için daha düşük tutulmalıdır.

Kyoto Protokolüne taraf olunduğunda Türkiye’nin genelde yenilenebilir enerji kaynaklarına, özellikle de hidroelektrik santrallara yapacağı yatırımlara daha çok yurtdışı kaynak ve finansman bulunması kolaylaşacaktır. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine katılmamızın uygun bulunduğuna dair 4990 sayılı kanun 21/10/2003 tarih ve 25266 nolu Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin emisyon ticareti ve temiz geliştirme ve müşterek uygulama gibi Kyoto Protokolü mekanizmalarından yararlanabilmesi için gerekli yönetmelik ve yol haritası hazırlanacaktır. Bu yönetmelik ve yol haritası hazırlıklarında Türkiye’nin büyük küçük demeden tüm hidroelektrik potansiyelinin geliştirilmesi en önemli hedeflerden biri olmalıdır.

İnş. Yük. Müh. N. Nadi BAKIR

ERE Hidroelektrik Üretim ve Tic. A.Ş.
 

İlginizi çekebilir...

Deniz Suyu Tesisleri için Vana Seçimi

Dünya genelinde tuzdan arındırma tesisleri günde 100 milyon metreküpten fazla içme suyu sağlamaktadır ve Uluslararası Tuzdan Arındırma Birliği (IDA), ...
19 Ocak 2026

İleri Geliştirilmiş Teknolojiyle Ham ve Kullanılmış Atık Sulardan Geri Kazanım ve Dönüşüm

İki harfli tek kelimelik, yaşamın iksiri su, dünyamızda çok önemli bir yere sahip olup, tüm canlıların yaşaması için muhtaç olduğu maddedir....
9 Aralık 2025

ETA Ekipman - Ultraviyole Dezenfeksiyon Sistemleri

Atık su arıtma tesislerinde dezenfeksiyon, arıtılmış suyun çevreye güvenli bir şekilde deşarj edilmesi veya yeniden kullanımını sağlamak açısından büy...
9 Aralık 2025

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji & Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.

0,922 sn