Çevre Konusunda Ulusal Bir Politikamız Yok!..

Çevre Konusunda Ulusal Bir Politikamız Yok!..

TEKNİK MAKALE
4. Sayı (Eylül Ekim 2005)

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ö. Eylem Tuncaelli
Çevre konusunda, ulusal bir politikamızın olmamasından rahatsızlık duyduklarını belirten Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ö. Eylem Tuncaelli, böyle bir ulusal politika oluştururken de dışa bağımlılığı artıracak her türlü uygulamanın yok sayılması gerektiğini vurguluyor...

Son dönemde çıkan yönetmeliklere de değinen Tuncaelli, ‘Yönetmeliklerin çıkması bizim için bir anlam ifade etmiyor; çıkan yönetmeliklerin uygulanabilir olması gerekiyor. Harıl harıl yönetmelik çıkarınca doğal olarak düzgün çalışmalar da yapılamıyor. Birçoğu Avrupa’dan herhangi bir ülkeden alınmış çeviri metinler...’ diyor

Su ve Çevre Teknolojileri: Ülkemizde çevre konusunda yapılması gereken öncelikli çalışmalar neler olmalıdır?

Ö. Eylem Tuncaelli: Sürekli yönetmelikler çıkıyor, yasa çıktı çıkacak; ama bizim ne yazık ki bir ulusal politikamız yok. Çevre konusunda öncelikle hükümetin bir ulusal politikası olması gerekiyor. AB uyum süreçlerinin zorlamasıyla değil, ülkenin yerel özellikleri ve yaşam tarzımız dikkate alınarak kendimize özgü bir politika geliştirmeli ve yurttaşlarımız ile birlikte bu politikayı uygulamaya koymalıyız. İlk yapılması gereken şey bu. Sürekli yeni yönetmelik ya da yasalar çıkıyor fakat yeni mevzuat birbiriyle de çelişebiliyor. Çevre adına çıkarılan bir madde başka bir yasada sabote edilebiliyor veya es geçilebiliyor. Örneğin madenlerin ÇED dışında bırakılması gibi, Danıştay kararları yok sayılabiliyor, tekrar tekrar davalar açılması gerekebiliyor. Bu nedenle sistematik çalışmak ve daha da bilinçli yaklaşmak gerekiyor. Bu yıl düzenleyeceğimiz VI. Çevre Mühendisliği Kongresi’nde çevre politikaları, ulusal politikalarımız ve temiz üretim başlıklarını ele alacağız.

Ayrıca ülke gündemine sürekli giren ve çevresel yıkıcılık açısından yalnız günümüzü değil geleceğimizi de ipotek altına alan nükleer enerji sorunu var. Uluslararası nükleer lobilerin bu büyük ranttan pay kapabilmek için yaptıkları girişimler hükümetler nezdinde ne yazık ki yankı buluyor. Son günlerde bakanlık düzeyinde kısa vadede nükleer santral yapılacağına ilişkin net açıklamalar yapılmakta. Bir de bu lobiler nükleer enerjiyi aklamak adına nükleer tehlikeyi yok sayan propaganda ve yanlış bilgilendirme faaliyeti yürütüyorlar. Örneğin Çernobil felaketinin sonuçlarını hep birlikte günbegün yaşamaktayken, Birleşmiş Milletler nezdinde yeni raporlar ortaya atarak gerçeği perdelemeye çalışıyorlar. Dünyanın vazgeçtiği bir teknoloji bir dayatma şeklinde önümüze getiriliyor. Çevresel risklerinin kontrol altına alınması neredeyse olanak dışı olan nükleer santraller, ilk yatırım ve işletme maliyetleri açısından da diğer enerji tesislerine göre oldukça pahalı. Bu enerji türünün ülkemiz koşullarıyla asla uyuşmadığı, geçmiş girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla da sabitlenmiş bulunmaktadır. Oysa ki yenilenebilir ve temiz enerji kaynakları açısından çok şanslı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu potansiyellerin mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca kimi yetkililer ülkemizi enerji gereksinimi abartmaktalar. Mevcut kurulu gücümüzde dağıtım şebekelerinde yapılacak düzeltmelerle bile enerji eksiklerimiz giderilebilir. Nükleer enerji gelişmiş ülkelerin vazgeçtiği bir teknolojidir. Almanya, Fransa ve Amerika bu teknolojiyi rafa kaldırmışken, nükleer lobi Asya ülkelerinde pazar aramaktadır. Nükleer enerji eskimiş teknolojidir, dışa bağlıdır, çevresel riski en yüksek enerji elde yöntemidir. Nükleer atık, dünyanın hiçbir yanında çözülememiş başlı başına bir sorundur. Çöplükleri patlayabilen bir ülkede ‘İlla nükleer enerji’ diye açıklamaların yapılması da durumu trajikomikleştirmektedir.

Yeni çıkan Yenilenebilir Enerji Yasası da yine ülke gereksinimi için değil de Avrupa Birliği için düzenlenmiş görünmektedir. Yenilenebilir enerji potansiyellerimiz yasada tam anlamıyla yerini bulmamıştır. Örneğin güneş, biyokütle, jeotermal enerji üretimine yeterli destek verilmiyor ve bu durum özellikle küçük çaplı üreticilerin ayakta kalmasını zorlaştırıyor. Türkiye'nin düşük rüzgar alan yerleri bile Avrupa'nın en rüzgarlı yerlerinden daha fazla kapasiteye sahip iken yalnızca en rüzgarlı bölgelere destek veriliyor. Yenilenebilir enerjinin neredeyse yalnızca ilk yatırım maliyeti vardır. Güneşe ve rüzgara para vermezsiniz. Yenilenebilir kaynaklar size aittir, bir yerlerden getirtmenize gerek yoktur, çevresel riskleri nükleer enerji eldesinin yanında ihmal edilebilir düzeydedir. Yenilenebilir enerji, ‘Şu kadar sayıda yapacağız’ diye açıklanan nükleer santrallerden çok daha fazla sayıda istihdam yaratmanıza olanak sağlamaktadır. Özetlemek gerekirse, öncelikle bir politika belirlemeliyiz. Bu politikayı belirlerken dışa bağımlılığı artıracak her uygulamayı yok saymalıyız.

Su ve Çevre Teknolojileri: Sanayicilerin çevreye olan hassasiyetlerinin arttığı söyleniyor... Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Ö. Eylem Tuncaelli: Sanayicilerimiz bugüne kadar, arıtma tesisi yapmalarını bir zorunluluk olarak görüyorlardı ve bu yatırımlara ölü yatırım gözüyle bakıyorlardı. Şimdi gelinen noktada özellikle ihracat yapan firmalar, çevre yönetim sistemini kurmadan mal satamaz durumdalar. Sanayiciler bu konuya çok daha ilgili yaklaşıyorlar, çünkü sanayicinin bu tip yatırımlar yapması daha az atık atması demek, o atığı bertaraf etmesi için daha az maliyet harcaması demek, attığı atığı kendi sanayisine geri kazandırması demek, başka bir hammadde girişinin önüne geçmesi demek, elektrik sarfiyatının daha az olması demek.

Su ve Çevre Teknolojileri: Bakanlık tarafından yayımlanan Atıksu Arıtma Tesisi Proje Onayı Genelgesi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Ö. Eylem Tuncaelli: Bu genelge bizim önemli mesleki kazanımlarımızdan bir tanesi. Bugüne kadar atıksu arıtma tesisi projelerinde akla gelen her mühendislik dalı mensubunun imza yetkisi vardı. Bizim en büyük savaşımız, atıksu arıtma tesisi projelerini çevre mühendislerinin yapması gerektiği konusuydu. Bakanlıkla da bu konuda sürekli görüşüyorduk. En son 2004 şubat ayında ilk haliyle çıktı genelge, 2005’te de revize edildi. Bundan böyle atıksu arıtma tesisi yapabilmek için bir firmanın mutlaka çevre mühendisi çalıştırması gerekiyor. Firmanın Çevre Mühendisleri Odası’ndan BTB (Büro Tescil Belgesi)’li olması gerekiyor ya da çevre mühendisi SMM (Serbest Müşavir Mühendis) olabilir. Bu da, BTB’li firmanın projelerinin Oda tarafından kontrol edileceği anlamına geliyor ve son aşamada genelgede denetimden sorumlu kurumun onayı söz konusu. Çift kontrol ile projeler geçecek. Ülkemiz tam bir atıksu arıtma tesisi çöplüğüne döndü. İstanbul’dan Trakya’ya kadar bir sürü atıksu arıtma tesisine rastlıyorsunuz. Çalışanların da kaçının verimli çalıştığı bilinmiyor. Proje safhasında genelge çok önemli. Ama proje kadar arıtma tesislerinin işletilmesi de çok önemli. Bu anlamıyla da bakanlığın denetim mekanizmalarını çok iyi kurması gerekiyor. Şu an için ‘Bu denetim mekanizmaları var ve iyi işliyor’ demek doğru olmayacaktır. Çünkü bakanlıktaki meslektaşlarımızın sayısı çok yetersiz. Denetleme mekanizmaları bu anlamıyla çok düzgün işlemiyor ama bir projenin ilk yatırım maliyetinin çıkarılıp, yatırım yapıldıktan sonra daha çok o projenin işletiliyor olmasının bir önemi var. Bu önemli bir mesleki kazanım, ama arıtma tesislerinin işletilmesi için de atılması gereken adımlar var. Bu da yasal mevzuatla tanımlanabilir. Bizim 2005 raporumuz vardı, orada birkaç öneride de bulunduk. Örneğin organize sanayi bölgesinde Ar-Ge’de çalıştırdığınız elemanlar için vergi vermezsiniz, bir muafiyetiniz vardır, bir indiriminiz vardır; atıksu arıtma tesislerinde istihdam edilecek elemanlar için böyle bir şey yapılabilir. En azından eleman istihdamını kolaylaştırabilirsiniz. Arıtma tesislerinde elektrik sarfiyatlarından yakınılıyor, buralara teşvik amacıyla ucuz elektrik sağlayabilirsiniz. İşletmeye yönelik adımlar atıldığında bir bütün olarak iyi hale gelecek. Şu an için proje onay genelgesi önemli bir mesleki kazanımımız, ancak işletme için de söylenecek şeylerin olması gerekiyor.

Su ve Çevre Teknolojileri: Bakanlık tarafından kısa sürede birçok yönetmeliğin yayınlanması, uygulamada karışıklık ve aksaklıklara yol açıyor mu?

Ö. Eylem Tuncaelli: Her gün bir çok yönetmelik çıkıyor. Yönetmeliklerin çıkması bizim için bir anlam ifade etmiyor. Çıkan yönetmeliklerin uygulanabilir olmasının bizim için bir önemi var. Harıl harıl yönetmelik çıkarınca haliyle oturup düzgün çalışmalar da yapılamıyor ve gerçekten birçoğu Avrupa’dan herhangi bir ülkeden alınmış çeviri metinler. Bize uygun yönetmelikler değiller; bizim ülkemize uygulanabilirlikleri de tartışılır ve herkesin kafası karışmış durumda. Çevre Mühendisleri Odası olarak çıkarılan yönetmeliklere, atılan adımlar olarak bakıyoruz. Bunların ilerisi de olacak. Ama ilk şart çevre konusunda ulusal bir politikanızın olması gerekiyor. Önce bir politikanız olur ve siz alt başlıkları tanımlarsınız. Bizim ise ana başlığımız yok ve sürekli alt başlıklar çoğalıyor.

Son dönemde Türkiye’de katı atık üzerine yoğunlaşmalar var. Ancak diğer çevre sektörlerinde olduğu gibi katı atık sektöründe de piyasa boşluğundan doğan ‘fırsat’ları kısa vadeli kárá dönüştürme kaygısı dikkat çekiyor. Söz konusu girişim artışında böylesi bir etki olsa da geri kazanmayı, kaynakların doğru kullanılması adına bir adım olarak görüyoruz ve projeler uygulanabilir olduğu sürece hareketlenmeyi genel olarak olumlu değerlendiriyoruz. Sanayici kotaları yüksek buluyor, uygulamacıların kafası karışmış durumda, ama bu yönetmeliklerin hepsi önemli adımlar. Eksik var, ilk yapılması gereken şey eksik ama umarım onlar da tamamlanır; keşke birilerinin zorlaması ya da AB böyle istedi diye yapmamış olsak.

Su ve Çevre Teknolojileri: Kasım ayında 6. Çevre Mühendisliği Kongresi düzenliyorsunuz. Kongre hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ö. Eylem Tuncaelli: 22 Mayıs 1992 günü Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bünyesinde kurulan Çevre Mühendisleri Odası, toplumsal kalkınma hedeflerimizin ve doğal kaynaklarımızın, gelecek kuşakların yaşama haklarını da gözetecek şekilde planlanmasını ve geliştirilmesini sağlamayı hedeflemektedir. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, iki yılda bir değişik illerde düzenlediği ‘Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi’ aracılığıyla ilgili alanlarda üretilen bilimsel ve teknolojik değerlerin en geniş kesimlerce paylaşılmasını ve tartışılmasını amaçlamaktadır.

Bu yıl 24-25-26 Kasım 2005 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan VI. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi, ‘Ulusal Çevre Politikaları Ğ Temiz Üretim’ ana teması ile akademik çevreleri, yasa koyucu ve uygulayıcıları ile denetleyicileri, teknolojiyi üreten ve uygulayan kesimleri, ilgili sektörleri ve kamuoyunu bir kez daha buluşturmuş olacaktır. Türkiye’de son 10 yılda bile çevre politikalarının diğer politikalara olan önceliği ve onları kontrol eden faktör olduğu hala anlaşılamamaktadır. Kuruluş kararnamesinde en az 6-7 bakanlığın koordinatörü olarak düşünülen Çevre Bakanlığı, bu ülkenin en atıl ve gelişmeyi engelleyici kuruluşu olarak görülmüş ve nihayet 2003 yılında hantallığı ve kadro genişliği, yasa teklifi gerekçesi olarak gösterilmiştir. Eğitim politikaları, ekonomi politikaları, çevre politikaları vb. politikalar, belirtilen eylemleri ve bunların ilişkili olduğu tüm sistemleri doğrudan etkilerler. Bunlar bir ülke politikası olduğunda ülke çıkarları doğrultusunda yönlendirilmeleri doğaldır ve bu nedenle farklı politikalar ortaya çıkmaktadır. Örneğin ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Kirleten Öder’, ‘Seyrelme Kirlenmeye Çözüm Değildir’, ‘Beşikten Mezara Kontrol’, ‘Kaynakların Korunması ve Geri Kazanılması’, ‘Temiz Üretim’ vb. politikalar tutmuş, yaşamış ve bazıları ise yok olmuştur. Ancak çevre söz konusu olduğunda ekosistemler (sibernetik sistem) akla gelmelidir ve ekosistemlerin sınırları ülke sınırları ile aynı değildir.

Alıcı ortamların kirlilik özümseme kapasitelerinin aşılmaya başlanması, doğal ortamdaki dengelerin geri dönüşü zor/imkansız bir şekilde değişiyor olması, çevre kirliliği kaynaklı büyük ölçekli sağlık sorunlarının gündeme gelmesi ve doğal kaynakların hızla tüketilmesi vb. süreçlerin ülkemizde çevresel değerlere verilen önem ile konu üzerindeki toplumsal duyarlılığın artmasına yol açtığı biliniyor. Buna ek olarak, çevre konusunda imzacısı olduğumuz çeşitli uluslararası antlaşmalar çerçevesindeki sorumluluklarımızı yerine getirebilmek de gittikçe önemi daha fazla hissedilen bir gündem. Bu iki ana eksenin yasal anlamda buluştuğu nokta ise ulusal çevre politikalarının eleştirel bir bakışla gözden geçirilerek, gerekli eksikliklerin tamamlanması ve düzeltmelerin yapılması.

Bu sürecin hayata geçirilmesindeki anahtar kavramın ‘Gündelik yaşamımızda kullandığımız çeşitli ürün ve hizmetlerin ardında daha az artık ve atıklar bırakarak üretilmesi’ olarak tanımlanabilen Temiz Üretim (ya da Kirlilik Önleme) olduğundan hareketle TMMOB ÇMO bu yıl düzenlediği VI. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi’nin ana temasını ‘Ulusal Çevre Politikaları-Temiz Üretim’ olarak belirledi.

Temiz Üretim girdileri, üretim süreçlerini ve ürünleri bir bütün olarak ele alan bir kavramdır. Sadece proseslerde değil, davranışlar ve yönetim felsefesinde de köklü değişiklikler önerir. Geri dönüşüm, atık azaltımı, kirlilik önleme vb. uygulamaları kapsayan Temiz Üretim kavramı aynı zamanda iyi bir çevre yönetim sisteminin içermesi/uygulaması gereken yaklaşımı tanımlar. Ürün tasarımını da -bütünsel önleyici çevre yönetim sisteminin bir parçası olarak- içerdiğinden, kirlilik önleme yaklaşımlarından (arıtma tesisleri, baca filtreleri, vb.) daha geniş bir uygulama alanı vardır. Bu çerçevede, TMMOB ÇMO VI. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi ile insanlığa sürdürülebilir üretim, enerji vb. bazında yeni bir ufuk sunan temiz üretim kavramını çevre mühendisleri için olduğu kadar, ilgili tüm uzmanlık alanlarının gündemine getirmekte ve ülkemizde konu üzerindeki ilk kongreyi düzenlemektedir.

Su ve Çevre Teknolojileri: Bakanlıkla sürekli irtibat halinde misiniz?

Ö. Eylem Tuncaelli: Bakanlıkla ilişkilerimiz genel merkez düzeyinde yürütülüyor. Genel merkezimiz de bakanlıkla sürekli irtibat halinde. Örneğin çevre yasasıyla ilgili görüşmeler var. Çevre Yasası’nı, ‘Atılan bir Adım’ olarak görüyoruz, ama çok eksik bir adım; biz de farklı önerilerimizi sunuyoruz. Mesela en başında yaptığımız şey ‘Varlık’ ve ‘Kaynak’ terimlerini ayırmaktı. ‘Doğal Kaynaklarımız’ dediğimizde kaynak kelimesi sömürülecek bir şey gibi algılanıyor. En azından mantalitede bunu değiştirmek amacıyla ‘Varlık’ terimini oturtmaya çalıştık. Yani ‘Doğal Varlıklarımız’ diyoruz. Zannediyorum yasada bu biraz oturacak.

Bugüne kadar Türkiye ‘Çevreyi Kirleten Öder’ prensibiyle yönetildi. Yasada da bunun nüveleri yine var. Ama daha ağır bedellerle öder; yani kirleten öder fakat daha ağır bedellerle öder; sadece para cezasıyla kurtulamazsın. Mesela taslak metinde, bozdunuz ya da kirlettiniz ve maddi olarak bir ceza verildi; ‘Bu yaratılmış maddi kaynak öncelikle çevre için kullanılacaktır’ diyor. Niye öncelikle çevre için?.. Bu kaynağın sadece ve sadece çevre için kullanılması gerekiyor. Bu konuda baskılarımız var. Atıksu arıtma tesisinin işletilmesine dönük teşvik eden şeylerin çıkarılmasına dair görüşlerimiz var. Biz de merakla yasanın gündeme gelmesini ve çıkmasını bekliyoruz. Uygulanabilir bir yasamız olması gerekiyor. Gerçekten sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda bir yasamız olmalı. Kaynakları optimum kullanabilmek, mühendisçe yönetebilmek ve daha doğrusu gelecek kuşakları düşünerek yönetebilmek gerekiyor. Bunun için de biz elimizden gelen şeyleri yapmak zorundayız. Oda olarak sadece görüş verebiliyoruz ve görüşlerimizin su üzerinde kalabilmesi için de bol miktarda emek harcıyoruz. Yapabileceğimizin en üst noktası bu.

Su ve Çevre Teknolojileri: Çevre Mühendisleri Odası denetim yapmalı mı?

Ö. Eylem Tuncaelli: Denetlemeyi çevre mühendisleri yapmalıdır. Denetlemelerde Çevre Mühendisleri Odası olabilir. Yani bağımsız bir heyet oluşturursunuz, bu ülkede de bu konuda en yetkin eğitimi almış insanlar çevre mühendisleridir. Bu insanların buluştukları nokta da Çevre Mühendisleri Odası’dır. Çevre Mühendisleri Odası bu konuda bağımsız heyete bir gözlemci veya bir üye verebilir. Ama söylediğim hep kamu nezdindeki bileşenlerden oluşmuş denetleme kurumları; kastım kar amacı gütmeden, kamu yararı gözetilerek yapılacak denetimler. Mesela biz BTB veriyoruz, BTB vererek bu sektörde çalışan firmaları odanın denetimine almaya çalışıyoruz. Diyoruz ki ‘Çevre mühendisi çalıştıracaksın ve projelerini odaya vize ettireceksin’. Böylelikle meslektaşımızın emeğinin sömürülmemesini de kontrol etmeyi hedefliyoruz. Projenin genel prensiplere uygunluğunu kontrol edersiniz. Yani yanlış projeler çıkmamasını sağlarsınız. Böylece hem kaynak kullanımını hem de yapılan yatırımların doğruluğunu kontrol etmiş olursunuz.

Yasa, denetim mekanizması tanımlıyor. Taslakta, çevre denetçisi ya da çevre görevlisi diye tanımlar var ve bu tanımların altları bizce doldurulmamış halde. Bu kavramlar çevre mühendisi olarak tanımlanmış durumda değiller. Özellikle o kurumda ya da kuruluşlarda bu isimle görevlendirilecek insanların çevre mühendisi olması konusunda ısrar ediyoruz. Bu işi yapacak çevre denetçisi, çevre görevlisi olarak istihdam edilecek elemanların mutlak surette çevre mühendisi olması gerekiyor.

Kaynakların doğru kullanılması zaten bu demek; bir yasayla kaynakları doğru kullanmayı hedefliyorsunuz ama en doğru kaynağı doğrudan saf dışı bırakıyorsunuz. Bu insanların mutlaka çevre mühendisi olması gerekiyor. Bakanlığın denetim mekanizmaları açısından da kadro eksikliği var. Beş yüz tane eleman istihdam edilmesi düşünülüyor, ama bunun en azından bin olması gerekir. Ama tanımlamalar yapılmadığı için de bu kadroların kim olacağı ve hangi meslekten olacağı net değil.
 

İlginizi çekebilir...

Deniz Suyu Tesisleri için Vana Seçimi

Dünya genelinde tuzdan arındırma tesisleri günde 100 milyon metreküpten fazla içme suyu sağlamaktadır ve Uluslararası Tuzdan Arındırma Birliği (IDA), ...
19 Ocak 2026

İleri Geliştirilmiş Teknolojiyle Ham ve Kullanılmış Atık Sulardan Geri Kazanım ve Dönüşüm

İki harfli tek kelimelik, yaşamın iksiri su, dünyamızda çok önemli bir yere sahip olup, tüm canlıların yaşaması için muhtaç olduğu maddedir....
9 Aralık 2025

ETA Ekipman - Ultraviyole Dezenfeksiyon Sistemleri

Atık su arıtma tesislerinde dezenfeksiyon, arıtılmış suyun çevreye güvenli bir şekilde deşarj edilmesi veya yeniden kullanımını sağlamak açısından büy...
9 Aralık 2025

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji & Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.

0,922 sn