Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 220. Sayı (Kasım 2026)

43 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • Kasım / 2026 MAKALE nesnel kriterlere dayalı olarak belirlenebilecektir. Üçüncü aşama: Risk esaslı bakım yönetiminin uygulanmasıdır. Her varlığa aynı bakım stratejisinin uygulanması yerine, bakım yaklaşımının varlığın kritiklik düzeyi, fiziksel durumu ve izlenebilirliği dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda kritik olmayan bazı varlıklarda arıza bazlı bakım, uygun ekipmanlarda önleyici bakım, kritik ve performansı izlenebilir varlıklarda ise durum bazlı veya kestirimci bakım yöntemleri uygulanabilir. Dördüncü aşama: Yaşam döngüsü maliyetlerinin karar sistemine dâhil edilmesidir. Yeni yatırım ve yenileme kararlarında yalnızca ilk yatırım ve satın alma maliyetinin dikkate alınması yeterli değildir. Enerji tüketimi, bakım, işletme, yedek parça, rehabilitasyon ve kullanım ömrü sonunda ortaya çıkacak yenileme veya değiştirme maliyetlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece varlıkların uzun dönemli ekonomik performansı yatırım kararlarının temel unsurlarından biri haline getirilebilir. Beşinci aşama: Varlık performansı ile hizmet seviyesinin ilişkilendirilmesidir. Varlık yönetiminin temel amacı yanlızca fiziksel varlıkların koruması değil, bu varlıklar aracılığıyla sunulan hizmetin sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle varlık sağlığı ve performans göstergelerinin; hizmet kesintisi süresi, arıza sayısı ve sıklığı, su kalitesi, çevresel performans, enerji verimliliği ve müşteri hizmet seviyesi gibi göstergelerle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece varlıkların teknik durumu ile hizmet çıktıları arasında doğrudan bir ilişki kurulabilecektir. Altıncı aşama: Uzun dönemli yatırım ve finansman planının oluşturulmasıdır. Varlık yönetim sisteminden elde edilen bilgilerin yalnızca yıllık bakım bütçelerinin hazırlanmasında değil, 5, 10 ve mümkünse 20 yıllık yenileme ve yatırım programlarının oluşturulmasında da kullanılması gerekmektedir. Bu yaklaşım sayesinde gelecekte ortaya çıkabilecek yatırım ihtiyacı önceden belirlenebilir ve öz kaynak, tarife gelirleri veya dış finansman ihtiyacı buna göre planlanabilir. Bu modelde merkezi bir varlık yönetimi biriminin koordinasyon ve standart belirleme rolünü üstlenmesi, buna karşılık fiziksel varlıkların günlük işletme ve yönetim sorumluluğunun ilgili operasyonel birimlerde devam etmesi uygun bir kurumsal yapı olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda, varlık yönetiminin üst düzeyde yetkilendirilmiş merkezi bir yapı tarafından koordine edilmesi ve varlıkların operasyonel yönetim sorumluluğunun ilgili işletme birimlerinde sürdürülmesi öngörülmektedir (ASKİ, 2024). Bu çerçevede başarılı bir varlık yönetimi sisteminin yanlızca bir yazılım altyapısının kurulmasına indirgenmemesi gerekmektedir. Etkin bir sistemin temel bileşenleri; güvenilir ve güncel veri, uygun kurumsal organizasyon, ortak karar kriterleri, yetkin insan kaynağı ve kurumsal sahiplenme olarak özetlenebilir. 8. SONUÇ Su ve kanalizasyon idarelerinin önümüzdeki dönemde iki yönlü bir baskı altında faliyet göstermesi beklenmektedir. Bir tarafta enerji, malzeme, işçilik, bakım-onarım ve yatırım maliyetleri artarken, diğer tarafta nüfus artışı, iklim değişikliği, çevresel standartlar, altyapı dayanıklılığı ve müşteri beklentileri hizmet kalitesinin sürekli geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Üstelik içmesuyu ve atıksu hizmetleri niteliği gereği süreklilik arz eden kamu hizmetleridir. Arıtma tesisleri, pompa istasyonları, enerji sistemleri, isale hatları ve şebeke altyapısının önemli bir bölümünün 7 gün 24 saat işletilebilir durumda tutulması gerekmektedir. Bu nedenle kritik bir varlığın plansız biçimde devre dışı kalması yalnızca teknik bir ekipman arızası olarak değil; aynı zamanda kamu hizmetinin sürekliliğini etkileyen kurumsal bir risk olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede modern bir su ve kanalizasyon idaresinde temel yaklaşım “Bakım maliyetlerini nasıl azaltabiliriz?” olmamalıdır. Esas olan hangi varlığa, hangi zamanda ve hangi müdahalenin uygulanması gerektiğinin, hedeflenen hizmet seviyesi, kabul edilebilir risk düzeyi ve yaşam döngüsü maliyeti ile birlikte değerlendirilerek belirlenmesidir. Bu nedenle bakım anlayışının reaktif bakımdan önleyici bakıma, önleyici bakımdan durum bazlı ve kestirimci bakım uygulamalarına, ekipman bazlı değerlendirmeden ise risk ve kritiklik bazlı değerlendirmeye doğru geliştirilmesi gerekmektedir. İncelenen uluslararası uygulamalar da bu dönüşümün önemini göstermektedir. İngiltere’de varlık sağlığı uzun dönemli hizmet dayanıklılığı ve yatırım ihtiyacıyla ilişkilendirilmekte; Avustralya’da varlık yönetimi hizmet sürekliliği ve uzun dönemli mali planlamayla birlikte ele alınmakta; Japonya’da ise altyapı yenileme ihtiyacı ve gelecekteki mali kapasite aynı analiz sistemi içerisinde bütünleşik olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’de 2560 ve 5018 sayılı kanunlar ile ilgili ikincil mevzuat; işletme, bakım-onarım, yenileme, kamu kaynaklarının etkin kullanılması ve mali varlık kayıtları açısından önemli bir hukuki temel oluşturmaktadır. Bununla birlikte bu yükümlülüklerin varlık envanteri, fiziksel durum, kritiklik, risk, bakım, hizmet seviyesi, yaşam döngüsü maliyeti, yatırım ve finansman unsurlarını kapsayan bütünleşik bir karar zinciri içerisinde ele alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Doğru Veri + Uygun Organizasyon + Ortak Karar Kriterleri + Yetkin İnsan Kaynağı + Kurumsal Sahiplenme

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=