Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 217. Sayı (Ağustos 2026)

51 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • 08 / 2026 MAKALE artıyor. Basınç Kırıcı Vana (BKV) sayısının yetersizliği, gece sızıntılarını kronikleştiriyor. 2.3.3.Bağlantı Elemanları Kayıpların %70’i ana hatlardan değil, eski abone bağlantıları ve contalı eklem noktalarından kaynaklanıyor. Ülke genelinde eski tip servis boruları bu sorunu yaygınlaştırıyor. 2.3.4.Enerji Verimliliği ve Su Kaybı İlişkisi Kontrolsüz yüksek basınç (ortalama 4,9 bar seviyeleri) ve su çekiçlemesi sadece boru ömrünü kısaltmakla kalmaz; aynı zamanda pompa ve terfi istasyonlarında gereksiz enerji tüketimine yol açar. Gece sızıntılarının (Minimum Gece Debisi – MNF) yeterli yönetilememesi, sistemin sürekli stres altında kalmasına neden olur. Bu durum, su kaybını artırırken aynı zamanda enerji maliyetlerini ve karbon ayak izini de yükseltir. Topografik kot farklarının (Ankara’da 800-1200 m gibi) yarattığı dinamik yük, enerji-su kaybı döngüsünü daha da karmaşık hale getirmektedir. 2.4. İklim Değişikliği ve Demografik Baskıların Türkiye’deki Yükselen Etkileri Türkiye’de kayıp-kaçak sorunlarını etkileyen ve henüz yeterince gündeme gelmeyen önemli faktörler, iklim değişikliğinin hızlanmasıyla birlikte şebekelerde belirginleşmeye başlamıştır. Özellikle uzun süren kuraklıklar, sıcak dalgaları ve ani şiddetli yağışlar/seller, zemin hareketlerini artırarak boru ek yerlerinin açılmasına, boru hatlarının gerilmesine veya deforme olmasına yol açmaktadır. Kurak dönemlerde toprağın büzüşmesi, mevcut fiziksel yaşlanma ve korozyon sorununu şiddetlendirirken; ani seller ve erozyon, özellikle dolgu alanlar ile yamaç bölgelerinde boru hatlarını fiziksel olarak zorlamaktadır. Yağış rejimindeki değişim, şebeke basıncını daha sık dalgalandırarak gece sızıntılarını ve su çekiçlemesi benzeri hidrolik transients’leri tetiklemekte, sistemin genel yorgunluğunu artırmaktadır. Bunun yanı sıra, hızlı kentleşme ve nüfus artışı baskısı altında bakım kapasitesi ve yenileme bütçeleri bazı bölgelerde sınırlı kalabilmekte; bu da eski boruların daha uzun süre hizmet etmek zorunda kalmasına neden olmaktadır. Yüksek rakım farkları olan kentlerde (örneğin Ankara’daki 800-1200 m kot farkı) yüksek işletme basıncı ile belirli toprak tiplerinin kombinasyonu, yer altı çöküntüleri (subsidence) riskini dolaylı olarak yükseltmektedir. Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının yaklaşık 1.300 m³ seviyesine gerilemesi ve Türkiye’nin “su stresi” sınıfında yer alması, bu ek etkenlerin kayıp-kaçak oranlarını daha da kritik hale getirdiğini göstermektedir. İklim değişikliğinin yarattığı ekstrem sıcak dalgaları ve ani sıcaklık dalgalanmaları, boru malzemelerinde termal stres oluşturarak ek yerlerinin açılmasına ve mikro çatlakların oluşmasına yol açmaktadır. Özellikle plastik ve metal borularda sıcaklık kaynaklı genleşme-büzüşme, mevcut fiziksel yaşlanmayı hızlandırmakta ve dinamik basınç sorunlarıyla birleştiğinde gece sızıntılarını dolaylı olarak artırmaktadır. Dinamik yönetim eksikliği, sistemin sürekli basınç stresi altında kalmasına ve boru ömrünün daha hızlı tükenmesine yol açıyor. 3. DİJİTAL ALTYAPI VE CBS (COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ) SORUNLARI Teknik müdahaleyi en çok engelleyen unsur, dijital verilerin sahadaki gerçeklikle örtüşmemesi. “Yanlış veriden doğru sonuç çıkmaz” (Garbage In, Garbage Out) prensibi burada tam anlamıyla geçerli. 3.1. CBS Veri Yetersizliği Boruların konumu, çapı, malzemesi, döşeniş yılı gibi öznitelikler sıklıkla hatalı veya eksik. Bu, WaterGEMS gibi hidrolik modellerin güvenilir sonuç vermesini engelliyor. Hangi bölgeye ne kadar basınç uygulanacağı hâlâ “deneme-yanılma” ile belirleniyor. Minimum Gece Akışı (MNF) Analizi: Su Tüketimi ve Şebeke Basıncı Arasındaki

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=