Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 217. Sayı (Ağustos 2026)

48 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • 08 / 2026 MAKALE ÖNSÖZ Küresel iklim değişikliği, nüfus artışı ve kentleşme baskısı altında Türkiye, su kaynaklarını sürdürülebilir yönetmenin en kritik dönemlerinden birini yaşamaktadır. Küresel su varlığının dünyamızın %70,9’luk yüzeyini kaplamasına rağmen, biyolojik ve endüstriyel kullanımımıza uygun olan net oran sadece %0,03’tür. Suyu her türlü amaç için kullanıyoruz; ancak ülkemizin su gerçekliği oldukça sınırlıdır. Türkiye’nin toplam kullanılabilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yıllık ortalama 112 milyar m³ civarındadır. Brüt potansiyel 234 milyar m³ olsa da, teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir kısmı 112 milyar m³’tür. Bu potansiyelin yaklaşık 57-62 milyar m³’ü fiilen kullanılmakta olup, %77’si tarımsal sulama, %12’si içme-kullanma ve %11’i sanayi amaçlıdır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı ise hızla gerilemektedir. 2020’de yaklaşık 1.346 m³ olan bu değer, 2022’de 1.313 m³’e, günümüzde ise 1.305-1.308 m³ seviyesine düşmüştür. Falkenmark Su Kıtlığı İndeksi’ne göre Türkiye “su stresi” yaşayan ülkeler kategorisindedir. Nüfus artışı ve iklim değişikliğiyle birlikte bu miktarın 2030 yılında yaklaşık 1.200 m³ ve altına inmesi beklenmektedir. TÜİK 2024 verilerine göre su kaynaklarından toplam 20,3 milyar m³ su çekilmiş olup, bunun önemli bir kısmı belediyelerin içme-kullanma şebekelerine yönlendirilmektedir. Ancak şebekeye verilen su ile faturalandırılan su arasındaki fark (kayıp-kaçak), teknik ve idari nedenlerle hâlâ çok yüksektir. Büyükşehirlerin Su ve Kanalizasyon İdareleri Genel Müdürlükleri mukayeseli raporlarına göre 29 büyük idarede ortalama kayıp-kaçak oranı %40 seviyesindedir. Bu durum, yaklaşık 10,5 milyar TL yıllık ekonomik kayba ve her abone başına ortalama 387 TL’lik bir yüke karşılık gelmektedir. İçme Suyu Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği ile belirlenen %25 hedeflerine rağmen, fiziksel yaşlanma, topografik zorluklar ve dijital altyapı eksiklikleri ilerlemeyi yavaşlatmaktadır. Bu blog yazısı, Ankara için hazırladığım teknik raporu Türkiye geneline uyarlayarak kayıp-kaçak sorununun çok boyutlu nedenlerini ele almaktadır. 1. GİRİŞ: TÜRKİYE’DE İÇME SUYU ŞEBEKELERİNİN GENEL DURUMU Türkiye, 1.401 belediyenin 1.397’sinde içme-kullanma suyu şebekesiyle hizmet veriyor ve belediye nüfusunun %98,8’ine şebeke suyu ulaştırılıyor (TÜİK 2024). Ancak şebekeye verilen suyun önemli bir bölümü kayıp-kaçak olarak sisteme geri dönmüyor. Ulusal raporlar, kayıp-kaçak oranlarının ülke genelinde kronik bir sorun olduğunu vurguluyor. Özellikle büyükşehirlerde (ASKİ, İSKİ, İZSU vb.) eski boru hatları, yüksek rakım farkları ve yetersiz dijital entegrasyon, suyun “görünmez” şekilde kaybına yol açıyor. Ankara’da günlük 1,2-1,5 milyon m³ su tüketimiyle Türkiye’nin ikinci büyük su yönetim alanı olan örnek, ülke geneli için tipik bir vaka. Şebekeye verilen toplam su ile faturalandırılan su arasındaki fark, sadece Ankara’ya özgü değil; ülke genelinde fiziksel, idari ve operasyonel nedenlerle %40’lara varan kayıplar, su kaynaklarının verimsiz kullanımını ve gelecek nesillere aktarılacak su stresini artırıyor. Küresel iklim değişikliği, Türkiye’de yağış rejimini değiştirmekte; kış yağışlarında azalma, yaz kuraklıklarının şiddetlenmesi ve ekstrem hava olayları su kaynaklarını daha da baskı altına almaktadır. Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.300 m³ seviyesine gerilemişken, mevcut şebeke sistemlerindeki fiziksel yaşlanma ve dinamik basınç sorunları bu baskıyı daha da artırmaktadır. Azalan su potansiyeliyle birleştiğinde her damlanın daha kritik hale gelmesi, kayıp-kaçak oranlarını ulusal bir güvenlik meselesi boyutuna taşımaktadır. Türkiye İçme Suyu Şebekelerinde KAYIP-KAÇAK NEDENLERİ ADEM BÜYÜKKÖPRÜ Jeoloji Mühendisi Sürdürülebilir Su Kaynakları ve Altyapı & Üst Yapı Yönetim Uzmanı

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=