49 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • 08 / 2026 MAKALE 2. KAYIP-KAÇAĞIN NEDENLERİ IWA/AWWA Standart Su Dengesi ve Kayıp-Kaçak Bileşenleri İçme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak sorununu sistematik olarak analiz etmek için en yaygın uluslararası yöntem, Uluslararası Su Birliği (IWA) ve Amerikan Su İşleri Birliği (AWWA) tarafından geliştirilen standart su dengesi yaklaşımıdır. Türkiye’de “İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği” de bu standardı referans alır ve idarelerden yıllık su dengesi hazırlamasını zorunlu kılar. Standart su dengesine göre: Sisteme Giren Su = İzinli Tüketim + Su Kayıpları toplamıdır. Su Kayıpları iki ana gruba ayrılır: A. Gerçek Kayıplar (Fiziki Kayıplar): Boru hatlarında, ek yerlerinde, servis bağlantılarında (abone sayacına kadar), depolarda oluşan sızıntılar, patlaklar ve taşmalar. B. Görünür Kayıplar (İdari Kayıplar): İzinsiz kullanım, sayaç ölçüm hataları, veri işleme ve tahakkuk yanlışlıkları. Bu ayrım, Gelir Getirmeyen Su (Non-Revenue Water – NRW) kavramını da netleştirir. Türkiye’de sıkça “kayıp-kaçak oranı ortalama %40” şeklinde ifade edilen değer aslında büyük ölçüde gelir getirmeyen su’dur. 2.1. Malzeme Yorgunluğu ve Boru Ömrü (Envanter Sorunu) Türkiye’nin pek çok kentinde içme suyu şebekesinin %30-40’ı ekonomik ömrünü doldurmuş durumda. Özellikle eski yerleşim bölgelerinde (Ulus, Kızılay benzeri tarihi merkezler veya 1970-80’lerde yapılmış semtlerde) asbestli çimento ve pik döküm borular hâkim. Bu borular 30-40 yıllık kullanım sonrası yapısal bütünlüğünü kaybediyor. Ankara’nın sülfatlı toprak yapısına benzer şekilde, ülke genelinde (özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu’da) metalik borularda (çelik ve font) korozyon yaygın. Katodik koruma işleminin yeterince uygulanmaması veya hiç yapılmaması, bu sorunu dramatik şekilde ağırlaştırıyor. Toprak altı metal boruların, toprağın agresif kimyasal etkilerine (pH, sülfat, klorür vb.) karşı elektriksel koruma sağlayan katodik koruma sistemi, hem iç hem dış korozyonu önlemede en etkili yöntemlerden biri olmasına rağmen, birçok idarede maliyet veya ihmal nedeniyle ihmal ediliyor. Bu eksiklik, boru çeperinin içten ve dıştan hızla incelmesine, delinmelere ve patlaklara yol açıyor. Bir diğer az tartışılan ancak giderek önem kazanan faktör, içme suyu şebekelerinde boru iç yüzeylerinde oluşan biofilm tabakası ve buna bağlı biyokorozyondur. Mikroorganizmaların oluşturduğu bu biyolojik tabaka, özellikle uzun su yaşı olan hatlarda, düşük akış bölgelerinde ve yetersiz dezenfeksiyon kalıntısı bulunan sistemlerde hızla gelişmekte; hem boru malzemesini (metalik borularda) içten aşındırmakta hem de mevcut çatlak veya zayıf noktaları genişleterek fiziksel sızıntıları artırmaktadır. Bu süreç, klasik korozyon mekanizmalarını hızlandırarak boru ömrünü daha da kısaltmakta ve gece sızıntılarına dolaylı katkı sağlamaktadır Boru etrafındaki “mikro-ekosistem” ve biyolojik kazılar ise konuyu bir adım öteye taşımaktadır. Klasik literatür korozyonu genellikle kimyasal bir süreç olarak ele alır. Ancak özellikle iklim değişikliğiyle artan kuraklık dönemlerinde, ağaç kökleri nem gradiyentine (hidrotropizm) çok daha agresif tepki vermektedir. Küçük bir sızıntıdan çıkan nem veya su buharı, kökler için güçlü bir sinyal oluşturur. Kökler bu nem kaynağını “duyumsayarak” boru ek yerlerine, contalara veya mevcut mikro çatlaklara yönelir ve onları mekanik olarak genişletir. Bu süreç, invaziv bitki türlerinde klasik “kök sızması” tanımının ötesine geçerek boru kaplamalarını delme ve boru bütünlüğünü kalıcı olarak bozma şeklinde kendini gösterir. Özellikle eski boru hatlarında ve kent içi yeşil alanların yoğun Kayıp – Kaçağın 2 Ana Nedeni
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=