Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 12. Sayı (Ocak-Şubat 2007)

membran tesislerine kıyasla özelliği düz yüzeyli (flat) ve vakum altında döner şekilde çalışır olmasıdır. Her iki membran prosesinin de artıları ve eksileri bulunmakla beraber VRı\ıl bu teknolojiye rakip olarak geliştirilen bir proses niteliğindedir. HUBERA.G'in bu projeyi desteklemesi de bu yüzdendir. Orta Anadolu'da kurumakta olan göl haberleri, yaz aylarında kendisini gösteren kuraklıklar, Güneydoğu'da arıtılmadan bitki sulamada kullanılan atıksu haberleri ve buna bağlı bağırsak hastalıklarındaki patlama ve giderek ısınan dünya, yakın gelecekte coğrafyamızda yaşanacak su sıkıntısının habercileri olsa gerek. Kentsel kullanım ele alındığında Kuzey Avrupa devletlerinde kişi başına düşen su tüketimi (150-200 !/gün) civarındadır. Refah ve hijyenik bir hayat için gerekli su miktarı budur. Ülkemizde ise bu değerin 60 litre civarında olduğu belirtilmektedir. Fizyolojik olarak kişi başına tüketilen su miktarı ise 2-4 litre civarındadır. Kalan kısım hijyen ve refah amacıyla kullanılmaktadır. İşte bu kısım biyomembran proseslerinin yardımı ile defalarca kullanılabilecektir. Türkiye'de halen 3215 adet belediye faaliyet göstermekte; bunların sadece 1327'sincle kanalizasyon sistemi mevcum.ır. Ülkemizde toplam 138 adet arıtma tesisi bulunmakta olup bu tesislerden sadece 78 acleclincle biyolojik arıtma yapılabilmektedir. Toplam nüfusa oranladığımızda nüfusun % 60'ının kanalizasyona bağlı olduğunu, % 45'inin ise bir tür arıtma tesisine bağlı olduğu görülmektedir. Bu kadar az sayıda tesis ile bu denli büyük bir nüfusa arıtma hizmeti verilmesi, bu tesislerin büyük kentlerde faaliyet gösterdiklerini işaret etmektedir. Gerçekten ele durum böyledir. Örneğin İstanbul 15 milyonluk nüfusu ile toplam nüfusun% 21'ini barındırmaktadır. Görünen odur ki bundan sonraki arıtma tesislerinin ağırlıkla küçük nüfuslu belediyelere kurulması gerekecektir. Bilinen diğer bir husus ela büyük belediyelere, öncelikleri nedeniyle, uzak kaynaklardan içme suyu getirilebildiği halele küçük belediyelerin, kısıtlı imkanları nedeniyle, değişken karakterli yerel su kaynaklarına bağımlılıkları vardır. Biyomembran tesislerinin en çok bu belediyelerde yararlı olması beklenmelidir. Tesisin devrede olduğu beş aylık süre içerisinde, arıtım maliyetlerinin de son derece düşük olduğunu gözlemledik. Tesisin 1 1113 atıksuyı.ı yeniden kullanılacak şekilde arıtma maliyeti 15-16 cent civarındadır. Bu rakama sadece tüketilen elektrik maliyeti girmektedir. Membran ömrünün 6 yıl olduğu kabul edilecek olursa bu rakam 0.40 ABD doları civarına çıkmaktadır. Ankara'cla belediye suyı.ınun satış bedeli evler için 1,7 dolar civarındadır. İlk kurulum maliyetleri göz önüne alındığında ise membran tesisleri konvansiyonel arıtıma göre pahalıdır. Örneğin, Türkiye'de biyolojik arıtım tesislerinin kurulum maliyetleri ortalama 50 ABD doları/kişi civarındadır. En pahalı birkaç tesis ise 286 ABD dolan/kişi civarındadır. ODTÜ VRM tesisinin maliyeti ise 250 avro/kişi civarındadır. Bu rakama gümrük, ÖTV vs. dahil değildir. Membran tesisleri "sıfır atık" üretirken konvansiyonel tesisler, bir miktar kirliliğe neden olurlar. Kirlenen dünyamızı korumak için Membran teknolojisinin gelişmesi ile birlikte deşarj standartlarının geliştirileceği ve yakın gelecekte sıfır atık mantığının yerleşeceği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan ela üniversitemiz ileriyi görerek pozisyonunu almıştır. Biyomembran arıtma tesisleri ile ilgili en önemli olumsuzluklar ise; pahalı maliyet, uygulanan ileri proses kontrol teknolojisi, membran için yı.ırt dışına bağımlılık, işletimde sürekli uzman gözetimine gereksinim gibi hususlar dile getirilebilir. Hiç şüphesiz, bu olumsuzlukların zamanla iyileştirilmesiyle, ülkemizde biyomembran tesislerine daha çok rastlayabileceğiz. ■ SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ• SAYI 12 ~

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=