Hidroelektrik Perspektifinden Türkiye ve AB Enerji Politikalarına Bakış -1

TEKNİK MAKALE
3. Sayı (Temmuz Ağustos 2005)

1- GİRİŞ

Türkiye, halihazırdaki bilgi ve bulgulara göre petrol, doğalgaz ve kömür gibi birincil enerji kaynakları açısından zengin bir ülke değildir. Bu nedenle de Türkiye birincil enerji ihtiyacını büyük ölçüde ithalatla karşılamaktadır (1999 yılı toplam enerji arzının %64’ü ithalatla karşılanmış, bu oranın 2020 yılında %76’ya çıkacağı tahmin edilmektedir). Ancak, tüketilen toplam enerjinin önemli bir bölümü elektrik enerjisi olarak tüketilmektedir. Elektrik üretiminde ise Türkiye’nin diğer doğal kaynakları dışında kullanabileceği çok zengin bir hidroelektrik potansiyeli vardır. Buna rağmen, Türkiye elektrik üretiminde de giderek daha çok dışa bağımlı hale getirilmiş ve getirilmektedir. 1997 yılında elektrik üretiminin %71.7’si yerli kaynaklardan elde edilmiş iken (hidroelektrik %38.5), TEAŞ’ın 1997 yılında yaptığı planlamaya göre 2020 yılında elektrik üretiminde yerli kaynakların payı %35’e düşmektedir (hidroelektrik %16.6). Aşağıda Şekil 1’deki grafikte de görüldüğü üzere bu durum enerji politikalarındaki yanlışın en yalın göstergesidir. Türkiye, doğalgaz ve ithal kömür gibi dışa bağımlı yakıtlarla elektrik üretme yerine, başta hidroelektrik olmak üzere yerli kaynaklara dayalı elektrik üretimini öncelikle ele almak ve gerçekleştirmek zorundadır.

2- ENERJİ SEKTÖRÜ YAPILANMASI

Türkiye’de enerji sektörüne halihazırda kamu kuruluşları hakim durumdadır ve piyasanın liberalleşmesini öngören elektrik piyasası ve doğalgaz piyasası kanunları uygulamaları tam bir geçiş dönemi içerisindedir. Bu kanunlarla öngörülen serbest piyasa henüz oluşmamış, ve bir süre daha da oluşacağa benzememektedir. Şu anda enerji sektörü tam bir karmaşa ortamında ve atalet içerisindedir. Kamu hakimiyeti yanında, özel sektördeki yatırım isteğini körelten bir çok başlılık ve kimin ne yapacağı belli olmayan bir kaos ortamı söz konusudur. Kanunla kurulan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu EPDK organizasyonunu tamamlamış ve çeşitli yönetmelikleri yayınlayarak faaliyete geçmiş, ancak yerli ve yenilenebilir kaynaklara yapılacak özel sektör yatırımlarının önünü açmakta yetersiz kalmıştır. Yeni hidroelektrik tesisler için lisans işlemleri, DSİ ile su kullanım anlaşması karmaşası yüzünden ortaya çıkan hukuki ve bürokratik sorunlar nedeniyle çok uzun süreler almakta ve hidroelektrik yatırımcılarını zora sokmaktadır. Ama, aynı anda, elektrik üretiminde Türkiye enerji politikaları açısından tamamen yanlış olan, doğalgaz santrallarının lisans müracaatları kabul edilip işleme konulmaktadır. Enerji sektöründe halihazırda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, DPT, EPDK, DSİ, EÜAŞ, TEİAŞ, TETTAŞ, TEDAŞ gibi kamu kurumları hala kendi doğruları ile hareket etmekte, aralarında çözmeleri gereken sorunlar (örneğin hidroelektrik santralların devir bedellerinin tespit edilerek EÜAŞ’a devredilmesi) bile çözülememektedir. Bu tür anlaşmazlıklar sonucunda Yenilenebilir Enerji Yasası da, TBMM gündemine geldiği halde çıkarılamamış, geri çekilmiştir.

Piyasayı düzenlemesi gereken EPDK’da özel sektör temsil edilmemektedir. Liberalleşmeyi sağlayacak bu kurum tümüyle kamu sektörü hakimiyetindedir. Gerçek bir liberalleşme için, devletin üretim, dağıtım ve ticaretteki hakim konumu ile iletimdeki tekel konumu özel şirketler aleyhine kullanılmamalı, eşit şartlarda rekabet imkanı sağlanmalıdır.

3- TÜRKİYE’NİN HİDROELEKTRİK POTANSİYELİ

Türkiye elektrik üretiminde kullanabileceği çok zengin bir hidroelektrik potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyeli kullanıma sokmakta yetersiz kaldığı ve enerji stratejilerinde büyük bir yanlış içerisinde olduğu da açıkça görülmektedir. Türkiye, boşa akıp giden sularını , meşhur atasözümüz ‘su akar, deli bakar’ misali sadece bakarak izlemekte, heryıl milyarlarca kWsaat ucuz elektrik enerjisinden mahrum olmakta, onun yerine dışa bağımlı yakıt tüketen termik santrallara ağırlık vererek, öncelikle kendi kaynaklarını geliştiremeyen, enerjide dışa bağımlılığını artıran, bilinçsiz ve kendi menfaatlerini gözetemeyen bir ülke konumuna sokulmaktadır. Türkiye enerji stratejilerini, hidroelektrik potansiyelin tümünü en erken zamanda geliştirmek üzerine kurmalıdır. Türkiye’nin hidroelektrik potansiyeline ilişkin temel gerçekler ve verilerden önemli olanları aşağıda özetlenmektedir.

DSI ve EIE Türkiye’nin ekonomik olarak geliştirilebilir hidroelektrik kapasitesinin yıllık 123 - 126 TWh civarında olduğunu hesaplamaktadırlar. Burada anahtar kavram ‘ekonomik olarak yapılabilirlik’ kavramıdır. Türkiye’nin hidroelektrik kapasitesinin değerlendirilmesinde kullanılan ve herhangi bir tesisin ekonomik olarak yapılabilir olup olmadığı kararına mesnet teşkil eden kriterlerin daha yakından incelenmesi gerekmektedir. Halihazırda kullanılan kriterlerin hidroelektriğe karşı ve caydırıcı etkisi olduğu olduğu düşünülmektedir. Bu hesaplar ve hesaplarda kullanılan kriterler tamamen ‘internal costs’ denen içsel maliyetler esas alınarak yapılmakta, hidroelektrik santralların alternatifi olarak düşünülen termik santralların dışsal maliyetleri (external costs) tümüyle gözardı edilmektedir. Literatürde dışsal maliyetler bu santralların sebep olduğu çevre sorunlarının (sera gazı emisyonları, asit yağmurları, atık maddelerin muhafazası, çevre kirliliği, vs.) giderilmesi için gerekecek harcamalar olarak tanımlanmaktadır ve mertebesinin içsel maliyetlerinin en az % 30’u olduğu belirtilmektedir.

Yukarda da ifade edildiği gibi bu tarz bir ekonomik analizde hidroelektrik santrallar lehine dikkate alınması gereken birçok fayda unsuru dikkate alınmamakta, alınanlar gerçek değerlerinin çok altında değerlendirilmekte, ve kendi kaynağımız olan hidroelektrik santrallar hem termik santrallarla (özellikle doğalgaz ve ithal kömür) haksız rekabete maruz bırakılmakta, hem de geliştirilmeleri güya ekonomik nedenlerle ve verimlilik mülahazalarıyla ertelenmektedir.

Halen kullanılan kriterler yerine yukarda ifade edilen hususları dikkate alan kriterler kullanıldığında, dışsal maliyetler dikkate alınmasa bile hidroelektrik tesislerden şu anda ekonomik olarak yapılabilir tesislere oranla maliyetleri % 20-25 daha pahalı olanlar da ekonomik hale gelecektir. Dışsal maliyetlerin dikkate alınması halinde ise bu oran % 40-45 mertebelerine çıkacaktır. Bu durumda Türkiye’nin ekonomik olarak geliştirilebilir hidroelektrik kapasitesinin, DSİ tarafından hesaplanan 125 milyar kWsaat yerine, yıllık 190 milyar kWsaat mertebesinde olduğu hesaplanmıştır. Aşağıda Tablo 1’de havzalara göre DSİ değerleri ve yeni kriterlere göre potansiyel tahmini olarak verilmektedir

Aşağıda hidrolik kurulu güç ve elektrik üretimini gösteren grafikten (Şekil 2)’de açıkça görüldüğü üzere, Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelini geliştirme yönünde son yıllarda ciddi bir yavaşlama vardır. 1993 yılında kurulu güç 9,682 MW iken bu değer 2003 yılında ancak 12,579 MW’a çıkarılabilmiştir. Eğer hidroelektrik tesislere yatırım bu son on yıldaki hızla ilerlerse, Türkiye’nin DSİ’ce hesaplanan kurulu güce ulaşması yaklaşık 80 yıl, yazar tarafından hesaplanan kurulu güce ulaşması ise yaklaşık 150 yıl alacaktır.

TEAŞ tarafından yayınlanan veriler ve Aralık 1997 tarihli ‘Orta ve Uzun Dönem Elektrik Enerjisi Üretim Planlama Çalışması’na göre 1997 yılında % 38.5 olan hidroelektriğin tüm elektrik üretimi içindeki payı 2020 yılında % 16.6’ya düşerken, ithal yakıtla üretilen elektriğin payı aynı dönemde % 28.3’ten % 65’e fırlamaktadır. Bu rakamlar Türkiye için alarm zilleridir ve aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere yeşil enerjinin geliştirilmesi yönündeki avrupa birliği ülkelerinin hedefleriyle ironik bir tezat teşkil etmektedirler.

Tüm hidroelektrik kapasitenin mümkün olan en kısa zamanda geliştirilmesi Türkiyenin milli menfaatleri açısından gereklidir ve tüm enerji kaynakları arasında birinci önceliğe sahip olmalıdır. Aşağıda, hidroelektriğin mümkün olan her şekilde desteklenmesi ve teşvik edilmesini gerektiren avantaj ve faydaları anahatlarıyla verilmektedir.

Hidroelektrik Santralların Avantaj ve Faydaları

Ekonomik

Yatırım bedelinin büyük bir kısmını (%70-80) yurtiçi harcamalar oluşturur. Bu milli ekonomiye ve Gayrisafi Milli Hasılaya (GSMH) anlamlı ve pozitif katkı demektir.

Yatırımda dışa bağımlılık ve döviz harcaması en alt düzeydedir. Ithal ekipman ve hizmet bedelleri yatırımın çok küçük bir bölümünü oluşturur ve hidroelektrik santrallarda, diğer tüm elektrik santrallarından çok daha az yabancı kaynağa ihtiyaç vardır.

Hidroelektrik santralların ekonomik ömrü diğer tip santrallardan çok daha uzundur (75 yıl). Bu ilk dönemden sonra da, çok küçük bir yatırımla (200-400 $/kW), elektromekanik ekipman tümüyle değiştirilip ikinci, üçüncü, dördüncü 75 yıllık periyotlarda elektrik üretmeye devam edebilirler.

İşletme gideri en düşük santral tipidir ve herhangi bir yakıt gideri yoktur.
Ucuz elektrik üreterek rekabetçi elektrik piyasasının oluşmasına en büyük katkıyı yapar.

İşletme kolaylığı ve esneklik çok önemli bir özelliğidir. İhtiyaç duyulan tüm malzeme ve hizmetler yerli piyasadan sağlanabilir.

Enterkonnekte sistemde yük dengelenmesi ve frekans düzenlenmesi gibi hayati öneme haiz fonksiyonları vardır.

Yeşil enerji olduğu için AB ülkelerine ihracatı daha kolaydır. Buna ilave olarak, barajlarımızdaki muazzam depolama kapasitesi elektriğin puant saatlerde ihrac edilebilme imkanını sağlar. Yandaki Tablo 2’de 300 MW Kurulu Gücü olan Tipik bir Rezervuarlı Hidrolik Santral ile Kombine Çevrim Doğalgaz Santralının ekonomik mukayesesi yapılmıştır. Ortalama sonuçlar ise grafik formunda Şekil 3’te verilmektedir.

Çevresel

Hidroelektrik santrallar çevre dostudur. Herhangi bir sera gazı emisyonu yoktur. Kullandığı bir yakıt olmadığı için başka bir kirliliğe de neden olmazlar. Üretilen her kWsaat elektrik için kombine çevrim santralları 0.215 metreküp doğalgaz, ithal kömür santralları 0.45 kg kömür tüketir. Kömüre dayalı Termik santralların ürettiği elektriğin beher kW/h başına atmosfere ortalama 1.35 kg (Kömürün cinsi, yakma teknolojisi ve baca gazı arıtma olup olmamasına gore 0.8 kg ile 1.8 kg/kW/h arasında değişen emisyon değerleri vardır) civarında sera gazı (CO2 ve diğerleri) yaydığı bilinmektedir. Doğalgazlı kombine çevrim santrallarında ise sera gazı emisyonu üretilen elektriğin kWsaati başına ortalama 0.400 kg olmaktadır. Türkiye’nin henüz geliştirilmemiş hidroelektrik kapasitesi olan yıllık 150 milyar kWsaat elektrik ithal yakıtlı termik santrallarda üretilirse, her yıl 32 milyar metreküp doğalgaz veya 68 milyon ton ithal kömür tüketmemiz gerekecektir. Bunun sebep olacağı yıllık sera gazı emisyonu da kömürlü santrallarla yaklaşık 120 ila 200 milyon ton, kombine çevrim doğal gaz santrali alternatifinde ise en az 60 milyon ton olacaktır.

Yukarda açıklanan nedenle de Türkiye’nin Kyoto Protokolu’na uyumunda en önemli unsurlardan birisi hidroelektrik santrallar olacaktır.

Akarsularla Oluşan Erozyonun Önlenmesi. Türkiye’de akarsuların eğimi fazla olduğu için akarsular yoluyla erozyon da ciddi bir tehlikedir. Hidroelektrik santrallar için yapılan barajlar ve bentlerin suyun hızını keserek erozyonun durdurulmasında önemli işlevleri vardır.

Barajlı santralların sağladığı bir başka çok önemli avantaj da, nehir santralları, rüzgar santralları, güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının daha güvenilir şekilde hizmet vermelerini sağlamaktır. Bu tür nehir akımına, rüzgara veya güneşe bağlı olarak zaman zaman üretimini durdurmak zorunda olan ve bu nedenle güvenilir bulunmayan enerji üretim kaynakları için ‘buffer’ (tampon) veya yedekleme görevi yaparak, bir anlamda onlar için enerji depolama fonksiyonunu üstlenip, daha verimli çalışmalarını temin eder.

Sosyal ve Stratejik Faydalar

Enerji depolama kapasitesi vardır. Mevcut barajlarımızda 6 aylık elektrik üretimini depolayacak kapasite vardır.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltır. Hidroelektrik santrallar suyun sadece düşüsünü kullanarak elektrik üretir (suyu tüketmez), ve dışa bağımlılığı yoktur.

Yöre halkına istihdam, balıkçılık, sulu tarım, su sporları, taşımacılık, mal ve hizmet satılması gibi sosyal ve ekonomik faydalar sağlar.

Diğer stratejik faydalar. n Devamı gelecek sayımızda...

İnş. Yük. Müh. N. Nadi BAKIR
ERE Hidroelektrik Üretim ve Tic. A.Ş.
 

İlginizi çekebilir...

Deniz Suyu Tesisleri için Vana Seçimi

Dünya genelinde tuzdan arındırma tesisleri günde 100 milyon metreküpten fazla içme suyu sağlamaktadır ve Uluslararası Tuzdan Arındırma Birliği (IDA), ...
19 Ocak 2026

İleri Geliştirilmiş Teknolojiyle Ham ve Kullanılmış Atık Sulardan Geri Kazanım ve Dönüşüm

İki harfli tek kelimelik, yaşamın iksiri su, dünyamızda çok önemli bir yere sahip olup, tüm canlıların yaşaması için muhtaç olduğu maddedir....
9 Aralık 2025

ETA Ekipman - Ultraviyole Dezenfeksiyon Sistemleri

Atık su arıtma tesislerinde dezenfeksiyon, arıtılmış suyun çevreye güvenli bir şekilde deşarj edilmesi veya yeniden kullanımını sağlamak açısından büy...
9 Aralık 2025

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji & Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.

0,734 sn