Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 216. Sayı (Temmuz 2026)

38 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • 07 / 2026 RAPOR kirleticiler ve çözünmüş maddelerin (azot, fosfor vb.) ise arıtılmadan deşarj edildiği bir işlemdir. İstanbul’daki toplam atık su yükünün %41,5’i bu tür tesislerden (Yenikapı, Kadıköy, Küçüksu, Paşabahçe vb.) geçirilerek derin deniz deşarjlarıyla İstanbul Boğazı dip akıntılarına bırakılmaktadır. 1980’li yıllarda İstanbul Boğazına derin deniz deşarjı ile verilecek atık suların alt akıntı ile Karadeniz’e seyrelerek taşınacağı varsayımıyla uygulanan bu yöntem, yalnızca görünür kirliliği azaltmakta; atık su içerisindeki azot, fosfor, deterjan ve ağır metal gibi çözünmüş kirlilik yükünü ortadan kaldırmamaktadır. Ön arıtma tesislerinden deşarj edilen atık suların içerdiği besin elementleri, deniz ortamında alg patlamalarına sebep olmakta, sudaki çözünmüş oksijen seviyelerini düşürerek deniz dibi ekosistemini bozmaktadır. Marmara Denizi, yarı kapalı bir iç deniz olması nedeniyle düşük akıntı rejimine sahiptir ve kendini yenileme kapasitesi sınırlıdır. Bu özellik, özellikle biyolojik olarak parçalanabilir organik madde ve besin maddeleri açısından zengin atık suların deşarjı sonrasında su kalitesinin hızla bozulmasına ve ötrifikasyon gibi geri dönüşü zor çevresel problemler yaşanmasına yol açmaktadır. Nitekim son yıllarda yaşanan müsilaj (deniz salyası) sorunları da bu kontrolsüz yüklemelerin doğrudan sonucu olarak değerlendirilmiştir. Son yıllarda, özellikle Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı ekosisteminin korunması amacıyla ileri biyolojik arıtma kapasitesinin artırılması hedeflenmiş; ön arıtma sonrası derin deniz deşarjı yapılan bölgelerde ise kapasite artırımı ve arıtma tesislerinin ileri biyolojik sisteme dönüştürülmesi yönünde projeler planlanmıştır. Buna rağmen, bazı bölgelerde halen ön arıtma sonrası derin deniz deşarjı yöntemiyle bertaraf uygulamaları devam etmektedir. İstanbul gibi gelişmiş bir metropolde hâlâ ön arıtma uygulamalarının bu denli yaygın olması, atık yönetimi planlamasında güncellenmesi gereken bir yaklaşım eksikliği olarak değerlendirilmektedir. Modern kentlerde, özellikle deniz deşarjlarının yapıldığı bölgelerde, en azından biyolojik arıtma düzeyinde arıtma yapılması gerekirken, İstanbul’da ön arıtma oranının hâlâ %41’ler seviyesinde olması, Marmara Denizi'nin geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Çözüm olarak, mevcut ön arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtma tesislerine dönüştürülmesi, organik yük, azot ve fosfor giderimlerinin sağlanması ve mümkün olduğunca atık su geri kazanım oranlarının artırılması önerilmektedir. Ayrıca deniz deşarjlarının etkilerinin izlenmesi ve riskli bölgelerde kullanımının kısıtlanması,

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=