Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi 1. Sayı (Mart-Nisan 2005)

!ar, yeni organlar da tesis edilebilecek. Tutarlı, denetlenebilir, işlerlik taşıyan bir çevre politikamız olmayınca, hiçbir çabadan kayda değer sonuçlar alınamadı. Birbirinden kopuk, münferit, günü kurtaran yatırımlar oldu. Türkiye'de daha önce havza bazında, bütünleşik projeler öngörülmedi. Yani bir fabrikanın yasalara karşı sorumluluğunu yerine getirmesi için arıtma tesisi yapması ile havza bazında çözüm elde edemiyorsunuz. Bir havzayı kurtarmak için, bir gölü, denizi, akarsuyu havza bazında kurtarmak için proje üretilmezse, bir fabrikanın yaptırdığı arıtma tesisi ile havza bazında koruma sağlayamıyorsunuz. Bu anlayışın Türkiye'ye girmesi lazım. Girince daha gerçekçi somıçlar ortaya çıkacak. Türkiye'de kağıt, deri, tekstil gibi sanayi bazında kriterler var. Havza bazında bir arıtımı planladığınızda, havzadaki bir kaynağa toplam kontrollü olarak atanan kirliliğin hacmi belli olacak. Hangi fabrikalarda hangi oranlarda kirlilik yönelteceği sınırlandırılacak, bir denge kurulacak. Diğer ülkelerde olduğu gibi, atık borsası söz konusu olacak. Kaynağa atacağınız kirlilik için belirlenmiş bir miktar hakkınız var ve bunun tamamını kullanmayacaksanız, bir başka fabrikaya o kotayı satabiliyorsunuz. Bu uygulama olmadan, bazı sanayilerin sırf çıkış suyu kriterleri yüzünden kapanmasına yol açıyorsunuz. Olamayacak kriterlerle o fabrikanın ekonomik hayatını sona erdiriyorsunuz. Çünkü çıkış suyunu o kritere getirmek öylesine bir maliyet getiriyor ki, o fabrikanın ayakta kalabilmesi riske giriyor. O fabrika, başka bir fabrikanın hakkını satın alarak atığını deşarj ettiğinde, havzaya atılan kirlilik miktarı da hesap edileni aşmayacağı için sorun yaratmıyor. Kağıt sanayi, deri, maya sanayi gibi bölgelerde çıkış suyu kriterlerini belli bir limitin altına indirmesi, imkansıza yakın güçlüktedir. Bazı sanayi kollarında bir zorlama yapıldı. Bu zorlama somıç vermedi. Şu anda Türkiye'nin gevşek denetleme sistemi içinde "göz yumulma yolu" ile çözüme ulaştı. Ama havza bazında kirlilik kontrolü ve yönetimi anlayışı içinde, atık borsası kurulursa, bu tip fabrikalarda bu sıkıntı yaşanmaz. Başkasının hakkını satın alır, havza kirliliği artmamış olur. Çevre Politikaları içinde bu uygulamayı görebilmeyi umut ediyoruz. SUveÇEVRE TEKNOLOJİLERİ DERGİSİ: AB sürecinin çevre politikalarımız üzerindeki etkisi neler olacak? UĞUR DİNÇER: "Arıtma tesisi yapmamız lazım, ama paramız yok." Sıkça karşılaştığımız bir mazeret. Bu bazen doğru, bazen de yanlış. Havza bazında toplam yatırım hesaplandığında, gereken yatırım için planlama yapılması gerekecektir. Yatırım kredileri verilebilir. Yatırım için kaynak ayrılmalıdır. Hangi bakanlık, hangi organizasyon, belediyeler, sanayi kuruluşları ne ayırmalı, hesaplanabilir. AB de kredi veriyor. Bu olanakları havza bazında ele alalım. Bütünlük içinde bir proje olarak uygulamaya kalkıldığında, kimse mazeret de uydurmaz. Finansal kaynakları organize etmenin yanı sıra, bir de merkezi otorite gerekiyor. Bunu kim organize edecek? Sorumlu kim? Bu şema sağlıklı olarak belirlenmeli. Bu süreçte, AB'nin güdüleyici, zorlayıcı etkileri olacaktır sanırım. SUve ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ DERGİSİ: Arıtma alanında bugüne kadar olan süreçte temel eksikliklerimiz nelerdir? UĞUR DİNÇER: Türkiye'deki çevre sektörü, çok parlak durumda değil. 1980'de çevre ile, su ile ilgili çalışmalar başladı. Bu süreç içinde güçlü bir çevre sektörü yaratamadık. Bunun değişik sebepleri var. Ana sebebi de; bu tip tesis taleplerinin, kuvvetli bir sektör yaratacak düzeyde olmaması. Bu sadece nicelik olarak değil, nitelik olarak da ele alınmalıdır. Gelen tesis taleplerinin çoğu, yasak savma şeklinde. Gerçek arıtma yararını hedefleyen tesis taleplerinin %10'u geçeceğini sanmıyorum. Göstermelik tesisler olunca, bilimsel yaklaşım da olmadı, bilgi birikimi de .. Fiziki bazı göstergeler, havuz, blower, aeratör gibi bazı ekipmanlar, birileri gelince "ben ele arıtma tesisi yaptım" diye gösterilebilecek donanım olarak konuşlandırılclı. Ben bunlara "artırma tesisi heykelleri" diyorum. Talep olmayınca çevre teknolojisi alanında çalışan şirketler kendilerini geliştiremedi, yenileyemedi. Yüzlerce kişinin çalıştığı sektörde bu işi gerçekten bilerek yapan şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bunu söylerken bu alandaki firmaları eleştirmiyorum. Taleplere göre yönelim gösterildi. Bugün bu birikimin olmaması çözümsüz mü? Hayır. Talep niteliğe yönelik olduğunda, hızla bu talepleri karşılamaya yönelik devinimler, gelişimler sağlanacaktır. Hızla alt yapısını güçlendiren firmalar olacaktır. SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • SAYI 1 ~

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=