44 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • 10 / 2026 KONUK YAZAR TÜRKIYE IÇIN ÇIKARILABILECEK DERS Türkiye’deki şehirleşmede uzun yıllar yağmursuyu yönetiminin temel hedefi, yağmur suyunu mümkün olduğunca hızlı biçimde bir ızgaraya, boruya, kanala ve nihayet alıcı ortama ulaştırmak olmuştur. Oysa iklim değişikliği ve kentlerde artan geçirimsiz yüzeyler artık farklı bir yaklaşımı gerekli kılıyor. Yeni soru yalnızca: “Bu debiyi hangi çapta boruyla taşıyabiliriz?” olmamalıdır. Bunun yanında: “Bu suyun ne kadarını kanalizasyona hiç göndermeyebiliriz?” sorusu da sorulmalıdır. Parklar, yol kenarları, otoparklar, meydanlar, refüjler ve bina parselleri yalnızca peyzaj elemanı olarak değil, kentsel yağmursuyu altyapısının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Geçirgen yüzeyler, yağmur bahçeleri, biyolojik hendekler, infiltrasyon alanları, yeşil çatılar, geçici depolama alanları ve kontrollü deşarj sistemleri birlikte düşünüldüğünde kanalizasyon sistemine ulaşan pik debi azaltılabilir ve geciktirilebilir. Bununla birlikte her çözüm her sahaya uygulanamaz. Zemin geçirgenliği, yeraltı suyu seviyesi, yapı temelleri, topoğrafya, kirlilik riski ve taşkın akış yolları mühendislik hesabının parçası olmalıdır. SONUÇ: YAĞMUR SUYUNU BIR ATIK DEĞIL, KAYNAK OLARAK GÖRMEK Sanssouci Parkı’ndaki tabelaların bana verdiği en önemli mesaj belki de üzerinde yazmayan mesajdı. Yaklaşık üç yüz hektarlık, yüzlerce yıllık bir kültürel peyzajda yağmur suyu artık yalnızca uzaklaştırılması gereken bir su olarak görülmüyor. Ağacı yaşatan, toprağı besleyen, yeraltı suyunu yenileyen; fakat doğru yönetilmediğinde aynı zamanda taşkına dönüşebilen bir doğal kaynak olarak ele alınıyor. Bu nedenle geleceğin yağmursuyu mühendisliği yalnızca daha büyük borular, daha büyük kanallar ve daha güçlü pompalar tasarlamak anlamına gelmemelidir. Asıl hedef; “Yağmuru düştüğü yerde mümkün olduğunca tutmak, toprağa geçebilecek kısmını toprağa kazandırmak, depolanması gereken kısmını geçici olarak depolamak ve uzaklaştırılması zorunlu olan kısmını kontrollü bir debiyle sisteme vermek” olmalıdır. Potsdam’daki bir park yürüyüşünde karşıma çıkan birkaç renkli tabela, aslında kentlerimizin geleceğine ilişkin oldukça ciddi bir mühendislik sorusunu hatırlatıyordu: “Yağmur suyunu kentten mümkün olduğunca hızlı uzaklaştırmaya mı devam edeceğiz, yoksa onunla birlikte yaşamayı ve onu yönetmeyi mi öğreneceğiz?” Türkiye’de artan kentleşme ve şiddetli yağışlarla karşı karşıya olduğumuz düşünüldüğünde, bu sorunun cevabı artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda mühendislik, şehircilik ve kamu güvenliği meselesidir. n 1. SPSG – RE:GENERATION sergisinin tüm İngilizce metinleri: https://www.spsg.de/en/ news/regeneration-exhibition-texts 2. SPSG – Sanssouci Parkı bilgileri: https:// www.spsg.de/en/palaces-gardens/object/ sanssouci-park 3. Potsdam Şiddetli Yağış Tehlike Haritası: https://www.potsdam.de/system/files/ documents/07_starkregengefahrenkarte_ potsdam_ueberflutungsgebiete.pdf 4. UNESCO – Palaces and Parks of Potsdam and Berlin: https://whc.unesco.org/en/ list/532 5. DWA – Merkblatt DWA-M 119: Risikomanagement in der kommunalen Überflutungsvorsorge für Entwässerungssysteme bei Starkregen, Deutsche Vereinigung für Wasserwirtschaft, Abwasser und Abfall e. V. (DWA), November 2016. https://shop.dwa.de/ DWA-M-119-Risikomanagement-in-derkommunalen-UEberflutungsvorsorge-fuerEntwaesserungssysteme-bei-StarkregenNovember-2016/M-119-16 KAYNAKLAR
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=