38 SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • 05 / 2026 KONUK YAZAR SALDIRILAR ARTARSA NE OLUR? Bu tür saldırıların artması durumunda bunun sonuçları hem bölgesel su kıtlığı hem de uluslararası insan hakları normları düzeyinde ciddi erozyon şeklinde olacaktır. Körfez bölgesinde yaşayan toplumun neredeyse tamamı bu sistemlere bağımlıdır. Bu ülkelerdeki deniz suyu arıtma tesislerinin çoğu merkezi olup az sayıda tesisin tahrip edilmesi kısa sürede milyonlarca insanı etkileyebilir. Geniş kitleleri etkilemeleri nedeniyle bu saldırılar toplumsal istikrarın bozulmasında önemli rol oynar. Suyun talebi sürekli ve sektörel kullanımı çok fazla olduğu için yedek rezervler çabuk tükenir ve alternatif üretim uzun süre alabilir. Tüm bu nedenlerle bu tesislerin yoğun bir şekilde hedef alınması savaşın daha üst bir aşamaya geçtiğinin işareti olur ve çatışmayı potansiyel olarak genişletir. Yeni savaş konseptinde füzelerin ve dronların çok daha etkin bir şekilde kullanılmasıyla tesislerin nokta hedefi olarak vurulması daha da kolaylaşmıştır. Bu tesisleri hedef alarak başlayan bir saldırı saldırıya uğrayan ülkeye aynı tip tesislere misilleme yapma meşruiyeti de tanıyacağından savaşın etki alanı hızla kitleselleşebilir. Bu gelişmelere bağlı olarak ülkede iç karışık riski de artabilir. Savaşta ve askeri operasyonlarda içme suyu altyapısına yönelik saldırılar yalnızca taktiksel askeri eylemler değildir. Bu saldırılar uluslararası hukuk ve insan hakları normlarının sistematik bir şekilde aşındığını da ortaya koyar. Bu tür saldırılar, yaşam ve sağlık hakkının yanı sıra daha geniş olarak insan güvenliğini de doğrudan ihlal eder. Bu olayların artan sıklığı, suyun ortak bir kaynaktan jeopolitik bir araca ve giderek artan bir şekilde savaş silahına dönüştürüldüğü yapısal bir değişime de işaret etmektedir. NE YAPILMALI? Ortadoğu’da su tesislerini de hedef alan bir askeri stratejinin bir sonraki hedefinin ne olacağı sorusu çok endişe vericidir. Bu durum bölgede kitlesel imha silahlarının kullanılacağının bile düşünülmesine yol açar. Körfez’deki tehlikeli tırmanış trendi uluslararası hukuk uzmanlarını da endişeye sürüklemiştir. 100’den fazla uluslararası hukuk uzmanı, Ortadoğu’daki savaşta ABD, İsrail ve İran’ın uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal ettiğini düşündükleri durumlara ilişkin “derin endişelerini” dile getiren bir açık mektubu imzaladı. Bu çabaların artırılarak sürmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı su organizasyonları, Dünya Su Konseyi ve uluslararası tüm su kuruluşları, suyun asla askeri hedef olmaması gerektiğini daha etkili bir şekilde ifade etmelidir.21. yüzyılın yeni savaş konsepti. Füze, drone vb. silahlarla su ve enerji altyapısının açık ,korumasız ve kolay vurulabilen bir askeri hedef haline getirmiştir. Bu tesislerin saldırılara karşı korunması için askeri tedbirlerin artırılması, arıtma tesislerinin modüler olarak yapılıp hedefin küçültülmesi, hasarın azaltılması ve onarımının daha kolay yapılması gibi önlemler alınabilir. Bunlar devletlerin ulusal savunma planları kapsamında alınabilecek önlemlerdir. Ancak savaşta ve barışta suya ulaşım hakkı uluslararası ölçekte kabul görmeli ve savunulmalıdır. İnsanlık bütün kurum ve kuruluşları ile savaşta su tesislerinin tahrip edilmesini önleyecek bir toplumsal baskı yaratmalıdır. Eğer uluslararası çabalar su sistemlerinin askeri hedef olarak tahrip edilmesini engelleyemezse, dünya insan haklarında elde ettiği önemli kazanımları kaybetmenin eşiğinde olacaktır. Bu tür saldırıların giderek normalleşmesi, daha geniş bir normatif gerilemeyi ve sivil koruma rejiminin zayıflamasını doğuracaktır. Bu gelişmeler, suyun sadece iyi yönetilmesi gereken bir kaynak değil ,uluslararası ölçekte hem hukuksal hem de jeopolitik olarak korunması gereken stratejik bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır. n
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=