litika izlendiğinin açık bir göstergesidir. Altın, diğer madenlerimiz gibi yeraltı zenginliklerimizden birisidir. Resmi raporlara göre, bugün ülkemizde 600 ton görünür altın rezervi bulunmaktadır. Bu rakam aramalara bağlı olarak artabilir. Yabancı şirketlerin ülkemize ilgileri bu rezervin çok daha yukarılarda olabileceğini göstermektedir. Altın madeninin aranması ve üretilmesinin diğer metal madenlerinden fazlaca bir farkı yoktur. Son zamanlarda ülke gündeminde yoğun olarak yer alan bu konu ya işletme teknolojisi ve çevre ya da ekonomik boyutuyla gündeme getirilmiştir. Ancak soruna bir bütünsellik içinde ulusal madenciliğimizin temel tercihleri ve politikalarının neler olması gerektiği açısından yeterince değerlendirilmemiştir. Sorunların farklı temellerde tartışılması çözümü daha da zorlaştırmıştır. Hiçbir ülkede toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bol üretim yapmak mümkün olmadığına göre, üretimde kullanılacak kıt kaynaklar konusunda tercih yapmak bir zorunluluk olabilmektedir. Böyle bir tercih yapıldığında yapılan tercihin rasyonel sayılabilmesi için, feda edilen değerlerin, alternatif maliyetlerinin yapılan tercihten fazla olmaması gerekir. Örneğin; altın madenciliğinin tercih edilmesi o yöredeki tarım, turizm vb. gibi alternatiflerden daha çok ve daha uzun süreli ekonomik avantajlar sağlamalıdır. Bu nedenle her altın madeni için ayrı ayrı alternatifler ortaya konulmalı, alternatif maliyet analizleri yapılmalı ve bu verilere göre tercihte bulunulmalıdır. Yapılacak tercihlerde sosyal maliyetlerin de gözetilmesi gerekmektedir. Kaynak kullanımı çok alternatifli, çok parametreli bir sorunu ifade etmektedir. Bu durum altın madenciliği için ele geçerlidir. Altın madenciliği, dünyada çevre konusunda duyarlı pek çok ülkede gerekli önlemler alınarak yapılmaktadır. Günümüzde çevreye karşı çok duyarlı birçok ülkede sadece altın değil her türlü yeraltı kaynağı, (maden, pet- ~ SU VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ • SAYI 17 rol, doğal gaz, endüstriyel hammadde) yerüstü zenginliklerine ve çevreye zarar vermeyecek şekilde planlanıp işletilebilmektedir. Dolayısıyla bazı özel durumlar (arkeolojik alan, sit alanı, milli park, vb.) dışında madencilik, uygun bir planlamayla çevre ile barışık olarak yapılmaktadır. Hiçbir maden arama ve sondaj çalışmalarında siyanür kullanılmamaktadır. Siyanür, altının cevher içerisinden alınmasında, tanelerinin boyutuna ve cevherin özelliklerine göre kullanılan bir kimyasal olup, dünya altın üretiminde % 83 oranında uygulanmaktadır. Ülkemize yılda 300.000 ton siyanür girmekte ve bunun 3.000 tonu madencilik sektöründe kullanılmaktadır. Altının yarı mamul (dore) halinde ihracatının yerine, ülke içinde rafine edildikten ve uç ürün haline getirildikten sonra ihraç edilmesi sağlanmalıdır. Bu nokta dikkatle irdelenmeli, orta ve uzun vadeli planlar bu doğrultuda yapılmalıdır. Çevre faktörü göz ardı edilerek madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda mümkün değildir. Madenciliğin çevreye etkileri yadsınamaz. Ancak, madencilik sektöründe, çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması, madencilik süreçlerinde ya ela sonrasında çevrenin korunmasına ya ela yenilenmesine yönelik önlemlerin alınması bir zorunluluktur. Bu konuda gelişmiş ülkelerdeki olumlu örnekler ülkemizde de uygulanmalıdır. Yerel halkın onayını almamış hiçbir ekonomik girişimin ülkeye yarar getirmesi beklenemez. Madencilik sektörüne ilişkin alınacak kararlarda ilgili yöre halkının da katılımı sağlanmalıdır. Türkiye, hukuk devleti olmanın gereklerini yerine getirmek durumundadır. Yargı kararlarının uygulanması, ekonomik gerekçelere dayandırılarak engellenmemelidir. Ancak kararların sağlıklı alınabilmesi için konuyla ilgili ihtisas mahkemeleri acilen kurulmalıdır. Bilirkişilik müessesesi yeniden düzenlenmelidir. Maden Kanunu'nun beyan esasına dayanması sonucu, ihracat yapılan ürünün eksik beyan ile (miktar ve tenör olarak) yurtdışına çıkarılması ihtimal dahilindedir. Böylece elde edilen değerlerin önemli bir miktarı ülke içerisinde kalmamakta, çok uluslu firmaların kasasına akmaktadır. Bütün bu genel değerlendirmeler ışığında, Kazclağları ve diğer yörelerimizdeki madencilik faaliyetleri kamu yararı öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Kaz dağlarında milli park alanı yeniden belirlenmeli ve bu alanda sadece madencilik faaliyetine değil sanayi tesisleri, yapılaşma ve turizm tesisleri dahil hiçbir faaliyete izin verilmemelidir. Çünkü kaz dağlarının denize bakan kesimleri ve sahiller yıllardır turizm ve yapılaşma adına talan edilmiştir. Asıl sorun, tüm alanlarda olduğu gibi madencilik sektöründe de kamu denetiminin gevşetilmesi ya da denetimin özelleştirilmesidir. Bu nedenle yasalarda belirtilen kısmi denetimler dahi yeterince yapılamamaktadır. Önleınlerin alınıp alınmadığı denetlenememekte, sonuç olarak genel anlamda bir güvensizlik ortamı oluşmaktadır. Meslek Odalarının da devre dışı bırakılarak, kamusal denetimin göz ardı edilmesiyle piyasa mantığı gereği "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" düşüncesi egemen olmaktadır. Gerçek sahibi halkımız olan ve yenilenemezlik özelliğinden dolayı gelecek nesillerimizin de hak sahibi olduğu altın dahil olmak üzere stratejik madenlerimiz kamu eliyle işletilmeli, kamu denetimi mutlaka sağlanmalıdır. Her şeye rağmen madencilik yapılsın düşüncesi ne kadar yanlışsa, hiçbir şekilde madencilik yapılmasın düşüncesi ele en az o kadar yanlış ve tehlikeli bir yaklaşımdır. Toplumsal, ekonomik ve çevresel bakunclan sürdürülebilir bir madencilik sektörünün gelişimi; devlet, sektörde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar ile demokratik kitle örgütlerinin yapıcı işbirliği ile mümkündür. Söz konusu tarafların doğrudan katılımları olmaksızın hazırlanacak herhangi bir sektör planının ya da plan uygulamasının başarılı olması mümkün görülmemektedir. ■
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=