E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
INEVA TÜRKİYE
SİSDOZ
ANADOLU FLYGT
MAS DAF

ASKİ Genel Müdürü Prof. Dr. Cumali Kınacı: 'Kısa Sürede Belli Bir Mesafe Kat Ettik'

ASKİ Genel Müdürü Prof. Dr. Cumali Kınacı: 'Kısa Sürede Belli Bir Mesafe Kat Ettik'

27 Nisan 2018 Cuma / 15:15 | RÖPORTAJ
117. Sayı (Nisan 2018)
585 kez okundu

2010’dan bu yana Bakanlık’taki etkin görevlerinin ve en son üstlendiği Müsteşar Yardımcılığı görevinin ardından aralık ayında ASKİ Genel Müdürlüğüne getirilen Prof. Dr. Cumali Kınacı, ASKİ’yi yeniden şekillendirme, mevcut tesisleri yenileme ve kuruma farklı bir kimlik kazandırma konusunda oldukça kararlı görünüyor...

SU VE ÇEVRE: Hocam göreve başladığınızda nasıl bir ASKİ ile karşılaştınız? Mevcut durumu iyileştirmek adına ne tür planlarınız var ve hedefleriniz neler?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Açıkçası göreve başladığımda beklediğim kalitede bir ASKİ’yle karşılaşamadığımı söyleyebilirim... Bu benim için hayal kırıklığı olmasına rağmen kısa sürede belli bir mesafe de kat ettiğimizi düşünüyorum.

Öncelikle işe kurumsal yapıyı yeniden organize etmekle başladık. Kurum bünyesinde, bazılarının sadece adı olan, günümüz koşullarında hiçbir fonksiyonu kalmayan 23 daire başkanlığı vardı. Bu dairelerin sayısını 16’ya düşürdük; ayrıca işlevlerini seneler önce yitirmiş bazı şubeleri kapattık. Tabii yeni birimler de kurduk. Su kaynaklarının korunmasıyla
ilgili şube ve akıllı yönetim sistemlerine odaklanacak yeni birimlerimizin yanında en önemlisi bence Enerji Verimliliği Dairemiz oldu. Çünkü ASKİ, enerji tüketimi çok fazla olan bir kurum ve enerjinin doğru, verimli kullanılması şart. Enerji maliyetlerimizi düşürmemiz çok önemli. Bunun için de öncelikle akıllı ve iyi bir şebeke yönetimi kurmamız, basınçları iyi ayarlamamız, verimli pompalar kullanmamız, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekiyor. Bu kapsamda bazı projelere de başladık. Mesela, Gerede’den getirmeye çalıştığımız su hattında inşa edilen 32 kilometrelik tünelden çıkan su Çamlıdere Barajı’na akacak. Tünelle baraj arasındaki 104 metrelik kot farkını da hidroelektrik santral vasıtasıyla elektrik üretiminde kullanacağız. Ayrıca Ankara güneş açısından oldukça zengin bir bölgede yer alıyor. Bu kaynağı da kullanmamız gerektiğine inanıyoruz.

Mevcut yapıyı, günümüzün ihtiyaçlarına cevap verebilecek ve modern teknolojiyi kullanabilecek şekilde revize ettik. Bunun için çalışma arkadaşlarımızın, öncelikle söz konusu teknolojilerle tanışmasını sağlayacak eğitim faaliyetleri organize ettik. Bu eğitimlerin yanında teknik gezi, fuar, kongre ve çalıştay gibi etkinliklere katılmalarını sağladık. Yani dışa dönük, son uygulamalar hakkında bilgi sahibi personelden oluşan bir kurum oluşturma yönünde gayret sarf ediyoruz.

Bunların yanında doğal olarak acil çözülmesi gereken problemler de var. Bu problemleri kısa vadeli çözümlerle sonuçlandırmamız gerekiyor. Örnek olarak Ankara Çayı’nın kokusu... Ayrıca sık sık değişen imar faaliyetlerini dikkate alarak gerekli altyapıyı kurmamız da şart. Şehirdeki acil ihtiyaçları karşılayacak şekilde, planlarda olmayan problemleri
çözmemiz gerekiyor. Mesela su ve kanalizasyon idarelerinin görev tanımlarında olmayan yağmur suyu drenajı bunların başında geliyor. Dere ıslahları, yağmur suyu drenajı gibi konularda zaman zaman baskınlar gibi doğal olaylar oluyor. Onlara acilen müdahale etmek için de hazırlıklı olmak gerekiyor.

Ayrıca Ankara’da su kayıp-kaçak oranı yüzde 37 gibi yüksek bir oran. Bu sorun da çözmemiz gereken konuların başında geliyor. Fakat tabii ki öncelikle yeterli miktar ve kalitede suyu sürekli sağlamakla yükümlüyüz ve insan ile çevre sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde atıksuyu uzaklaştırmamız gerekiyor. Bu dönemde bizi en çok kısıtlayan şey ise seçimlerin yaklaşmış olması. İhale ve planlama faaliyetlerimiz bu açıdan biraz sınırlanıyor. Kısa vadeli sayılabilecek önceliklerimiz arasında bir master plan çalışması da var. Böyle bir plan çalışmasına acilen başlamamız gerekiyor. Çok eskiden yapılmış bir çalışma vardı ama şehir çok hızlı geliştiğinden şu anda maalesef kullanılabilir, günümüz ihtiyaçlarını karşılayabilir nitelikte değil.

Hem su kalitesi, hem suyun miktarı açısından bir su güvenliği çalışması da yapacağız. Kurak dönemlerde Ankara’nın su ihtiyacının nasıl karşılanacağının önceden belirlenmesi şart. Ankara’nın su ihtiyacı şu anda günlük 1 milyon 250 bin metreküp. Bu da yıllık yaklaşık 450 milyon metreküpe denk geliyor. En kurak dönemlerde bu hacim 225 milyona kadar düşüyor. Yani kurak yıllarda ihtiyacın en fazla yarısı karşılanabiliyor. Bu konuya odaklanacağız. Ayrıca kalite açısından da güvenliği düşünmemiz gerekiyor. Ani kirletici dalgalanmalar veya kimyasal, nükleer veya biyolojik bir saldırı olduğu zaman su güvenliğini nasıl sağlayacağımızın belirlenmesi lazım. Bunların yanında şehri birden fazla sistemle besleme yolunda adımlar atmayı da planlıyoruz. Koskoca şehrin tek bir boru hattıyla beslenmesi ciddi riskler yaratıyor.

Su kaynaklarının korunması da odaklanacağımız konuların başında geliyor. Çünkü su kaynaklarını koruyamazsak yosunlaşmalar oluyor, kaynak bataklığa dönüşüyor. Ankara’nın tatlı su kaynakları zaten yetersiz. Gerede’den su gelecek ama bazı dönemlerde yine Kızılırmak suyunu kullanmak durumunda kalacağız. Bu takdirde de Kızılırmak suyundaki yüksek sertliği gidermemiz için çok pahalı teknolojiler kullanmamız gerekiyor. Bunlara da hazırlıklı olmamız lazım.

SU VE ÇEVRE: Atıksu arıtma tesislerinde durum nedir?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Atıksuların uzaklaştırılması konusunda Ankara sıkıntılar yaşıyor. Tatlar Atıksu Arıtma Tesisi ciddi bir yenilenme ihtiyacı duyuyor. Şehir büyüdükçe kapasitesi çok yetersiz kaldı. Ayrıca azot, fosfor gibi kirletici bileşenleri giderecek durumda değil. Tesiste, artık dünyada terk edilen yüzeysel havalandırıcı kullanılıyor. Hem ekonomik değil, hem de verimliliği düşük bir tesis. Dolayısıyla kapasitesini artıracak ve ileri düzeyde arıtma yapacak bir seviyeye getirmeyi planlıyoruz. Ön çalışmalarına da başladık. Diğer arıtma tesislerimizin bir kısmı da artık ihtiyaca cevap veremiyor. Çünkü zamanında seçilen sistemler genellikle ham atıksu karakteristikleri dikkate alınmadan seçilmiş. Her bölgenin atıksuyu farklı özellikler taşır ve farklı suya farklı çözümler getirilmesi gerekir. Bu ham su özelliklerini dikkate almadan tasarlanan tesisleri de elden geçireceğiz.

SU VE ÇEVRE: İçme suyu arıtma tesisleri...

PROF. DR. CUMALİ KINACI: İçme suyu arıtma tesislerimizin, Kızılırmak suyu gelmediği zaman kapasitesi yeterli oluyor. Ama Kızılırmak suyunu aldığımızda arıtmada bazı problemler ortaya çıkabiliyor. Çünkü Kızılırmak’ın suyu tamamen farklı ve bu suyu arıtmak için membran ve nanofiltrasyon kullanmak gerekiyor. Ayrıca Kızılırmak suyunu kullandığımız zaman bir de pompa maliyeti ortaya çıkıyor. Dolayısıyla enerji maliyetini ve ileri arıtma maliyetini karşılamak kolay olmuyor. Bu da ister istemez vatandaşa yansıyor.

Su arıtmada Beypazarı’nda da bazı problemler yaşanıyor. Yeraltı suyunda bor ve sülfat başta olmak üzere çok sayıda kirletici bileşen var. Bunları arıtmak oldukça zor. Polatlı’da da içme suyunda bazı sıkıntılar yaşanıyor. Polatlı’nın içme suyu yeraltından karşılandığı zaman mevcut arıtma sistemi suyu yeterli kaliteye getiremiyor. Bu yönde de uzun vadeli bir çalışma yürütüyoruz. DSİ, Ankara-Eskişehir sınırında dört beş yıl sonra bitecek bir baraj inşa ediyor. Fakat bu süreç içinde de bu suyun kaliteli hale getirilmesi gerekiyor.

SU VE ÇEVRE: Ankara’nın su kayıp ve kaçak oranı yüzde 37 dediniz... Bu konudaki hedefiniz ne ve neler yapacaksınız?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Bu oranı 2019’un sonunda yüzde 30’un altına düşürmeyi planlıyoruz. On yıllık hedefimizse yüzde 10’un altına düşmek. Altyapının yenilenmesi ve basınç otomasyonuyla ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor. Altyapı borularımız çok eski ve bir kısmı asbestli çimento boru. Bu borular sadece su kaybı açısından değil, asıl sağlık açısından çok riskli. Konuyla ilgili envanter çıkarıyoruz. Bunun yanında her bir cadde ve sokakta borular kaç metre derinlikte, caddenin neresinde gibi bilgilerin sayısallaştırılmasını hedefliyoruz. Belli bir koordinat sistemine göre bu bilgileri görmemiz mümkün olacak. Orada bir patlak olduğu zaman içme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu ve doğalgaz borularının nerelerde olduğunu görebileceğiz. Bir diğer hedefimiz, sık sık kazı yapmamak için içme suyu, atıksu ve yağmur suyu borularını tek bir seferde döşemek. O zaman birbirine konumları da daha sağlıklı olur ve vatandaşı daha az rahatsız ederiz. Bununla ilgili diğer ilgili kurumlarla görüştük ve ortak bir çalışma yürüteceğiz.

SU VE ÇEVRE: Su Yönetimi Genel Müdürlüğünüz döneminde Havza Koruma Eylem Planları ile ilgili çalışmalar başlatmıştınız ve yürütüyordunuz... Ankara ve çevresinde bu konudaki durum ve gelişmeler nedir?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Havza Yönetim Planları hazırlanırsa zaten bütün kurumlar, plandaki esaslara uymak zorunda. Dahil olduğumuz Sakarya Havzası ve Kızılırmak Havzası’nda bu yönde çalışmalara başlanmadı. ASKİ olarak bu havza yönetim planları hazırlanırsa hazırlanacak planlara uymakla yükümlüyüz. Ergene Havzası’na gelince, öncelikle Ergene’de evsel atıksu problemi kalmadığını söyleyebilirim. Genel müdürlüğüm zamanında koordinasyonunu ben sağlamıştım ve çok yakından ilgileniyordum. 13 tane atıksu arıtma tesisi kuruldu. Bölgede sadece endüstriyel atıksu arıtma tesisleri problemi var. Endüstriyel atıksu arıtma tesislerinden de Muratlı’daki OSB atıksularını arıtmaya başladı. Dört tane daha ortak arıtma tesisi var. Onların da inşaatı devam ediyor. Bu yıl en geç Temmuz’a kadar faaliyete geçecekler. Tabi bölgedeki tekstil fabrikalarının kullandığı boyaların giderilmeleri çok zor oluyor. Bundan dolayı bu ileri derecede arıtılmış olan, hem kimyasal hem biyolojik arıtmadan geçmiş olan atıksuyu Marmara Denizi’nin dibine deşarj etme çalışması yürütülüyor, tüneller kazılıyordu. Belli bir aşmaya gelindi. Denize deşarj sistemi de inşa ediliyor ve bitmek üzere. Ergene artık meyvesini vermeye başlıyor. Ergene’ye odaklanılmasının bir yararı da sanayicinin temiz üretime teşvik edilmesi oldu. Bölgedeki sanayiciler artık temiz ve verimli üretim tekniklerini benimsiyorlar. Mesela ben ayrılmadan önce günde 18 bin metreküp su tasarrufu sağlamışlardı. Kullandıkları hammaddelere dikkat ediyorlar, daha az kirletici olan hammadde kullanmaya, daha az enerji kullanacak teknolojilere yönelmeye başladılar.

SU VE ÇEVRE: ASKİ arıtma çamurları konusunda ne yapıyor?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Arıtma çamurları konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Daha önce yenilenmek üzere üç tane kojenerasyon ünitesi kurulmuş, fakat çalışmıyorlar. Onların yerine yeni sistemlerin siparişi verilmiş, şimdi de onları bekliyoruz. Ama mevcut sistemi yenilememiz gerekiyor. Bu mevcut sistem fonksiyonel ve verimli değil. Yeniden tasarlanmaları şart.

SU VE ÇEVRE: Sizin çevre sektörüyle de yakın ilişkileriniz var... Sektörü nasıl görüyorsunuz?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Açıkçası Türkiye’de maalesef bir arıtma tesisi mezarlığı olduğunu söylemem gerekiyor. Bu, biraz firmaların ve çevre mühendislerinin yetersiz kalmasından kaynaklandı. Ayrıca tesisler verimli tasarlanmadılar ve tükettikleri yoğun enerji nedeniyle çalıştırılmadılar ve çoğu mezarlığa döndü. Fakat artık Türkiye’de enerji verimliliğiyle ilgili önemli bir birikim ve talep oluştu. Hem özel sektör, hem de teknik elemanlar oldukça mesafe kat etti. Ben önümüzdeki dönemi teknik açıdan ve özel sektör açısından iyimser görüyorum. Eski hatalar pek tekrar edilmiyor. Firmalar arası rekabet de bu açıdan fayda yarattı. İyi iş yapmayan zaten zamanla eleniyor. Müşteri de garanti istiyor. Şartnameler profesyonelce hazırlanıyor. Taahhüt firması ciddi yükümlülükler altına giriyor. Yerli üretim de oldukça gelişti. Geçen haftalarda ziyaret ettiğim Su Kayıp ve Kaçakları etkinliğinde yerli birçok teknolojik ürün geliştiren firmaların olduğuna şahit oldum. Bunlar sevindirici hususlar.

Bir de eskiden yurtdışı firmalar Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi olarak görüyorlar ve eski teknolojileri, kendi ülkelerinde terk edilmiş teknolojileri satmaya çalışıyorlardı. O mantıkla kurulmuş birçok arıtma tesisi de var ve bunlar artık çalışamaz durumdalar. Bu yaklaşımdaki firmalar da artık kendilerini yenilediler ve artık Türkiye’de bu tarz bir iş yürütülemeyeceğini anladılar. Türkiye’de önümüzdeki yıllarda birçok mevcut arıtma tesisi yenilenecek. Ayrıca yeni tesisler de yapılacak. Türkiye su arıtma alanında henüz doygunluğa ulaşmadı. Bakanlıktaki görevim esnasında AB destekli yürütülen bir projede, Türkiye’deki içme suyu arıtma tesislerinin 4 bin metreküp/günün üzerinde olan 195 tesisi incelemiştik ve bu tesislerden sadece 3 tanesinin ham su özelliklerini karşılayabilir nitelikte olduğunu görmüştük. Yani 192 tanesinin revizyona ihtiyacı var. Dolayısıyla bunların tek tek ham su özelliklerinin de dikkate alınarak gözden geçirilmesi gerekiyor. Yani Türkiye’de pazar hala doygun hale gelmiş değil. Burada önemli olan firmaların kendi farklılıklarını ortaya koymaları. Ekipman üreticileri de, teknik olarak hizmet veren firmalar da kendilerini geliştirip pazarda söz sahibi olabilirler.

SU VE ÇEVRE: Arıtmada teknoloji sizce ne yönde ilerliyor?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Artık kalite standardı her geçen gün daha sıkı hale geliyor. Çok spesifik kirleticilerin kontrol edilmesi gerek; bunun bir kısmı bozunabilen maddeler. Ama çok sayıda bozunamayan kimyasal da mevcut. Bu bozunamayan kimyasalların giderilmesi için ileri arıtma sistemlerine ihtiyaç duyuluyor. Başlarda bir direnç olmasına
rağmen son yıllarda membran sistemleri oldukça gelişti ve yaygınlaştı. Bu sistemlerin daha da yaygınlaşacağını düşünüyorum. Yerli üretim denemeleri de gayet başarılı ilerliyor.

Bunun dışında spesifik kirleticilere, kanserojen etkiye sahip olan tehlikeli maddelere odaklanılması gerekiyor. Su Yönetimi Genel Müdürüyken Türkiye’de 250 tane böyle madde tespit etmiştik ve bunları da Yerüstü Suları Kalitesi Yönetmeliği’ne eklemiştik. Bunların bir kısmının giderilebilmesi ancak ileri oksidasyon teknikleriyle mümkün olabilir. Dolayısıyla sürekli inovasyon gerekiyor. Arıtma firmalarının inovatif olması şart. Fakat bu inovasyon faaliyetlerinin kim tarafından finanse edileceği de başka bir konu. Bu faaliyetlerin tümünü özel sektörün karşılaması mümkün değil. Kamunun destek vermesi de gerekiyor. Özel sektörün kendini geliştirebilmesi için belli bir desteğe ihtiyacı var. Şu anda dünyada 150 bin civarında kullanılan kimyasal bulunuyor ve yılda 700 tane yeni kimyasal sentez ediliyor. Bunların da giderilmesi, kontrol edilmesi lazım. Her yeni kimyasal, giderilmesi gereken yeni bir kirletici demek. Bir kısmı mevcut teknolojilerle giderilebilir ama önemli bir kısmı için de ileri ve yeni teknolojilere ihtiyaç var. O bakımdan ben hem membran sistemlerinin hem de oksidasyon sistemlerinin daha çok kullanılmaya başlanacağını düşünüyorum. Tabii bu yeni sistemlerin ekonomik, verimli ve uygulanabilir olmaları da olmazsa olmaz.

SU VE ÇEVRE: Bir su işletmesi olarak çevre sektöründen beklentileriniz nelerdir?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Firmalarımızın dünyayı takip etmeleri lazım. Bir ürünün bayiliğini alıp 20 sene aynı ürünü satamazsınız. 10 sene sonra o ürünü geliştirmediyseniz, yenilemediyseniz o ürünü satamaz hale gelirsiniz. Firmaların kendilerini yenilemeye çalışmaları gerekiyor. Arıtma ve çevre sektörü çok zor bir alandır. Bir makine üretimi gibi kalıplarla çalışılmaz. Her atıksuyun ayrı bir karakteristiği vardır ve bu özelliklere uygun arıtılması, çözüm üretilmesi gerekir. Bu bakımdan çevre firmalarımızın kendilerini yenilemeleri, dünyayı takip etmeleri ve kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Şu anda firmalarımızın önemli bir kısmı çok durağan. Standart bir ürün pazarlıyorlar, standart bir proses tasarımı yapıyorlar ve aynı prosesi her yere uygulamaya çalışıyorlar. O da önemli sıkıntılara yol açıyor. Her yeri ayrı düşünüp planlamaları lazım. Teknoloji olarak da, ekipman olarak da sürekli yeni ve daha kullanışlı, verimi yüksek, temiz üretime yönelik teknoloji geliştirmeye çalışmaları gerekiyor. İyi firmalar olduğu gibi geçmişte su işletmelerine çok kötü tecrübeler yaşatmış yerli imalatçılarımız da var. Basınca dayanamayan boruların, verimsiz pompaların hem halkı hem işletmecileri çok mağdur ettiği olaylar yaşandı. Bu olumsuzluklar toplumda da gerginlik yaratıyor. Ankara’ya su getiren bir su iletim hattında patlayan boru nedeniyle şehirdeki suyu 3 gün keserseniz toplum da sert bir reaksiyon gösterir. Yöneticiler bu riski göze alamazlar. Onun için firmalarımızın bu konuda daha duyarlı olmaları gerekiyor.

SU VE ÇEVRE: Geçtiğimiz aylara kadar Bakanlık’ta faal görevler aldığınız için AB kriterlerinin sağlanmasıyla ilgili de güncel bilgileriniz vardır... O konuyla ilgili gelişmeler nelerdir?

PROF. DR. CUMALİ KINACI: Avrupa Birliği ile bütün ilişkilerimiz sonlansa bile suyla ilgili AB kriterlerini sağlayacağımız yönünde hedeflerimiz var. Şu ana kadar da bir aksama olmadı. Altyapı hazır ve o kriterler sağlanacak. Sınır aşan sularla ilgili bir iki konu dışında da pek zorlanılmadığını söyleyebilirim.

Fakat kendi bakanlığım olan Orman ve Su İşleri Bakanlığının yanında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yürüttüğü hava ve endüstriyel-evsel atıklar konusunda beklenen çalışmaların gerçekleştirilemediğini söyleyebilirim. Bakanlıklar yine eskisi gibi birleşirse o sektörlerin de hareketleneceğini tahmin ediyorum. Yani Avrupa Birliği’ne girsek de girmesek de eğer dünyayla ticari ilişki kurmak istiyorsak bunları kesilikle sağlamak zorundayız.

PROF. DR. CUMALİ KINACI

Prof. Dr. Cumali Kınacı, 1957 yılı Erkenek (Malatya-Doğanşehir) doğumlu. İTÜ İnşaat Fakültesi’nden İnşaat Mühendisi (1980), Yüksek Mühendis (1982) ve Doktor Mühendis (1987) olarak mezun oldu. Çevre Teknolojisi alanında 1992 yılında doçent, 2003 yılında profesör ünvanlarını almaya hak kazandı. İTÜ’de 1981-1992 yıllarında asistan, 1992-1993 yıllarında yardımcı doçent, 1993-2003 yıllarında doçent olarak görev yaptı. Aynı yerde 2003 yılından bu yana profesör olarak çalışıyor. 1990 yılında 6 ay süreyle ABD’nde The State University of New Jersey-Rutgers’da doktora sonrası çalışmalarda bulundu. Çok sayıda büyük ölçekli altyapı projesinin planlanması ve tasarımı çalışmalarına katıldı. 2003-2010 yılarında İTÜ Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yaptı. 22 Ekim 2010-11 Temmuz 2011 arasında Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nü üstlendi. 2011-2017 yılları arasında Su Yönetimi Kurucu Genel Müdürü olarak görev yaptı. 19 Eylül 2017-14 Aralık 2017 arasında Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevini yürüttü. Prof. Dr. Kınacı, 14 Aralık 2017’den itibaren de Ankara Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürü olarak görev yapıyor. Kınacı halen İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyeliği, Türkiye Petrolleri Yönetim Kurulu Üyeliği ve Su Kirlenmeleri Araştırmaları Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürütüyor. Turkish Journal of Water Science and Management dergisinin editörlüğünü de yapıyor.


 


İlginizi çekebilir...

Endress+Hauser Türkiye Endüstri Yöneticisi Berk Güder: 'En Yenilikçi Cihazlarımızla En Optimum Çözümleri Sunuyoruz'

Proses endüstrisi için ölçüm ve otomasyon mühendisliği alanında ürün ve hizmetler sunan Endress+Hauser, su ve atıksu endüstrisinin tüm alanlarında...
22 Mart 2018 Perşembe / 16:08

INEVA Çevre Teknolojileri Genel Müdürü Onur Taş: 'Arıtma Çamuru Bir Enerji Kaynağı Olarak Kullanılmalı'

Evsel ve endüstriyel arıtma çamurlarının Türkiye'nin en önemli çevre problemlerinden biri olduğunu vurgulayan INEVA Çevre Teknolojileri A.Ş. Genel...
30 Ocak 2018 Salı / 11:01

Grundfos Pompa Genel Müdürü Burak Gürkan: 'Geleceğin Pompası, Grundfos Çatısı Altından Çıkacak'

Pompa ve pompa sistemleri konusunda dünyanın en önemli üreticilerinden Grundfos, global olarak büyük bir değişim sürecinden geçiyor....
20 Aralık 2017 Çarşamba / 14:44