Röportaj

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk: "AB Çevre Mevzuatına Büyük Oranda Uyum Sağlandı"



Türkiye'nin çevre gündemini, AB'ye uyum sürecindeki güncel gelişmeleri, 2023 Atıksu Eylem Planı'nı ve Paris Anlaşması ile ilgili görüşlerini dergimizle paylaşan T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Türkiye'de 2017 yılında atıksu arıtma tesisine bağlı belediye nüfusunun toplam belediye nüfusuna oranının yüzde 85'e çıkarılmasının hedeflendiğini belirtiyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yılı olan 2023 yılında, tüm belediyelerin atıksu arıtma hizmetine kavuşmasını planladıklarını belirten Öztürk, "Bu hedef doğrultusunda 2014-2023 yılları için Atıksu Arıtımı Eylem Planı hazırlandı. Hazırlanan Eylem Planına göre 2023 yılına kadar toplam 1501 adet atıksu arıtma tesisi yapılması öngörülüyor. Bunların 1418'i yeni, 83'ü ise yenilenecek tesis olarak planlandı" diyor.



Nisan 2016 / Sayı: 93

Avrupa Birliği konusunda yürütülen çalışmalar ile genel olarak AB direktiflerine karşılık gelen Çevre Mevzuatında büyük oranda uyum sağlandığını da vurgulayan Öztürk, “Ülkemizde hızlı nüfus artışı ve kentleşmenin yanı sıra endüstrileşme de çevre üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Bu çerçevede başta anayasa ve çevre kanunu olmak üzere ilgili yönetmelik ve uluslararası sözleşmeler kapsamında çevrenin korunması, kirliliğin önlenmesi, çevreye uyumlu üretim, mal ve hizmet dolaşımının sağlanması, hizmette toplam kalite anlayışının yerleştirilmesine ilişkin çalışmalarımız, çevre boyutunu da dikkate alan sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde yürütülüyor” ifadelerini kullanıyor.

İşte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün yorumlarından bazı satırbaşları...

“Türkiye’de, çevreyi koruma amaçlı yapılan çalışmalar ve Bakanlığımızca verilen maddi ve teknik destekler sonucunda son yıllarda kanalizasyon şebekesi ve atıksu arıtma tesisi ile hizmet verilen belediye sayısında ve bu hizmetin verildiği nüfusta önemli bir artış oldu. 2002 yılında belediye nüfusunun yüzde 35’ine atıksu arıtma hizmeti verilirken, yaptığımız çalışmalarla 2016 yılı nisan ayı itibariyle bu oran yüzde 79,7’ye ulaştı. 2017 yılında ise atıksu arıtma tesisine bağlı belediye nüfusunun toplam belediye nüfusuna oranının yüzde 85’e çıkarılması hedefleniyor. Bakanlığımız tarafından atıksu arıtma tesisi yönetimlerini teşvik etmek amacıyla mevzuata uygun olarak çalıştırılan işletmelere ait atıksu arıtma tesislerinin enerji giderlerinin yüzde 50’si karşılanıyor. Bu kapsamda, 2011-2015 döneminde 150 milyon TL’nin üzerinde enerji giderleri geri ödemesi yapıldı...”
 
Havza bazında çalışmalar yürütülüyor
“Bakanlığımızca havza bazında kirliliğin önlenmesi, su kaynaklarının korunması amacıyla bir dizi çalışma yürütülüyor. Bu kapsamda, Ergene Havzası’nda faaliyet gösteren sanayi tesisleri için Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde yer alan deşarj parametrelerinin kısıtlanmasına yönelik tedbirler alındı. Ergene Havzası’nda dağınık halde bulunan sanayiler için kurulan 7 tane Islah Organize Sanayi Bölgesine ait atıksu arıtma tesisinin, proje onayları yapıldı ve inşaat süreçleri devam ediyor. Ülkemizin toplam tarımsal üretiminin yüzde 10’unu karşılayan ve gıda sektörü başta olmak üzere endüstriyel faaliyetler ile ülkemiz ekonomisinde önemli yer tutan Gediz Nehri Havzası da öncelikli olarak ele alınarak, havzadaki su kalitesinin sulama suyu kalitesine ulaştırılması amacıyla Bakanlığımız koordinasyonunda Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı hazırlandı...”

Deniz çöpleri stratejik eylem planları hazırlanıyor
“Kaza sonucu deniz kirlenmesinin önlenmesine hazırlıklı olmak üzere 5312 sayılı Kanun kapsamında bir ulusal ve 6 bölgesel acil müdahale planı Bakanlığımızca 2012 yılında onaylandı ve yürürlüğe girdi. Faaliyetleri nedeniyle kaza sonucu deniz kirliliğine sebep olabilecek 293 kıyı tesisinin risk değerlendirmesi ve acil müdahale planı Bakanlığımızca onaylandı. Yine bu tesislerin, oluşabilecek kirlilik zararlarını tazmin etmek üzere Kıyı Tesisleri Deniz Kirliliği Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını yaptırmaları sağlandı... Ülkemiz, Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesi Hakkında Uluslararası Sözleşme (MARPOL 73/78)’ye 1990 yılında taraf olmuştu; sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini de 26 Aralık 2004 tarih ve 25682 sayılı Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile yerine getiriyor. Gemilerden atıkların alınması amacıyla 2016 yılı Mart ayı itibariyle 269 adet limanda atık alım hizmeti veriliyor ve Gemi Atık Takip sistemi ile on-line takibi yapılıyor. Ayrıca küçük deniz araçlarından kaynaklanan atıkların alımından bertarafına kadar yapılan iş ve işlemlerin online takibi için Mavi Kart Sistemi kuruldu. 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında kara kökenli ve denizcilik faaliyetlerinden kaynaklanan katı atıkların denizlerimize girişinin önlenmesine yönelik esaslar belirlendi ve bu bağlamdaki çalışmalar Bakanlığımızca yürütülüyor. Bu kapsamda Bakanlığımız tarafından Deniz Çöpleri Stratejik Eylem Planı Esasları ve taslak mevzuat oluşturuldu. Ayrıca İstanbul için Stratejik Eylem Planı hazırlandı. Bakanlığımızın Stratejik Planı uyarınca 2017 yılında bütün kıyı illerimiz için Deniz Çöpleri Stratejik Eylem Planlarının hazırlanmış olması hedefleniyor...”     

Katı yakıtların tüm aşamaları kontrol altına alındı
“Hava kalitesi yönetimi çerçevesinde, hava kirliliğinin azaltılması için önlem alması gereken 64 il belirlendi. 2015 yılında Bakanlığımıza intikal eden 57 Temiz Hava Eylem Planları değerlendirildi ve detaylı olarak İllerin Değerlendirme Raporu hazırlandı. 2015 yılında illerimizden eksikliklerin giderilerek hava kirliliğinin önlenmesi için oluşturacakları önlemlerin yer aldığı Temiz Hava Eylem Planlarının gönderilmesi Bakanlığımız tarafından talimatlandırıldı. Bu kapsamda 66 ilden gelen Temiz Hava Eylem Planlarında illerimizin ortaya koydukları eylemler Bakanlığımız tarafından titizlikle takip ediliyor. Isınma ve sanayi maksatlı kullanılan ithal ve yerli katı yakıtların üretimden tüketime kadar tüm aşamaları kontrol altına alındı. Egzoz gazı emisyonlarının ölçümü ve kontrolüne ilişkin iş ve işlemlerin daha düzenli yapılması ve kontrol edilebilirliğinin artırılması amacıyla Egzoz Gazı Emisyon Ölçümü Takip Sistemi adlı yazılım projesi çalışmalarına başlandı...” 
“Ülkemizde yaşanan hızlı kentleşmeye bağlı olarak, gürültü kontrolüne yönelik çalışmalara hız verildi ve son yıllarda önemli gelişmeler sağlandı. Bu kapsamda 23 ilde stratejik gürültü haritası hazırlandı.  2018 yılında Türkiye’nin stratejik gürültü haritası tamamlanacak...”

Emisyonları 2030’da yüzde 21’e kadar azaltmayı hedefliyoruz
“İklim değişikliği ile mücadele kapsamında ülkemizin politika ve stratejilerinin belirlendiği İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Ülkemiz, Ulusal İklim Değişikliği Stratejisini, Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planını ve İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planını oluşturdu. Yeni kabul edilen Paris Anlaşması’na yönelik olarak küresel iklim değişikliği ile mücadele için 2030 yol haritası belirlendi. Hızla gelişen bir ekonomi olarak sera gazı emisyonlarını 2030 yılında yüzde 21’e kadar azaltmayı hedefliyoruz. Ozon tabakasının korunmasına yönelik olarak ise Türkiye, Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü’ne taraf oldu. Ozon tabakasını incelten maddelerin ithalatına yönelik çok sıkı kota önlemleri uygulanıyor. 2009 yılında bu maddelerin ithalatına izin verilen miktar 15 bin ton iken, 2015 yılında sadece servis amaçlı ithalat için izin verilen 500 ton hariç tamamen sonlandırıldı...”

Atık yönetiminden sağladığımız değer 3 milyar TL’yi buldu
“2003 yılında katı atık düzenli depolama tesisi sadece 15 iken, 2015 yılsonu itibariyle 81’e ulaştı. Bugün itibariyle bu tesislerle 1.091 belediyede 48,9 milyon kişiye hizmet veriliyor. 21 ilde aynı zamanda çöp depolama tesislerinde toplamda 148,5 MW kapasite ile elektrik enerjisi de elde ediliyor. Atıklar toplanarak geri kazanılıyor. Atık yönetiminin ekonomimize sağladığı katma değer 3 milyar TL’yi buldu. Bu alandaki doğrudan istihdam ise 60 bin kişiyi geçti. Ülkemizde geri kazanım sektörü gün geçtikçe gelişiyor. Atık değerlendirilebilir, ekonomiye kazandırılabilir, istihdam yaratan değerli bir malzeme haline geldi. Atık endüstriyel yağlar lisanslı atık yağ toplama firmaları tarafından, atık motor yağları ise motor yağı üreticileri veya bunların yetkilendirilmiş kuruluşları tarafından toplanabiliyor. Bitkisel atık yağlar ise bitkisel atık yağ geri kazanım tesisleri ve bitkisel atık yağ geçici depolama alanları tarafından toplanıyor ve biyodizel veya biyogaz üretiminde kullanılıyor. Atık aküler, akü üreticileri ve atık akü geri kazanım tesisleri tarafından toplanarak ekonomik değere dönüştürülüyor...” 

AB uyum sürecinde gelişmeler...
“İçinde bulunduğumuz yüzyıl birçok teknolojik imkânı insanlığın hizmetine sunarken, bir yandan da insanlığın ortak malı olan çevreden geri getirmesi zor, hatta imkânsız olan varlıkları da alıp götürüyor. Doğaya yapılan her olumsuz girişim ve müdahale çevre sorunlarını yanında getiriyor.  Çevre sorunlarının toplum yaşamını olumsuz yönde etkilememesi için çevre yönetiminden sorumlu otoriteler her düzeyde sorunları çözecek yeni politikalar geliştirmek ve bu politikaları çevreyle uyumlu hale getirmek zorundalar. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre yönetimi her geçen gün önem kazanıyor ve toplum refahının tehdit altına girmemesi için gereken çalışmalar bir bir ortaya konuyor. Ülkemizde hızlı nüfus artışı ve kentleşmenin yanı sıra endüstrileşme de çevre üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Bu çerçevede başta anayasa ve Çevre Kanunu olmak üzere ilgili yönetmelik ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde çevrenin korunması, kirliliğin önlenmesi, çevreye uyumlu üretim, mal ve hizmet dolaşımının sağlanması, hizmette toplam kalite anlayışının yerleştirilmesine ilişkin çalışmalarımız, çevre boyutunu da dikkate alan sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde yürütülüyor...”



Atık yönetimi ciddi bir gelişme gösterdi
“Dünyadaki birçok ülkenin başlıca sorunu olan atık yönetimi ülkemizde de özenle yürütülen çalışmaların başında yer alıyor. Ülkemizde atık yönetimi alanındaki çalışmalar toplumsal ve siyasi duyarlılığın artmasıyla birlikte son 10 yılda çok ciddi bir gelişme gösterdi. Özellikle AB üyelik süreci de bu çalışmalarımızı önemli oranda tetikleyen bir unsur oldu. On yıl öncesinde ele aldığımız çalışmaların çerçevesi bugün daha çok strateji oluşturma, planlama ve uygulama eksenine oturdu. Bu durumda atık yönetimiyle ilgili olarak 2003 yılında belediye birlikleri eliyle yürütülen katı atık düzenli depolama tesisi sadece 15 iken, bugün bu sayı 81’e ulaştı. Bugün itibariyle bu tesisler ile 1091 belediyede 48,9 milyon kişiye hizmet veriliyor. İstanbul (Kömürcüoda, Odayeri), Ankara (Sincan-Mamak), Samsun, Bursa, Kocaeli, Gaziantep, Adana, Konya, Denizli, Sakarya, Kayseri, Malatya, Afyonkarahisar, Bolu, Zonguldak, Kırıkkale, Aksaray, Amasya ve Manavgat’ta çöp depolama tesisleri aynı zamanda elektrik elde edilen tesisler haline getirildi. Toplam 21 adet tesiste depo gazından 148,5 MW elektrik enerjisi üretiliyor...”     

Ulusal Geri Dönüşüm Stratejisi kapsamında Eylem Planı Hazırlandı
Ülkemizde 2015 yılı Eylül ayı sonu itibariyle toplam 51 adet tıbbi atık sterilizasyon tesisi ile 81 ile hizmet veriliyor. Ayrıca tıbbi atıkların da bertarafının sağlandığı 2 adet yakma tesisi mevcut. 2023 yılında belediyelerde yaşayan tüm vatandaşlara katı atık hizmeti verilmesi hedefleniyor. 2015 yılı itibariyle 2110’a ulaşan geri kazanım tesisleriyle ekonomiye yıllık 3 milyar TL’yi aşan katma değer sağlandı. Ambalaj atıkları lisanslı toplama-ayırma tesisi sayısı 521’e, geri dönüşüm tesisi sayısı ise 676’ya çıkartılarak, ambalaj atıklarının geri kazanılması sağlandı. Ambalaj atığı toplama çalışmaları, belediyelerin hazırlamış oldukları ambalaj atığı yönetim planları kapsamında gerçekleştirildi. Planı uygun bulunan belediye sayısı 629’a, uygulamanın başlatıldığı nüfus ise 52 milyona ulaştı. Sanayi tesislerinde ortaya çıkan tehlikeli atıklar geri kazanılıyor ve tehlikeli atık geri kazanım tesisi (geri kazanım, ara depolama, tanker temizleme, PCB arındırma ve ATY hazırlama tesisleri dâhil) sayısı 2003 yılında 18 iken, bu sayı 2016 yılı itibariyle 378’e ulaştı. Atık yakma ve beraber yakma tesisi 42 olup, bunların 3 tanesi atık yakma, 39 tanesi ise beraber yakma tesisidir. Tehlikeli atık düzenli depolama tesis sayısı ise (1. Sınıf ) 8’dir. Bu tesislerin 3 tanesi kendi atıklarını depoluyor. Ayrıca, Ulusal Geri Dönüşüm Stratejisi ve Eylem Planı’nın 30/12/2014 tarihli ve 29221 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından izleme ve değerlendirme süreci 2014 yılı programında ‘Tedbir 246: Ulusal Geri Dönüşüm Stratejisi ve Eylem Planı uygulanacak, izlenecek ve değerlendirilecektir’ ifadesi ile tanımlanan görev Bakanlığımıza verildi. Kamu, üniversiteler, özel sektör ve STK’nın ilgili temsilcilerinin katılımıyla ülkemizdeki geri dönüşüm sistemine etkin bir yapı kazandırılması amacıyla Ulusal Geri Dönüşüm Stratejisi kapsamında Eylem Planı (2014-2017) hazırlandı. Eylem planı, eylemlerin hangi kurumlar tarafından, hangi kurumlarla işbirliği içerisinde, hangi sürede gerçekleştirileceğini gösteriyor ve eylemin çerçevesini tanımlıyor. Ulusal Geri Dönüşüm Strateji Belgesi ve Eylem Planının izlenmesi, değerlendirilmesi ve gerekli görüldüğü hallerde eylemlerin revize edilmesi görevlerine sahip sorumlu kuruluşlardan oluşan Yönlendirme Kurulu ve İzleme toplantılarıyla Ulusal Geri Dönüşüm Strateji Belgesi ve Eylem Planını oluşturan 54 adet eylemden ile ilgili gelişmeler izleniyor...”



AB Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi...
“Bakanlığımızın yararlanıcısı olduğu IPA destekli ‘Türkiye’de Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi Konusunda Kapasite Geliştirme Projesi’ 15 Şubat 2016 tarihinde başladı. Proje süresi iki yıl ve bütçesi 2.250.000 Euro. Proje ile AB Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi’nin anlaşılması, direktif kapsamında ülkemizdeki mevcut durumunun ortaya konularak, gelecekteki uygulamalar için gerekli kurumsal ve teknik kapasitenin geliştirilmesi hedefleniyor. Proje, ulusal politikalarımız için plan ve programların hazırlanması ile ilgili iyi bir araç olacak. Mevcut kurumsal ve idari kapasiteyi değerlendirerek, Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi’nin gelecekteki uygulanması için yol haritası önerecek. Deniz çevresini korumak için daha iyi bir çevresel yönetim sağlayacak. Proje, Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi kapsamında İyi Çevresel Duruma ulaşmak için alınacak tedbirlerin programının oluşturulmasını da sağlayacak. Bu proje aracılığıyla çevre ile ilgili hedefler de belirlenecek...”

2023 Atıksu Eylem Planı...
“Bakanlığımızca Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılı olan 2023 yılında tüm belediyelerin atıksu arıtma hizmetine kavuşması hedefleniyor. Bu hedef doğrultusunda 2014-2023 yılları için Atıksu Arıtımı Eylem Planı hazırlandı. Bu planla, Çevre Kanunu’nda belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve Avrupa Birliği Çevre Muktesebatının ulusal mevzuata aktarılmasında çok önemli yeri olan atıksu altyapı yatırımları, bu yatırımların iyileştirmeleri, maliyetleri ve yıllara göre dağılımı planlandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 2015-2023 yıllarını kapsayan Atıksu Arıtımı Eylem Planı, 2023 yılına kadar yeni yapılacak atıksu arıtma tesisleri, bu arıtma tesislerinin türleri ve ilk yatırım maliyetlerini; mevcutta var olup, yenilenecek ve dönüştürülecek atıksu arıtma tesislerini, bunların türleri ve maliyetlerini; yeni yapılması gereken kanalizasyon sistemleri ve ilk yatırım maliyetlerini; ekonomik ömrü dolup da yenilenmesi gereken kanalizasyon sistemleri ve maliyetlerini; bu tesislerin işletme maliyetleri ve finansman kaynaklarını içeriyor...”

2023’e kadar 1501 atıksu arıtma tesisi yapılacak
“Hazırlanan Eylem Planı’na göre 2023 yılına kadar toplam 1501 adet Atıksu Arıtma Tesisi (AAT) yapılması öngörülmekte olup, bunların 1418 adedi yeni yapılacak atıksu arıtma tesisi, 83 adedi ise mevcutta var olup yenilenecek atıksu arıtma tesisleri olarak planlandı. Bu atıksu arıtma tesislerinin 148 adeti ileri arıtma (34.393.674 kişi), 1314 adeti ikincil arıtma (7.534.036 kişi), 18 adeti doğal arıtma (48.172 kişi) ve 21 adeti ise fiziksel arıtma (217.135 kişi). Yenilenmesi planlanan 83 adet atıksu arıtma tesisinin 39 adedi yenilenme ve 44 adedi ise ileri arıtmaya dönüştürülmesini kapsıyor. Yeni yapılacak olan 1418 adet atıksu arıtma tesisinin ilk yatırım maliyetleri 2023 yılına kadar yıllara sari olarak hesaplandı; toplam 4.551.794.947 TL kaynağa ihtiyaç duyuluyor. Diğer taraftan yenilenmesi ve ileri arıtmaya dönüştürülmesi öngörülen 83 adet AAT’nin maliyetleri 2023 yılına kadar yıllara sari olarak hesaplandı. Bunlar için de toplamda 4.219.508.214 TL kaynağa ihtiyaç duyuluyor. Atıksu arıtma tesislerinin 2023 yılına kadarki toplam işletme maliyeti ise 3.019.905.193 TL olarak öngörülüyor. Ayrıca, eylem planında 2023 yılına kadar yeni yapılması gereken kanalizasyon uzunluğu toplam 30 bin kilometre olarak tespit edildi. Yapılması planlanan bu kanalizasyonun ilk yatırım maliyeti 14.461.469.151 TL olarak hesaplandı. Yine mevcut kanalizasyon hatlarından ekonomik ömrü dolup da yenilenmesi gereken hatların toplam uzunluğu ise 30 bin kilometre olarak bulundu. Bu hatların yenilenmesi için gerekli yatırım ihtiyacı yaklaşık 10.800.000.000 TL olarak hesaplandı. Kanalizasyon ilk yatırımı ve yenileme ile atıksu arıtma tesislerinin hem yatırım hem de işletme döneminde ortaya çıkacak maliyetlerini karşılamak için gerekli olan toplam finansman ihtiyacı 2023 yılına kadar 37.052.677.055 TL olarak öngörülüyor...” 

“Eylem planına göre yapılması gereken atıksu altyapı hizmetlerinin tamamlanması için öngörülen 37.052.667.055 TL’nin 890.919.365 TL’sinin Avrupa Birliği fonlarından karşılanması planlanıyor. Türkiye’nin 2023 Vizyonu kapsamında çevresel altyapı eksikliklerinin tamamlanmasında önemli bir mihenk taşı olacağını düşündüğümüz bu çalışmanın konuyla ilgili tüm kamu, kurum ve kuruluşlar ile bu mevzuda çalışma ve araştırma yapanlara faydalı olmasını diliyoruz...”

AB çevre mevzuatına büyük oranda uyum sağlandı
“Avrupa Birliği konusunda yürütülen çalışmalar ile genel olarak AB direktiflerine karşılık gelen Çevre Mevzuatımızda büyük oranda uyum sağlandı. Diğer aday ülkelerde olduğu gibi Türkiye için de AB’ye uyum sürecinde çevre korumaya yönelik yatırımların maliyeti en büyük paya sahip.  Ülkemizde AB’ye uyum kapsamında çevre iyileştirilmesi amacıyla gereken yatırımların maliyeti 109.650.259 bin TL’dir (59.006 milyon Avro). 2007-2023 yılları arasında çevre yatırımlarının sektörlere göre dağılımı ise su sektörü 63.124 milyon TL, endüstriyel kirlilik sektörü 27.765 milyon TL, katı atık sektörü 17.465 milyon TL, hava sektörü 795 milyon TL ve doğa koruma sektörü 491 milyon TL olmak üzere toplam 109.650 milyon TL olması bekleniyor. Avrupa Birliği (AB) direktiflerinin Türkiye için AB’ye uyum sürecinde 2023 yılına kadar gerektirdiği yatırımların maliyeti ve finansman kaynaklarını içeren AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi (UÇES)’nin revizyonunu da yapıyoruz...”



Paris Anlaşması...
“İklim değişikliğinin olumsuz etkileri, sınır ve gelişmişlik düzeyi tanımıyor. Bu nedenle, küresel düzeyde acil önlemlerin alınması ve işbirliğinin güçlendirilmesi gerekiyor. Paris Anlaşması’nın kabulü, uluslararası kamuoyu tarafından memnuniyetle karşılandı. Paris Anlaşmasını, çok-taraflılığın büyük bir başarısı olarak görüyoruz. Paris Anlaşması’nın, ‘Sözleşme’nin ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar’ ilkesinin muhafaza etmesi ve Sözleşme’nin Ek’lerinden bağımsız, gerçekçi ve esnek bir sistem getirmesi, bizleri memnun etti. Ancak, daha önce Taraflar Konferansı kararları ile özel koşullar tanınmış ülkemize finans ve teknoloji transferi desteği sağlanmasına ilişkin hükümlerin Paris Anlaşması’nda ve Taraflar Konferansı kararında yer almaması üzüntü verici. Bununla birlikte Türkiye, iklim değişikliği ile mücadelede bir dönüm noktası olan Paris Anlaşması’nın kabulüne yönelik küresel konsensusu bozmamak adına sağduyulu davrandı ve anlaşmayı kabul etti. Taraflar Konferansı Başkanı olan Fransa tarafından Türkiye’ye finans ve teknoloji transferi desteği sağlanmasına ilişkin konunun özel olarak ele alınarak 21. Taraflar Konferansı sonuç raporuna yansıtılacağı ve 22. Taraflar Konferansı’nın gerçekleştirileceği Marakeş’te ise çözüme kavuşturulacağı sözü verildi...” 

Küresel iklim değişikliğiyle mücadele için 2030 yol haritamızı belirledik
“Türkiye’nin finans desteğine erişim talebi, hiçbir surette en az gelişmiş ülkeler ile küçük ada devletlerinin finans desteğine erişim önceliği olduğunu tanımamak anlamına gelmiyor. Tam tersine Türkiye, bu ülkelerin iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler olduğunun farkında; bu ülkelerin özel durumunu tanıyor. Türkiye, bu ülkelere her zaman destek sağladı ve sağlamaya da devam edecek. Paris Anlaşması ile birlikte iklim değişikliği ile mücadelede bütün ülkeleri kapsayan yeni bir boyuta geçildi ve 2030 yılını hedef alan bir eylemler topluluğu ortaya çıktı. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak küresel iklim değişikliği ile mücadele için 2030 yol haritamızı belirledik. Hızla gelişen bir ekonomi olarak sera gazı emisyonlarını 2030 yılında yüzde 21’e kadar artıştan azaltmayı hedefliyoruz. Bu rakam, 2030 yılına kadar ülkemizin ekonomi alanında tüm sektörlerde gerçekleştireceği ve hedeflediği plan ve politikaların emisyon azaltımına yönelik etkisini ortaya koyuyor. Bu hedefi, kaliteli altyapı projelerini hayata geçirerek, yeni ve temiz teknolojilerden yararlanıp, yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla istifade ederek ve enerji verimliliğini sağlayarak gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Ekonomik olarak yılda ortalama yüzde 5 büyüyen ve enerji talebi her yıl yüzde 6 artan Türkiye’nin bu kadar iddialı bir hedef belirlemiş olması, iklim değişikliği ile mücadeleye vermiş olduğu önemi gösteriyor. Türkiye, bu hedefi gerçekleştirebilmek için uluslararası kaynaklara ihtiyaç duyuyor. Yeşil İklim Fonu başta olmak üzere ülkemize sağlanacak uluslararası kaynaklar ile Türkiye, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği için daha fazla yatırım yapabilecek ve bu sayede çok daha fazla azaltım yaparak iklim değişikliği ile küresel mücadeleye potansiyeli ölçüsünde katkı sağlayabilecektir. Çabalarımız, imkânlarımız ve alacağımız uluslararası destekler ölçüsünde zaman içerisinde artarak devam edecektir...”

Yenilikçi fikirlerin tüm dünyada alıcısı bulunuyor
“Ülkemiz, 2023 vizyonu çerçevesinde gerek çevresel değerlerin korunması, gerekse şehirleşme noktasında ciddi sorumluluk altında bulunuyor. Bu itibarla çevresel, ekonomik ve sosyal etkenleri bütüncül bir yaklaşımla ele alarak sürdürülebilir kalkınma anlayışımız ile birçok alanda 2023 yılı ulusal hedeflerimize yönelik çalışmalar gerçekleştirdik, gerçekleştirmeye de devam ediyoruz. Atık yönetimi, başta olmak üzere çevre yönetiminin diğer unsurlarından olan atıksu yönetimi, hava kalitesi ve benzeri sektörler önemli çevresel yatırımlara ihtiyaç duyuyor. Amacımız, kişisel hassasiyetlerin ötesinde çevre konusunu bir sektör, bir kaynak yönetimine dönüştürmektir. Bu noktada, Türk firmalarının yurtdışındaki projelerde daha fazla yer alabilmesi için öncelikle atık yönetimi başta olmak üzere çevre yönetiminin tüm alanlarında firmalarımızın kendilerini daha fazla geliştirmeleri, inovasyona önem vermeleri, teknolojiye ve teknoloji geliştirmeye yatırım yapmaları gerekiyor. Yenilikçi fikirlerin tüm dünyada alıcısı bulunuyor. Artık yapılmışı değil, yeni şeyler yapma ve üretme zamanı. Bunların arasında Ar-Ge de önemli bir yer tutuyor. Ayrıca, firmalarımız yurtdışında danışmanlık hizmetleriyle de yer alabilirler. Bunun için ise öncelikle bilgiye yatırım yapmalıyız...”

Teknoloji geliştiren kuruluşlarımızın sayısı artıyor
“Diğer taraftan çevre teknolojileri ve atık yönetiminde kendini geliştirmiş, yatırımlarını ciddi oranda artırmış, artık teknoloji geliştirmeye başlayan kuruluşlarımızın da sayısı giderek artıyor. Türkiye’de çevreye son 13 yıldır büyük yatırımlar yapılıyor ve önemli gelişmeler sağlanıyor. Türkiye’nin bu alandaki gelişmesine paralel olarak, firmalarımızın uluslararası işbirlikleri, kabiliyetleri de artıyor. Diğer yandan danışmanlık alanında da önemli gelişmeler yakalanmaya başlandı. Özellikle gelişmekte olan ülkelerden ülkemizdeki kuruluşlara önemli talepler geliyor. Bu alanda hizmet verilen ülke sayısı 25’i geçti. Gelecek dönemlerde kuruluşlarımızın bu alanda daha büyük yatırım ve hizmetlere imza atacağını düşünüyorum”.

Geri