Haberler

Kazancı Çevre Tekniği Genel Müdürü Artun Kazancı: "Sıradışı İşler Yapmayı Seviyoruz"

Kendi markaları olan "Microlife", "Rielli" ve "Fantastic" ile çevre sektöründe faaliyet gösteren Kazancı Çevre Tekniği'yle ilgili firmanın genel müdürü Artun Kazancı'dan bilgiler aldık.

Türkiye'nin ve dünyanın birçok yerinde kendi tesislerinin kurulumunu, devreye alınmasını gerçekleştirip, müşterilerine eğitimler verdiklerini söyleyen Kazancı, "Özellikle inovatif ve sıradışı işleri yapmayı seviyoruz. Bu bağlamda son birkaç yıl içinde özellikle suyun geri kazanımıyla ilgili projelere yöneldik" diyor... 



Ağustos 2015 / Sayı: 85

Su&Çevre:
Öncelikle siz ve firmanız hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?

Artun Kazancı: Marmara Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümü mezunuyum. Aslında çevre mühendisliği kökeninden gelmiyorum ama iş hayatının gereklilikleri beni çevre sektörüne yönlendirdi. Genç yaşta şirketi kurup idaresine başladım. 1993 yılında farklı bir iş kolunda kurulan şirketimizin o zamanki faaliyet alanında geleceğin çok iyi olmadığı düşüncesi oluşup farklı faaliyet alanları ararken “Çevre Mikroorganizmaları” konusuna girdik. Önce bu ürünlerin ticareti ve kimi markaların temsilciliğiyle başlayan çalışmalarımızda birkaç yıl içinde üretim alanında da kendimizi geliştirdik. 2000 yılının başından beri de tamamen üretici konumunda bulunuyoruz.
Bugün kendi markalarımız olan “Microlife”, “Rielli” ve “Fantastic” ile iç pazardaki faaliyetlerimizin yanısıra yaptığımız üretimin yüzde 20 kadarını da 54 ülkeye ihraç ediyoruz. Rielli markasında su geri kazanımı ve su arıtımı işleri yapıyoruz. Microlife markamızla mikroorganizma formülasyonları üretiyor ve satışını yapıyoruz. Fantastic markasıyla koku giderim kimyasalları üretiyoruz. Her üç ürün grubunu iç pazar satışlarının yanısıra ihraç da ediyoruz. Ürün gruplarına baktığımızda iş kollarımız biraz dağınık görünebilir ama biz kendimizi, müşterilerine kazanç sağlayan, çevre dostu ve aynı zamanda da inovatif ürünler üreten bir şirket olarak tanımladığımızda, yaptığımız çalışmaları tek bir çatı altında görebiliyoruz.

Su&Çevre: İhracatınızı artırma hedefiniz var mı?

Artun Kazancı: Bu işe başladığımızda pazarımızı sadece Türkiye olarak düşünmedik. Her ne üretirsek dünya pazarında müşteri bulacak kalite ve fiyattan arz edebiliyorsak o işi yapma hedefiyle yola çıktık. Türkiye’de bizim yapımızdaki firmaların gelirinin yarısını Türkiye dışındaki pazarlardan elde edebilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla ihracat oranımızı yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye pazarı, yüksek gelişme potansiyeliyle birlikte büyük kırılganlık riski de taşıyor. O anlamda bu kırılganlığın getireceği ticari riskleri taşımamak için pazarı çeşitlendirmek çok önemli.    

Su&Çevre: Sektördeki rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artun Kazancı: Özellikle son 1,5 yıldan bahsedecek olur ve Rielli markamızla yer aldığımız arıtma tarafından konuya bakarsak, sektörde ciddi bir daralma olduğunu söyleyebilirim. Arıtma tesisi, hızlı bir tüketim ürünü değildir. Özellikle bizim olduğumuz segmentte profesyonel tüketiciye satarsınız, 5-10 yıl sonra aynı müşteriye bir daha ancak yeni bir yatırımı olduğunda ürün satabilirsiniz. Keza inşaatlarda da sizin ürün satabilmeniz yeni bir yatırımın gerçekleşmesine bağlıdır. Sanayi yatırımlarının azalmasıyla sektörün endüstriyel müşteri kısmında ciddi bir daralma görüyoruz. Bugün satışların çoğu sanayiden çok inşaat sektörünün yatırımlarına bağlı oluşuyor. Keza kamu alımlarının da ciddi şekilde yavaşladığını görebiliyoruz. Diğer yandan firmaların ömürlerini sürdürebilmeleri için belli bir ciroya ulaşmaları lazım. Bu durum, daralan pazarda alışageldikleri şekilde gelir sağlayamayan sektörün farklı konumlarında yer alan firmaların birbirinin hareket alanına girmesiyle sonuçlanıyor.

Su&Çevre: Satış süreci ve sonrasında müşterilerinizle ilişkinizi nasıl yürütüyorsunuz?

Artun Kazancı: Rielli markası çerçevesinde konuya bakarsak, bizim müşterimizle esas yoğun ilişkimiz siparişin alınmasıyla birlikte başlıyor. Çünkü orada müşteri bizden sadece bir endüstriyel tesis almıyor, bunun kurulumu, devreye alınması eğitimleri vs. ile birlikte ciddi bir hizmet paketi de alıyor. Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinde kendi tesislerimizin kurulumunu, devreye alınmasını gerçekleştirip müşterimize işletilmesiyle ilgili eğitimleri de veriyoruz. Orta Asya’dan Afrika’ya kadar çalışan tesislerimizin büyük çoğunluğunda bu hizmetleri de müşterilerimize sunduk. Özellikle inovatif ve sıradışı işleri yapmayı da seviyoruz. Mühendislik anlamında ekibimizin bu tür işlerden çok keyif aldığını görüyorum. Bu bağlamda son birkaç yıl içinde özellikle suyun geri kazanımı ile ilgili projelere yöneldik. 

Eskiden daha çok sanayi sektörüyle çalışırdık. Son yıllarda pazardaki gelişmeler ve özellikle de gri su geri kazanımı konularına da girmemizle birlikte şimdi inşaat ve mekanik taahhüt işleri yapan şirketlerle de çalışmaya başladık. Sektörde azımsanmayacak bir geçmişimiz olmasına rağmen inşaat ve mekanik taahhüt firmaları arasında pek bilinmeyen Rielli markasının bundan sonra bu segmentte de daha sık duyulacağını düşünüyoruz.

Su&Çevre: Son yıllarda gri suyun kullanımı önem kazanmaya başladı. Gri su kullanımı hakkında bilgi alabilir miyiz?

Artun Kazancı: Gri suyun kullanımı daha çok toplu konut projeleri, iş merkezleri, rezidanslar, villalar, oteller, alışveriş merkezleri, fabrikalar, havaalanları ve öğrenci yurtları gibi mekanlarda rağbet görüyor. Özellikle “Yeşil Bina” özelliği taşıyan tüm binalarda gri su geri kazanım sistemleri bulunur. Son zamanlarda yaygınlaşan kentsel dönüşüm projeleri ile yenilenen binalar da münferit olarak gri su geri kazanım sistemlerine önem veriyor.

Su&Çevre: Gri su geri kazanım sistemi kurulan binalarda nelere dikkat edilmeli?

Artun Kazancı: Söz konusu binalarda öncelikli olarak lavabo, duş ve banyolardan gelen sular, pis su hattından ayırılarak, ayrıca toplanır ve gri su geri kazanım sistemine gönderilir. Gri su geri kazanım sisteminin yerleşim yeri genellikle yapıların en alt katlarında, gri suyun kendi cazibesi ile gelebileceği şekilde belirlenir. Projede birden fazla blok bulunması durumunda her blok için ayrı gri su geri kazanım sistemi kurulabileceği gibi, tek bir ortak sistem de kurulabilir. Arıtılan gri suyun kullanım suyuyla karıştırılmaması oldukça önemlidir. Bahçe ve genel temizlik işleri amacıyla kullanım suyu olarak musluklara bağlanması durumunda suyun içme amaçlı kullanılmaması gerektiği mutlaka belirtilmelidir.

Su&Çevre: İyi bir gri su arıtma sistemi nasıl yapılmalıdır?

Artun Kazancı: Gri suların ultrafiltrasyon yöntemi ile arıtılması en etkin ve en verimli uygulama olarak kabul görüyor. Kimi uygulamalarda ultrafiltrasyon öncesinde sadece kum ve karbon filtreler kullanılıyor. Ancak bu sistemlerde atık yükü sadece filtreler ve ultrafiltrasyon tarafından tutuluyor. Dolayısıyla kum ve karbon filtreler çok kısa sürede tıkandığı gibi koku ve benzeri sorunlara neden olabiliyor. Sudaki çözülü atıkların bir kısmı biyolojik olarak dönüştürülmeden sistemden geçecekleri için bu da uygulamada sorunlara neden olabiliyor. Bundan dolayıdır ki iyi bir gri su arıtma sisteminde biyolojik arıtım evresi olmalı, özellikle de gri suda çözülü halde bulunan organik atıklar biyolojik olarak parçalandıktan sonra ultrafiltrasyondan geçirilmelidir.  Bu aşamada daldırma tip filtreleme yöntemi daha verimli ve daha yaygın kullanılan yöntemdir. Biyoreaktör içine daldırılarak negatif basınçta çalışan daldırma tip MBR ünitesi olarak uygulanan bu teknikte gri sular, 0,02 mikron büyüklüğünde gözenekleri olan filtre dokusundan geçirilir. Atıksuda bu büyüklüğün üzerinde bulunan tüm katı maddeler tutulurken, neredeyse hiç katı madde ve mikroorganizma içermeyen su geri kazanılır. Kullanılan membranların gözenek çapının bakteri ve virüslerin geçmesini engelleyecek boyutta olması önemlidir. 0,02 mikron membran gözenek çapı, pazardaki en küçük gözenek çapıdır.

Su&Çevre: Çevre sektörü uzunca bir süredir bir derneğe sahip değil. Böyle bir dernek yapılanması hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
 
Artun Kazancı: Dernek oluşturmak adına Su&Çevre Teknolojileri Dergisi’ne bence bir misyon düşüyor. Çünkü takip ediyor ve görüyoruz ki dergi sektörle ilgili bir odak noktası haline geldi. Bunu fikren ortaya atıp, sektörün oyuncularından gelen geri bildirimi gözlemleyip, ona göre hareket etmenin faydası olabilir. Derneğin amaçlarını ve faydalarını ortaya koymak önemlidir. Bizler millet olarak biraz bireysel hareket ediyoruz. Toplu hareket etmeyi pek sevmeyiz; onun için ilk başta biraz mesafeli yaklaşımı da kabullenmek lazım. Asgari müştereklerden yola çıkarsak bence olabilecek bir şey. En azından bir meslek grubu olarak daha belirgin hale gelmesi sağlanabilirse, bunun altyapısı oluşturulabilirse çok iyi olur.

Geri