Atıksu Arıtma Tesisleri ve Mikrobiyoloji

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu
İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi (E)
44. Hükümet İmar ve İskân Bakanı



Eylül 2015 / Sayı: 86

Birleşmiş Milletler UNEP teşkilatı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında gerçekleştirilen Türkiye’de Çevre Mühendisliği Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi kapsamında öğretim elemanlarının eğitimi ile bilgi ve tecrübelerinin artırılmasına önem verildi.

Bu proje kapsamında bölüm öğretim elemanlarımızın tümünün yurtdışı ziyaretlerinden sonra ben de 1980 yılında altı ay için Amerika’ya ve on beş gün İngiltere’ye gittim. Bu sürede ABD’nin tanınmış eğitim ve araştırma kuruluşlarından birisi olan University of Chaimpain Urbana’da Prof. Dr. Engelbrecht ile çalıştım. ABD’de kaldığım zaman içinde bir ay süre ile çevre konusunda eğitim veren ABD’nin önemli üniversitelerinden Stanford, Caltex, Atlanta, Nord Caroline, Ann Arbor’u ziyaret ettim ve çevre konuları ile ilgili tanınmış öğretim üyeleri ile görüştüm. Ayrıca çok sayıda çevre tesisini (Atıksu ve içme suyu arıtma tesisi, deniz deşarjı tesisi) inceledim. Washigton’daki EPA’nın merkezinde, nasıl teşkilandıkları ve çalıştıkları hakkında bilgi edindim ve EPA’nın Cincinati’deki laboratuvarında incelemede bulundum. Ziyaretlerimle ilgili edindiğim bilgileri ileride zaman zaman yorum yazılarımda sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu yazımda, ABD seyahatim esnasında ziyaret ettiğim bir atıksu arıtma tesisinde “Mikrobiyolog” çalıştığını öğrendiğim zaman ne kadar şaşırdığımı ve kendisi ile yaptığım görüşmem hakkında sizleri bilgilendirmeyi ve ülkemizle mukayesesini yapmayı istiyorum.

O tarihlerde Almanya’daki arıtma tesisleri laboratuvarlarında nadiren ölçümleri yapmak üzere kimya laborantı bulunuyordu. Genelde mikrobiyolojik deneyler ve değerlendirmeler hiç yapılmıyordu.
Amerika’daki bu tesiste çalışan mikrobiyolog, lisans eğitimini biyoloji üzerine yapmış, daha sonra çevre mikrobiyolojisi konularında çeşitli kurs ve seminerlere katılarak kendisini eğitmişti. Bana laboratuvarı gezdirirken, tesiste neler yaptığını sorduğumda, arıtmanın her kademesinde oluşan ve yaşayan canlı hayatını izlediğini ve bunların durumuna göre tesisin çalıştırılmasını diğer yetkililerle tartışarak yönlendirdiğini anlattı. Tesiste karşılaştığı mikrobiyolojik sorunlara ait örnekler verdi. Bu örneklerden birisi de son çökeltme havuzundaki çamurun çökmemesi, havuz yüzeyine çıkması, organik maddeleri ihtiva eden flokların deşarj ile yüzeysel sulara karışması ve bunun kirlenmeye sebep olduğu idi. Bilindiği gibi bu kabarma olayına “Şişkin Çamur (Bulking)” denilmektedir. Şişkin çamur sorununu gelecek yazımda ele alacağım.

Mikrobiyoloji öncelikle biyoloji olmak üzere birçok bilimin temelini oluşturur. Bu nedenle “Genel Mikrobiyoloji” ve “Uygulamalı Mikrobiyoloji” olarak ikiye ayrılır. Mikrobiyoloji multidisipliner bir bilim dalıdır. Tıp, gıda, endüstri, tarım ve çevre konularında insan yaşamını etkileyen önemli rol oynar. Çevre Mikrobiyolojisi, uygulamalı mikrobiyolojinin kullanıldığı tıp, gıda vb. dalları arasında önemli bir yer alır.
Mikrobiyoloji, mikroorganizmalar üzerine çalışan bilim dalıdır. Mikroskop yardımıyla görülebilen, çoğunlukla tek hücreli, basit yapıdaki organizmalara “mikroorganizma” veya “mikrop” denir. Mikrobiyolojinin çalışma alanı gözle görülemeyen mikroorganizmalar, yani bakteriler, protozoalar, virüsler, algler,  funguslar ve mantarlardır. Mikroorganizmalar, insan sağlığı ve günlük hayatımızla doğrudan ilgili canlılardır. Çevre konularında önemli görevler üstlenirler. Atıksuların arıtılması, katı atıkların bertaraf ve diğer proseslerde etkindirler.

Bugün ülkemizde çevre tesislerini genellikle çevre mühendisleri çalıştırmaktadırlar. Tesisler işleten bu mühendisler eğitimleri esnasında bir veya iki sömestr mikrobiyoloji ve çevre mikrobiyoloji derslerini almaktadırlar. Tesislerde genelde yeterli düzeyde laboratuvar imkânlarının olmaması yanında mikrobiyoloji bilgileri az olduğu için tesislerinin verimini Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nde istenen ve aşağıda verilen tablodaki standartlara göre değerlendirmektedirler.



Halbuki mikrobiyolojik ölçüm ve gözlem yapabilseler aktif çamur havuzundaki suyun berraklığının nedenini, son çökeltme havuzunda çamurun neden çökmediğini veya arıtma tesisi çıkışındaki köpürme sorunlarını izleyebilirler, ortaya çıkmadan belirleyebilir ve önlem alabilirler. Aşağıda görülen aktif çamur havuzundan alınan numunede Vorticella sp. ve Opercularia sp. gibi floğa bağlı yaşayan saplı siliat türlerinin çok olması durumunda ise serbest dolaşan bakteri sayısındaki azalış nedeni ve suyun berraklığının neden daha net olduğu olduğu kolaylıkla gözlemleyebilirler.  


Vorticella sp. ve Opercularia sp.

Yaptığım incelemede, mikrobiyolojik çalışmaları yürütmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) bünyesinde birkaç yıldan beri bir biyolog ve İstanbul’da bu kuruluşun atıksu arıtma tesislerini işleten firmalarda ise üç biyolog çalıştığını öğrendim. Çorum Belediyesi atıksu arıtma tesislerinde hiçbir biyolog çalışmamaktadır.
Yukarıda açıkladığım nedenlerle “Çevre Mühendisliği Eğitimi”nde lisans seviyesinde şimdilik bu istenmiyorsa yüksek lisans seviyesinde ihtisaslaşmaya gidilmelidir. Böylece çevre mühendislerinin mikrobiyoloji de dahil belirli bir konuda uzmanlaşmaları sağlanmalıdır. Bu hususlardaki düşüncelerimi ileride sizlerle paylaşacağım.

Geri