Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk: "Hedef Sıfır Atık"


Son dönemde hava, su ve atıkla ilgili izleme faaliyetlerini artıran Bakanlığın çalışmalarıyla ilgili bilgi aldığımız Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “Çevre konusunda Avrupa standartlarını yakalamayı hedefliyor ve bu kapsamda çevre-sanayi sektörü oluşturmak istiyoruz. Hedefimizse Türkiye’de sıfır atık” diyor... Sanayicilere, artık enerji-su yoğun yatırımlardan kaçınmalarını da tavsiye eden Öztürk, su şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarını düşüremeyen belediye başkanlarını ise istifaya davet ediyor... İşte Öztürk’le yaptığımız röportajın satır başları...

Mart 2015 / Sayı: 80


“Bakanlık olarak artık 81 ilin hava kalitesini 86 noktada anlık olarak izliyor ve bu verileri sansürsüz olarak kamuoyuyla paylaşıyoruz. Geçmiş yıllarda hava kirliliğiyle ilgili veriler ancak bir gün öncesine aitti. Örneğin havanın ‘dün’ kirli olduğu duyurulurdu. Fakat yaptığımız çalışmalarla bunu anlık olarak kamuoyuna sunuyoruz. Uluslararası normlarda yapılan bu izleme faaliyetlerini sene içinde 330 noktaya çıkartacağız. Soluduğu havanın kalitesini bilmek, vatandaşın en tabii hakkıdır. Dünyada iç veya dış ortamdaki hava kirliliğinden yılda 6 buçuk milyon insan ölüyor. Dolayısıyla vatandaşımıza kaliteli hava solutmak zorundayız. Ne kadar kaliteli hava, o kadar sağlıklı yaşam; ne kadar kirli hava, o kadar erken ölüm veya sağlığa yapılan harcama demektir...” 

Atıksuyu da izliyoruz
“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak atıksuları da izlemeye başladık. Derelerimize, göllerimize, akarsularımıza deşarj edilen günlük 10 bin metreküpün üzerindeki atıksuları izliyoruz. Önümüzdeki günlerde bunu 5 bin m3/gün’e indireceğiz. Daha sonra da 1000 m3/gün’e indireceğiz ve bu devamlı aşağı inecek. Kimse bu ülkenin su kaynaklarını kirletme lüksüne sahip değil. Vatandaşın en doğal haklarından birisi temiz suya ulaşmadır. Bu hakkı hep birlikte sağlatacağız. Gediz, Menderes, Ergene, Sakarya ve benzer onlarca yerde bu tip çalışmalar yürütüyoruz. Belediyelerden, projelendirme yaparken havzalardaki atıksuyun arıtılmasına ve katı atıkların bertarafına öncelik vermelerini talep ediyoruz. Çünkü birçok arazide tarım yapılıyor ve su kaliteli akmak zorunda. Aksi takdirde su kalitesiz olursa bu gıdalara da yansır. Proje aşamasında tüm bunları yerel yönetimlerle birlikte elbirliğiyle projelendiriyoruz. Belediyelerin yaptığı projeler hariç şu anda 350 tane de İlbank ve Bakanlığımız arasında proje yürütülüyor. Bunun bu seneki yatırım maliyeti 1.8 milyar TL...” 

Çalışmalarımızın merkezinde “İnsan” var
“AB projelerine çok önem veriyor ve otuzun üzerinde AB projesi yürütüyoruz. Suyumuzda, havamızda, toprağımızda, Avrupa kalite standardını yakalamayı hedefliyoruz. Bu noktada Türkiye’de çevre ve sanayi sektörü oluşturmak istiyoruz. Mesele lastiklerin yüzde 85’ini toplatıyoruz ve halı saha veya koşu yolları yaptırtıyoruz. Yürüyüş yolu, bisiklet yolu, donatı alanı olmayan kentsel dönüşüm projelerini onaylamıyoruz. Engelli kardeşlerimizin hayatını kolaylaştıracak çözümlere odaklanıyoruz ve yatırımcılardan bunlarla ilgili çözümler üretmesini talep ediyoruz. Çünkü çalışmalarımızın merkezinde insan var. İnsan için çalışıyor ve projeler üretiyoruz. Havamızı, suyumuzu ve toprağımızı bu noktaya getirmek için belediyelerimizi, sanayicilerimizi, yatırımcılarımızı yönlendiriyoruz. Önümüzdeki günlerde bir tebliğ yayınlayacağız. Sanayi tesisleri artık saldığı karbondioksit emisyonunun hesaplamasını yapacak ve biz de doğrulayacağız. Bununla ilgili uluslararası normlarda firmalar oluşturacağız. Bir sürü çevre mühendisimiz ve mühendisimiz var. Bu hesapları ille de devlet yapacak değil. Bu alanda özel sektör yaratmayı hedefliyoruz. Her şey devlet eliyle yürümez. Devlet yöneticilik yapar, işletmecilik yapmaz. Yıllık yaklaşık iki buçuk milyar TL’lik ambalaj atığı ve plastiğin geri dönüştürülmesinden Türkiye ekonomisi gelir elde ediyor. Bu oranı artırmak istiyoruz. Bu kaynak neden beş milyar dolara, on milyar dolara çıkmasın? 76 milyon nüfusa sahip Türkiye’de bu çok rahatlıkla olabilir...” 


Atıklardan yeni ürünler üretilmeli
“Atık yağın geri kazanımı çok önemli. Artık Türkiye’de araçlardan çıkan motor yağlarının geri kazanımını sağlayacak uluslararası normlarda çok sayıda tesis kurulması da şart. Bu atıklardan yeni ürünler üretilmesi gerekiyor. Mesela evlerden çıkan kızartma yağlarından biyodizel üretilmeli. Atık yağdan biyodizel üretimiyle ilgili mevzuat çıkartıyoruz. Atık yağdan başka bir malzeme üretiminin önüne geçmek istiyoruz. Ülkemizde kaliteli çevre ve doğayla uyumlu hayat standardının oluşturulmasını istiyoruz. Çöp depolama alanlarından biyogaz ve enerji üretilmesini talep ediyoruz. Bununla ilgili önümüzdeki ay özellikle büyükşehir belediyeleri olmak üzere bütün belediyeleri Ankara’ya davet edeceğiz ve kendi çöp depolama alanlarında ne kadar biyogaz üretilebilecekleriyle ilgili model gösterip, bu işin ekonomikliğini inceleyeceğiz. Ekonomik olanları da ivedi bir şekilde biyoreaktöre dönüştürmek için çalışmalar başlatacağız. Türkiye’de yılda otuz milyon ton çöp çıkıyor...” 

Hedefimiz: “Sıfır Atık”
“Diğer bir çalışmamız da hayvan gübresiyle ilgili. Her yıl 156 milyon ton hayvan gübresi çıkıyor. Bu gübreyi de kompost yapabilir ya da gübreyi biyogaz üretiminde kullanabiliriz. Kompost ile ilgili mevzuatı  önümüzdeki günlerde yayınlayacağız. Hedefimiz Türkiye’de sıfır atık. Yani bir şey üretildiğinde atık çıkarmayacak, o atık denilen madde başka bir yerde hammadde olarak kullanılacak. Mesela biyogaz ürettireceğiz. Biyogazın yanında sıvı gübrenin de standartlarını geliştiriyoruz. Türkiye’de artık hayvan çiftliklerini biyoenerji üretim merkezleri, sıvı gübre üretim merkezleri haline getireceğiz. Tarım arazilerimizde sebzemiz, meyvemiz daha kaliteli olacak. Toprağımız hastalanmayacak. Bunlara çözüm üretiyoruz. Mesela atıksu arıtma tesisinden çıkan çamurun bertarafı konusunda da çalışmalar yürütüyoruz. Bu çamurların komposta dönüştürülmesi, gübre yapılması veya çimento fabrikalarında yakıt olarak kullanılmasını talep ediyoruz...” 

Çevre sektörünü kurmak zorundayız
“Türkiye’nin çevre konusunda AB normlarına ulaşabilmesi için 68 milyar euro’luk yatırım yapması gerekiyor. Bu yatırımlar yapılırken de çevre sanayi sektörünü kurmak zorundayız. ‘Yeşil, güzel doğa’ gibi söylemlerle bu iş çözülmez. Ancak böyle bir sektörle hava, su, toprak daha kaliteli bir hale getirilebilir. Suyla ilgili olarak ise 35 milyar euro’nun üzerinde bir yatırım yapılması şart. Bu konuda belediyelerle elbirliğiyle çalışıyoruz. Türkiye’de büyükşehir belediyelerinin olması bir şanstır. Çöp sorunu, atık sorunu, içme suyu sorunu ancak büyükşehir belediyeleriyle çözülebilir. Kurumsal kapasiteleri ve bunları kurma ve işletme potansiyelleri var. Mali kaynak konusu da yavaş yavaş çözülecek. On bin nüfuslu bir belediye, kurumsal yapısıyla çözemeyeceği problemlerle karşılaşabiliyor. Sorunlar Avrupa ülkelerinde nasıl çözülüyorsa biz de öyle çözeceğiz. Dünyayı yeniden keşfetmemize gerek yok. Özellikle sularımızın kaliteli halde akması sağlanmalı ki tarım arazilerinde sebzelerimiz, meyvelerimiz kaliteli olsun. Toprağımız hasta olmasın. Atıksuları arıttıktan sonra da onu ikinci üretimlerde, park ve bahçe sulamasında kullanmalıyız. İstanbul gibi bazı şehirlerde bu sular artık park ve bahçe sulamasında veya sanayide kullanma suyu olarak kullanılıyor. Mesela Tuzla Deri Sanayi Bölgesi’nde bilfiil uygulanıyor. Bu sektörü Türkiye’de kademeli olarak doğuruyoruz...” 

Bir kalem daha var; o da çevre...
“Sanayicimizin su yoğun endüstriye son vermesi lazım. Türkiye su fakiri bir ülke. Su yoğun bir sanayi Türkiye’ye uygun değil. Küresel ısınmadan dolayı bir kuraklık olduğu zaman ciddi şekilde darboğaz yaşarız, yaşıyoruz da. Dolayısıyla yatırımcılarımız su yoğun bir yatırımı çok iyi düşünmek zorunda. Deniz kenarlarında deniz suyunun kullanımının yolu aranmalı. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Deniz suyunu çeşitli ülkeler çok iyi bir şekilde kullanıyorlar. Bizim gibi ülkeler de kullanmalı. Sanayicimiz artık enerji yoğun, su yoğun sanayiden kaçınmalı. Ve suyu, enerjiyi kullanırken verimli kullanmanın yollarına odaklanmalı. Hem çevre hem de dünyayla rekabet etmek için bu şart. Dünya ticaretinde artık karbon salımı, su ve enerji tüketimi, atık yönetimi konuları da dikkate alınıyor. Dolayısıyla herkes ekonomiyi, kalkınmayı düşünecek fakat yanına bir kalem daha koyacak, o da çevre...” 

Kayıp oranı yüksekse belediye başkanı istifa etmelidir
“Belediyelerimizin ayrıca kayıp ve kaçak problemine de odaklanması şart. Bir belediye başkanı temiz içme suyu şebekesine verdiği suyun yüzde 85’ini kaybediyorsa, derhal istifa etmeli. Bu kadar net. Bir şebekede yüzde 85 kayıp-kaçak varsa o suyun temiz olması kesinlikle mümkün değildir. Çünkü şebekede su azaldığı zaman dışarıdan basınçla şebekeye pis su girer. Dolayısıyla şebeke sisteminde kayıp-kaçak oranı arttıkça suyun da kalitesi düşer. Belediye başkanlarının öncelik vermesi gereken en önemli işlerden birisi budur. Önleyemiyorlarsa başkanlığı bırakmalılar. İnsan sağlığı her şeyden önemlidir. İçme suyuna ve soluduğumuz havaya çok önem veriyoruz. Solunan hava ile içilen su, yaşam kalitenizi gösterir. Temiz hava, temiz su ve temiz toprak şifadır...”   

Tarihi miras ne olacak?
“Bir laf vardır; ‘Yarım hoca dinden, yarım kasap candan eder’... İklim değişikliğiyle ilgili konuyu yarım okuyanlar bazı şeyleri anlayamıyorlar. Atmosfere atılan karbondioksit ancak elli yılda yok oluyor. Yani Avrupa ülkeleri ‘sera gazını azaltın’ diyor fakat kendilerinin yarattığı tarihi miras ne olacak? Şu anda dahi Avrupa ülkeleri bizim saldığımız sera gazının iki buçuk katı fazlasını salıyorlar. Bu, ben de bir şey yapmayayım demek değildir. Doğa bizimse, bizim de taşın altına elimizi koymamız lazım ama onlar da kirlettiklerinin bedelini ödemek zorundalar. Az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelere katkı vermek zorundalar. Sular yükseliyor, iklim bozuluyor, kuraklık yaşanıyor, kaynaklar tahrip ediliyor. Hep birlikte dünyayı daha kaliteli, daha yaşanabilir hale getirmeliyiz...” 

Geri