70'li Yıllarda Yaşanan Çevre Felaketlerinden Hatırladıklarım!

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu
İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi (E)
İmar ve İskan Eski Bakanı


Kasım 2014 / Sayı: 76

Milyonlarca yıl sonucunda oluşan doğal hayat, içindeki unsurların karşılıklı dengesi ile varlığını korumuştur. Tarih boyunca bazı doğal felaketler (seller, depremler, volkanik patlamalar vs.) olmuşsa da bu felaketler, doğa üzerindeki etki gücü ve oluşan durumun tersine dönüşü bakımından sanayileşme ve doğal kaynakların kullanımıyla başlayan süreçte insanoğlu tarafından yapılan suiistimallerin yanında çok önemsiz kalmaktadır. 
Doğa kendi içinde oluşan felaketleri bir şekilde düzenleyebilme imkanına sahipken, insanoğlunun eliyle ortaya çıkan felaketler suni bir takım koşullar oluşturduğundan, doğa kendi kendini yenileyememektedir. Çevre felaketlerine de sanayileşme, iktisadi kalkınma ve enerji gibi konularda gelişmenin göz ardı edilebilecek yan etkileri gözüyle bakılmakta ve bu felaketler medyada da ancak büyük ölçüde ve ani ölümler olduğunda yer almaktadır.
Dünyada yaşanan ve karşılaşılan çevre felaketleri her geçen gün daha da artmaktadır. II. Cihan Harbi’nden sonra çevre konularının pek konuşulmadığı dönemlerde 1952 yılında İngiltere’de Londra şehrinde yaşanan hava kirliliğinde 4000 kişi öldü. 1956 yılında Japonya’da ortaya çıkan “Minemata Hastalığı” diğer bir çevre felaketi olarak insanların dikkatini çekti ve dünyayı düşündürdü. Bu iki önemli felaket hakkında bilgilerinizi tazelemek istiyorum...

Londra’da hava kirliliği
Londra sislerinin en ölümcülü ve unutulmazı 1952’de meydana geldi. 5 Aralık’ta rüzgarların dinmesiyle oluşan sis, bundan sonraki üç gün boyunca yoğunlaştı, görüş mesafesi birkaç metreye kadar indi, trafik tamamen durdu. Halk, soğuk ve nemle mücadele etmek için evlerini iyice ısıtınca, kömür tozu yayılımı ve kükürtdioksit üretimi arttı.Bu sis ve hava kirliliği yüzünden yalnız Londra’da 4 bini aşkın ölüm gerçekleşti. Bu durum, İngiltere’de bir “Temiz Hava Hareketi”nin başlamasına sebep oldu.

Japonya, Minamata’daki cıva zehirlenmesi
Japonya’nın Minamata kentinde önce kediler arasında, sonra 1956 yılında da kent sakinleri arasında görülmeye başlayan rahatsızlığın üç yıl sonra Minamata Körfezi’ndeki Chisso Corp. firmasının atıksu yoluyla denize boşalttığı cıva kaynaklı olduğu ortaya çıktı. Minamata hastalığı olarak bilinen rahatsızlığın kol ve bacak hareketlerinde kontrol kaybı, motor hareketlerde aksama gibi belirtileri bulunmaktadır ve hastalık denizdeki balıkların tüketilmesi yoluyla yayılmıştır.
1950’lerde meydana gelen bu felaketleri ve 1970’li yıllarda dünyanın dikkatini çeken ve benim de derslerimde öğrencilerime “Çevre Mühendisliğine Giriş” dersinde anlattığım Seveso Felaketi (Seweso Dioxin Cloud-1976), Sevgi Kanalı Felaketi (Love Canal History-1978) ve Üç Mil Adası Felaketi (Three Mile Island-1979) halen hatırlanan en önemli çevre felaketleridir.
Bunlardan Sevgi Kanalı Felaketi hakkında Prof. Dr. Olcay Tünay ve Prof. Dr. Ekrem Ekinci ile birlikte verdiğimiz “Zararlı Atıkların Arıtılması ve Çevresel Etkileri” isimli yüksek lisans dersinde öğrencilerimize derinlemesine bilgi aktarmıştık.

Love Canal - 1978

Seveso Felekati
Seveso, kuzeybatı İtalya’da, Milano’ya 20 km uzaklıkta küçük bir kasabadır. Kentin hemen yanı başındaki, ICMESA Chemical Company’ye ait fabrikada 10 Temmuz 1976 günü trikloro fenol (TCP) üretimi yapan bir reaktörde patlama oldu ve beyaz bir gaz bulutu çevreye yayıldı. Bu zehirli gaz, bugüne kadar bilinen en zehirli gazlardan dioksin (TCCD) idi. Kasabada kısa bir süre içinde hayvan ölümleri görülmeye başladı. Patlamadan 5 gün geçtikten sonra hastaneye başvurular başladı. Yapılan kontroller sonunda kasabada geniş bir bölgenin tamamen kirlendiği anlaşıldı ve 100 kadar ev tamamen boşaltıldı. Kasaba halkına kan testleri uygulanarak kontrol edildi. Bu olay insanların mide bulantısı, bulanık görüş ve özellikle çocukların “klorakne” denilen cilt hastalığı yüzünden yatağa düşmelerine neden oldu. Haftalar süren tahliyenin ardından kasaba sakinleri evlerine döndü.
Bugün Seveso kentinde, içinde ölen sayısız hayvanın kalıntıları, yok olan fabrika ve tehlikeli boyutta dioksin içeren toprak bulunduran iki dev tankın üzerinde durduğu bir park yer alıyor.
Seveso felaketinden sonra Avrupa ülkelerinde endüstriyel kazalara karşı mevcut önlemlerin yetersiz olduğu sonucuna varılarak bir dizi çalışma başlatıldı ve SEVESO direktifi yayınlandı. Bu direktif Türkiye’de 2010’da “Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü Hakkında Yönetmelik” ile uygulamaya konuldu. 


Sevgi Kanalı Felaketi
1978 yılında, New York’un şehir dışında kalan bölgesindeki Niagara Şelalesi’nin yakınlarında bulunan Love Canal, işçi sınıfının yaşadığı yüzlerce ev ve bir okuldan oluşan sakin bir kasabaydı. Kullanılmayan bir kanal sahası olan Sevgi Kanalı bölgesi, 40’lı ve 50’li yıllarda endüstri firmalarının yaklaşık 22 bin ton kimyasal atıkla doldurduğu bir çöplük haline geldi. 
Sonraki yıllarda doldurulan alana konutlar inşa edildi. Çocuklarda ve arazideki köpeklerde görülen cilt rahatsızlıklarının artması üzerine harekete geçen New York Çevre Koruma Müdürlüğü DEC’in soruşturmaları sonucu, bölgedeki kimyasal sanayi tesislerine atık arıtma zorunluluğu getirilmeye çalışıldı, ancak sanayi kuruluşlarının lobileri nedeniyle istenen sonuç alınamadı. Yıllar ilerledikçe, atıklar yüzeye yaklaşarak insanların mahzen ve arka bahçelerine ulaştı. 1978 yılında da resmi makamlarca bölgedeki evlerin bodrumlarına yeraltındaki toksik maddelerin sızdığı bildirildi. 1974-1978 yılları arasında doğan çocuklarda en az doğuştan bir özür tespit edildi. Sorun, önüne geçilemez boyuta geldi ve yüzlerce aile evlerini hükümete satarak bölgeyi tahliye etti. New York eyaleti yöneticileri, tamamen boşalttığı bölgeyi 50 milyon dolar harcayarak temizledi ve 90’lı yılların ortalarında iskana açtı. Bu felaket ile birlikte tehlikeli atıkların varlığı ortaya çıkmış ve dünya o güne kadar hiç fark etmediği bir çevre sorunu ile boğuşmaya başlamıştır. 90’lı yıllarda Trakya’da kot üretimi yapan bir fabrikayı satın almak isteyen bir Amerikan firması üniversitemize müracaat ederek, bu tesisin zemininde daha önce buraya gömülmüş kimyasal atık olup olmadığını incelememizi istedi. Fabrika sahasında depolanmış kimyasal atık bulunmadığı tespit edilince satın alma süreci başlatıldı. 

Üç Mil Adası Felaketi
28 Mart 1979 yılında, ABD Pensilvanya’da Three Miles Island (Üç Mil Adası) Nükleer Santrali’nin 2 numaralı reaktörünün soğutma sisteminin ana besleme borularında, insan ve basit teknoloji hatalarından meydana gelen arızanın yol açtığı kısmi çekirdek erimesi ciddi bir radyasyon sızıntısına yol açmıştı. Basit bir vana sıkışması, hatalı sensörler ve kurulum hatalarına bir de insan hataları eklenince, durduk yerde nükleer bir felaket ortaya çıkıvermişti. Kazada çekirdek erimesi sonucu iyot 131 kaçağı oldu. 


Bu büyük felaket, 18 milyar curies’lik (küri) radyasyonun reaktör çevresinde bloke edilebilmesiyle ucuz atlatıldı. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı çevreye 2,5 milyon curies’lik radyasyon yayıldı. Çocuklar ve hamile kadınlar derhal tahliye edilerek 8 kilometrelik çapın dışındaki tehlikesiz bölgelere alındılar. Bölgede yaşayan insanlar sığınaklarda yaşamış ve uzun süre evlerine dönememişti. Yöredeki doğum anomalileri, yani kusurlu doğumlar arttı. Birçok insan kansere yakalandı ve öldü!
Felaketten yıllar sonra bölgede yaşayanlar arasında yapılan araştırmalar, felaket sonrasındaki dönemde sağlık sorunlarının had safhaya ulaştığını gösteriyor: Santral yakınında yaşayan 20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmalarda, nükleer santral sızıntısının yakınında bulunanlarda akciğer kanseri oranlarının yüzde 300-400, kan kanseri oranlarının yüzde 600-700 arttığı tespit edildi.

Bu olay sonrasında “ABD’de nükleer kaza olmaz(!)” inancı ciddi bir şekilde sarsıntıya uğradı. Emniyete önem veren nükleer santral yapım planları yeniden kurgulandı, birçok alternatif plan geliştirildi.
Bu felaketleri takip eden yıllarda, çevrenin korunmasına ve tehlikeli atıkların rastgele gömülmemesine önem verildiği gibi, nükleer santrallar ve fabrikaların da üretim konularında daha dikkatli olması sağlandı. Tüm bu gelişmeler ülkemizde de Çevre Kanunu’nun gerekliliğini ortaya koydu. Hava Kirliliği Kontrolü, Katı Atıklar ve Tehlikeli Atıklar Yönetmelikleri çıkarıldı.

Not: Bu yazı hazırlanırken çok sayıda kaynaktan faydalanılmıştır. Yer kısıtlılığı nedeniyle burada verilememiştir.

Geri