Haberler

Amerikan Hastanesi




Amerikan Hastanesi, milyonlarca ton tıbbi atığın çıktığı, büyük bir su ve enerji tüketiminin olduğu sağlık sektöründe, çevre, enerji tasarrufu ve insan sağlığı konusunda yaptığı çalışmalarla en "iyi" örneklerinden birisi olarak dikkat çekiyor...

Gün geçtikçe sağlık tesislerinde atık yönetimi, enerji ve su tüketimi gerek yönetsel ve mali açıdan, gerekse çevresel yükümlülükler çerçevesinde üzerinde durulması gereken bir konu haline geliyor. Yılda milyonlarca ton tıbbi atığın çıktığı, büyük bir su ve enerji tüketiminin olduğu sektörün çevre ve insan sağlığı açısından büyük bir önemi var. Peki bu konuda ülkemizde iyi örnekler de var mı? Tabii ki sayıları az olmakla birlikte var... Mesela Amerikan Hastanesi bunların başında geliyor. Biz de bu sayımızda, yılda yaklaşık 15 milyon kw/h elektrik, 750 bin metreküp doğalgaz ve 60 bin metreküp su tüketimi olan Amerikan Hastanesi’nin enerji, su ve atık politikalarını Hastane’nin Bakım Onarım Müdürü Ali Süngü ile yaptığımız röportaj aracılığıyla sizlere de aktarmak istedik. Ama öncelikle isterseniz Hastane hakkında kısa bir bilgi verelim...


Amerikan Hastanesi hakkında...
Amerikan Hastanesi, Amiral Mark L. Bristol liderliğinde tüm ırk, din ve milletlere eşit şartlarda sağlık hizmeti vermek, Türkiye’nin bu konudaki acil ihtiyaçlarını giderecek hemşireler yetiştirecek bir hemşirelik okulu kurmak ve Amerikalılar, Türkler ve diğer bütün milletlere Amerikan standartlarında sağlık hizmeti verilmesini sağlamak amacıyla 1920 yılında kurulmuş bir hastane. Hastanenin 20 Ağustos 1920 tarihinde kurulduğu ilk yer, Eski İstanbul’da Çarşıkapı Caddesi’nde 67 no’lu üç katlı ahşap bir köşkmüş. 45 yatak ve üç ameliyathane ile hizmet veriliyormuş. 1925 yılında, geçici olarak Taksim’deki Alman Hastanesi binasının kısa süre kullanılmasından sonra 1928 yılında Teşvikiye Caddesi’nde bir apartmana taşınılmış. Amerikan Hastanesi, Nişantaşı’nda bugünkü yerinde ise 14 Kasım 1939’dan itibaren hizmet veriyor. 1995 yılında Vehbi Koç Vakfı bünyesine katılan Amerikan Hastanesi, o güne kadar New York kökenli, kâr amacı gütmeyen Amerikan Hastanesi Şirketi tarafından yönetiliyor ve destekleniyordu. 1995 yılından itibaren Vehbi Koç Vakfı’nın yaklaşık 200 milyon doların üzerindeki katkılarıyla geniş çaplı renovasyon ve yeni modern binalarıyla 2007 yılında 60 bin 500 metrekarelik modern bir sağlık tesisine dönüşmüş. 92 yıl önce 45 yataklı, 3 ameliyathaneli olarak kurulan hastane günümüzde 200 hasta odası, 62 yoğun bakım yatağı ve 12 ameliyathanesi olan yaklaşık 120 bin hastayı ayakta, 20 binin üzerinde hastayı ise yatarak tedavi eden ve yılda 10 binin üzerinde ameliyat yapan güvenilir bir sağlık kuruluşu haline gelmiş. Kuruluşun Anadolu Yakası ve Zekeriyaköy’de de birer polikliniği bulunuyor. Nişantaşı’ndaki ana merkez bina, dört ana blok ve 13 kattan oluşuyor. A ve B blokların ikinci katından yukarısı hasta odalarının bulunduğu katlar. C bloğu hem poliklinik katı hem de idari bölümlerin bulunduğu kat. D blokta Koç Üniversitesi’ne bağlı olan Hemşirelik Yüksekokulu yer alıyor. Toplamda 60 bin 500 metrekarelik kapalı alanı bulunan hastane binası 3 bin 500 metrekarelik otoparka sahip. Binanın çevresinde yaklaşık 300 metrekarelik yeşil alan var. 24 saat vardiyalı şekilde hizmet veren, 300 yataklı olan hastane de toplam 1800 kişi çalışıyor... 

Amerikan Hastanesi Bakım Onarım Müdürü Ali Süngü

Su&Çevre: Hastanenin teknik ekipmanından bahsedebilir misiniz?

Ali Süngü: 3500 kva gücünde elektrik trafo sistemi ve dört jeneratörümüz var. Ayrıca 2000 kva gücünde UPS sistemimiz bulunuyor. Elektrik bizim için çok önemli. Tüm cihazların yedeğine sahibiz. Bunun yanı sıra hastanemizde 3650 tona yakın su rezervi mevcut ve bu rezerv hiçbir şekilde dışarıdan su tedarik etmeden üç hafta bize yetiyor. Merkezi sistemde 20 ton’luk likit oksijen tankı var. Isıtma sistemimizde 750 kg/saat kapasiteli iki adet buhar jeneratörü bulunuyor ve hem motorin hem de doğalgazla çalışabiliyor. Hastanemizde üç adet ısıtma kazanımız var. Her biri 1750 kW’lık olan kazanların ikisi hem motorin hem de doğalgazla, biri ise sadece doğalgazla çalışabiliyor. Hastanede 77 adet klima santralimiz mevcut. 120 civarında aspiratörümüz bulunuyor. Bunun dışında çatı katında chiller soğutma grupları ve ayrıca üç yıl önce kurduğumuz ve su ısıtıcılı olan güneş kolektörü sistemimiz mevcut. Hastanenin tüm sıcak su ihtiyacını kolektörler vasıtasıyla sağlıyoruz ve özellikle yaz aylarında hiç doğalgaz harcamıyoruz. Genel aydınlatmada LED lambalar kullanılıyor. Türkiye’de LED sektörü henüz gelişmeden beş yıl önce biz sistemimizi entegre ettik. Ayrıca alt katta su arıtma sistemimiz mevcut. Su ve hava, hastalıkların en fazla yayılabileceği alanlar olduğu için hastane olarak bu konuda çok titiziz. İçtiğimiz suyu biz üretiyoruz. Sterilizasyon ve buhar için ayrı su üretiyoruz. Mutfakta sebzelerin yıkandığı su bile farklı. Hastane genelinde Hepa filtreli 350 alanımız var ve hava kalitesi bizim olmazsa olmazımız. 
Toplam 60 bin 500 metrekarelik alanımızın yaklaşık 7 bin metrekaresi teknik alanlar. Tüm bu sistemleri denetleyen, bakımlarını gerçekleştiren ve arızaları gideren 35 kişilik teknik ekibimiz bulunuyor. Hastanemizde riske giremeyeceğimiz bütün sistemlerin bakımlarını kendimiz yapıyoruz. Bunun için dijital ortamda bakım planlarımız mevcut. Arıza yönetim sistemimize yılda yaklaşık 15 bin arıza geliyor ve ekibimiz tarafından bu arızalar gideriliyor. Günlük kontrollerimiz, koruyucu bakımlarımız ve testlerimiz bulunuyor. Günde üç vardiya olarak elektrik ve mekanik nöbetçi arkadaşlarımız hizmet veriyor. Periyodik bakımlarımız ikiye ayrılıyor; bunlar dışarıdan bakım sözleşmeli firmalarla yapılan bakımlar ve kendi yaptığımız bakımlar. Haftalık kontrollerimiz arasında yangın pompalarının test edilmesi de bulunuyor. 

Su&Çevre: Enerji ve su tüketiminiz nedir?

Ali Süngü: Yılda yaklaşık 15 milyon kw/h elektrik tüketiyoruz. Doğalgaz tüketimimiz ise yıllık yaklaşık 750 bin metreküp. Yıllık 60 bin metreküp de su tüketimimiz bulunuyor. Bölümümüzün bütçesi yılda yaklaşık 10 milyon TL ve bu rakamın yarısı elektrik enerjisine gidiyor. Bütçemizin yaklaşık 800 bin TL’si doğalgaz, 600 bin TL’si su giderlerine harcanıyor. 


Su&Çevre: Suyla ilgili nasıl bir politika izliyorsunuz? 

Ali Süngü: 2000’li yıllarda çamaşırhane varken yılda 130 bin ton su harcıyorduk. Şimdi çamaşırhanemiz yok ve son yıllarda 60 bin ton su harcıyoruz. 
Şebeke suyu 200 ton’luk depomuza doluyor. Bu depoda tortulardan temizlenen su öncelikle kum filtresinden geçiyor, sonrasında reçine filtreden geçen suyun içindeki klor alınıyor. Daha sonra depolanan suya klordioksit uygulanıyor ve dinlendiriliyor. Dinlenen su, ultraviyoleden geçiriliyor ve daha sonra binanın katlarına ulaştırılıyor. Yemekhanede kullanılan su ise ultraviyoleden, aktif karbondan ve filtrasyon sistemlerinden geçiriliyor. 
Bunun dışında tıbbi sistemler için kullanılan saf bir su üretiyoruz. İletkenlik olarak suyun kalitesi hiçbir zaman 5 mikrosiemens’in üzerine geçmiyor. Ayrıca RO sistemiyle buhar sistemini de besliyoruz. Saf sudan oluşan buhar, tıbbi aletlerin steril edildiği alanda kullanılıyor. Tesisat paslanmaz özelliğe sahip. Bunun yanı sıra içme suyu da üretiyoruz. İçme suyu standartlarında genellikle suyu RO sisteminden geçirip, saf su haline getirip, karbon ve bakteri fitresinden geçirirler. Sonrasında dolomit filtre ile suya tekrar mineral katıp, istenilen damak tadına göre sisteme gönderirler. Bizdeki bu sistem biraz farklı. Biz dolomit filtre kullanmak istemedik. Suda doğal mineraller olmasını tercih ediyoruz. Şebeke suyunu arıttıktan sonra içerisinde mineral olan suyu saf su ile karıştırarak içme suyunu üretiyor ve 1 ton’luk paslanmaz depolarda tutarak katlara ulaştırıyoruz.  

Su&Çevre: Su verimliliği konusunda neler yapıyorsunuz?

Ali Süngü: Üç yıl önce başladığımız renovasyon çalışmalarında bütün musluklarımızı fotoselliye dönüştürdük. Büyük oranda tasarruf sağladık. Eskiden sıcak suyu depolamak amacıyla her biri 10 ton olan üç adet akümülasyon tankı kullanıyorduk. Hastanenin sıcak su tüketimini ölçtük ve saatte 5 ton sıcak su harcandığını gördük. Sistemlerin buraya göre büyük olduğunu tespit ettik ve yukarıya güneş kolektörü sistemi kuralım diye düşündük. Temin ettiğimiz güneş kolektörü sistemini binanın üstündeki 200 metrekare alana yerleştirdik. Sıcak su üretimimizi bu şekilde sağladık. Hem su tasarrufu yaptık hem de sistemdeki su sirkülasyonunu azalttık. Bu çalışmalar esnasında tesisatı da değiştirdik. Bir zamanlar doğalgaz tüketimimiz yıllık 1 milyon 300 bin metreküp iken şimdi bu rakam 750 bin metreküplere düştü.


Su&Çevre: Genel anlamda su konusunda ne tür sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Ali Süngü: Bence birkaç yıl sonra su konusunda konutlarda da sorunlar çıkmaya başlayacak. Yaklaşık beş yıl önce İstanbul’da kuraklık yaşanmıştı, o zaman baraj seviyeleri o kadar düşmüştü ki deniz suyu, yeraltından barajlara karışmaya başlamıştı. Denizsuyu karıştığı zaman suyun iletkenliği inanılmaz derecede yükseliyor. Mesela mevcut şebeke suyunun iletkenliği 400 mikrosiemens iken o dönemde raporlara göre suyun iletkenliği 2000-3000 mikrosiemens’lere kadar çıkmıştı. Bu, suyun agresif olması demektir. Su, özellikle sıcak su tesisatlarında boruların çürümesine ve kireçlenmesine neden olmuştu. O dönemde mevcut tesisatımız galvanizdi, sonrasında ise bakırla değiştirdik. Ayrıca sıcak su tanklarımız da eskiden galvanizdi, şimdi 4,5 ton’luk paslanmaz sıcak su tankı kullanıyoruz. 

Su&Çevre: Atık yönetimiyle ilgili neler yapıyorsunuz? 

Ali Süngü: Hastanemizin tehlikeli atıklar sıvı ve katı olarak ikiye ayrılıyor. Katı atıklar içinde geridönüşümlü olanlar ve olmayanlar bulunuyor. Atıkların bertaraf edilmesinde kanun ve yönetmeliklere göre hareket ediyoruz. Mesela floresan lambaları mümkün olduğunca azalttık ve LED lambalara geçtik. UPS sistemindeki tüm akülerin 6-7 yılda bir değişmesi gerekiyor, yaklaşık 10 ton atık akü çıkıyor ve çalıştığımız firmanın, uygun şekilde belgeli olarak atığı bertaraf etmesini sağlıyoruz. Bunun yanı sıra eskiden ilaçlar tıbbi atık kapsamındaydı, şimdi ise tehlikeli atık kapsamına geçti. Kanserojen olan tıbbi atıklarımız da var. Tıbbi atık konusunda piyasadaki birçok firma ile çalışıyoruz. Jeneratörlerden yıllık atık yağ çıkıyor, o yağları toplama izni olan yağ bertaraf firmalarına gönderiyoruz. Bunun dışında radyoaktif atıklarımız var. İyot tedavisinde kullanılan atıklar radyoaktif atıktır. Tıbbi atık odalarımızda dedektörlerimiz mevcut ve tıbbi atıklara radyoaktif atık karışmaması için sürekli kontrol ediliyor. Hastanede hangi atığın nereden geldiği bellidir. Bunun dışında kağıtlar, piller, plastik ve metaller ayrı ayrı geridönüşüme gidiyor. 

Su&Çevre: İç hava kalitesini nasıl sağlıyorsunuz?

Ali Süngü: Hava kalitesi bizim için çok önemli. Hastanedeki ameliyathaneden hasta odalarına kadar çeşitli alanlarda, yönetmelik ve Sağlık Bakanlığı standartlarına bağlı olarak 6 ayda bir partikül ölçümlerini kendi bünyemizde yapıyoruz. Bunların yanı sıra cihazları korumaya yönelik çalışmalar da yapıyoruz. Hastane genelindeki filtreleme sistemi hijyenik ortamlarda 4, normal ortamlarda 3 kademeli olarak çalışıyor. Sağlık açısından filtrede cam elyaf değil, sentetik elyaf kullanıyoruz. Benim için en önemli noktalardan biri budur. Genellikle işletmelerde 3-4 dolar ucuz olsun diye F7 standardı torba filtre kullanılır; biz ise hastanenin her yerinde F9 standardı torba filtre kullanıyoruz. Hastanede her yer yüzde 100 taze hava ile çalışıyor. Filtre için yıllık yaklaşık 300-400 bin TL harcıyoruz. Eğer hijyen alanda Hepa filtre kullanıyorsanız, havadan bulaşacak olan enfeksiyon riski on binde bire düşmüş oluyor. Enfeksiyon Kontrol Komitesi’nde de toplantılara katılıyoruz. Genellikle hastanelerde ameliyat esnasında risk fazla olduğundan hasta enfeksiyon kapabiliyor ve yoğun bakıma alınıyor, orada en az bir hafta antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Bizde ise hasta ameliyatını oluyor, yoğun bakıma ve ardında da hasta odasına alınıyor, sonra taburcu ediliyor. Hastanemizde ortalama üç gün olan bu süre, farklı hastanelerde 1-2 haftaya kadar çıkabiliyor.

Su&Çevre: LEED sertifikasıyla da ilgili bazı girişimleriniz var...

Ali Süngü: LEED sertifikası için başvurduk ve Energy Star belgesi aldık. Bu çalışmamız Kasım ayından beri sürüyor. Mevcut bina olarak Gold seviyesindeyiz ve hedefimiz Platin almak. Tespit ettiğimiz iyileştirme çalışmalarına devam ediyoruz. LEED ile ilgili ulaşım ve iç hava kalitesiyle ilgili anketleri çalışanlarımızla yaptık. Ayrıca bina dışındaki aydınlatmaları elden geçireceğiz. Hastanemizde üç bine yakın ekipman var ve bunların kontrolü otomasyon sistemi tarafından sağlanıyor. Ancak aydınlatma otomasyonu yok ve bunu yapmak istiyoruz. LEED sertifikasına başvururken Energy Star’dan en az 75 puan alma ön şartı vardı. Türkiye’de hiçbir hastane henüz Energy Star sertifikası almadığı için ABD’de aynı enlem üzerindeki 22 hastane ile kıyas yapılarak, bize 92 puan verildi. Dolayısıyla LEED’e geçmeye hak kazandık. Türkiye’de LEED sertifikası alan ilk hastane olacağız. Eğer Platin alırsak dünyada dördüncü hastane olacağız. Bizim standartlarımız zaten yüksek. ISO 14001’i 2004 yılında almıştık.

Geri