Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Lütfi Akça "Su, 21. Yüzyılın Stratejik Kaynaklarından Birisi Olacak"

Havza Koruma Eylem Planları, mevzuat çalışmaları, Türkiye'nin su politikaları ve Su Kanunu tasarısı ile ilgili güncel bilgileri Su ve Çevre Teknolojileri dergisi okurlarıyla paylaşan Akça, 'Hazırlıkları süren Su Kanunu ile tüm sorunlar ortadan kalkacak ve su yönetimi konusundaki hususlar tek bir kanun altında toplanacak" diyor...


Su&Çevre: Bakanlığınız bünyesinde son dönemde su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir şekilde kullanılmasına dair ne gibi politikalar oluşturuluyor?

Prof. Dr. Lütfi Akça: Bilindiği üzere, 4 Temmuz 2011 tarihli ve 27984 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 645 sayılı Orman ve Su işleri Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile “Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak” ile ulusal su yönetimi ve 21 Aralık 2009 tarihinde müzakereye açılan Avrupa Birliği Çevre Faslı Su Sektörünün “koordinasyonunu sağlamak” görev ve sorumlulukları Bakanlığımıza verilmişti. Aynı KHK ile kurulan “Su Yönetimi Genel Müdürlüğü”nün bu görevleri Bakanlık adına yürütmesi hükme bağlanmıştı. Bakanlığımız bünyesinde kurulan Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün temel görev ve hedefi, Türkiye’de suyun havza ölçekli yönetimini sağlamaktır. Bu hedef doğrultusunda yapılanan Genel Müdürlük, havza yönetim planların hazırlanması ve takibi, su kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi, taşkın yönetimi, kurak dönem su yönetimi, iklim değişikliğine uyum, su hukuku ve politikası, su kalitesinin izleme, su verimliliği, havza ölçekli sektörel su tahsisleri, ulusal su bilgi sistemi kurulması gibi konularda çok önemli projeler başlattı. Bu faaliyetler ile bir taraftan ülke ihtiyaçları karşılanırken, diğer taraftan da Avrupa Birliği Çevre Faslı Su Sektörünün gereklilikleri yerine getiriliyor.

Bu bakımdan, 25 nehir havzasına ayrılan ülkemizin, su kaynaklarının kalite ve miktarının havza bazında korunması ve geliştirilmesi için ilk adım olan havzalardaki mevcut durumun tespitine ilişkin daha önce 11 havza için yapılan Havza Koruma Eylem Planlarına ek olarak 2011 tarihinde Bakanlığımızca toplam 14 havza için Havza Koruma Eylem Planları projesi başlatıldı. Bu havzalar Orta Akdeniz, Doğu Akdeniz, Batı Karadeniz, Fırat-Dicle, Doğu Karadeniz, Asi, Batı Akdeniz, Çoruh, Aras, Meriç-Ergene, Van, Akarçay, Gediz ve Sakarya havzalarıdır. Böylece 2013 yılı sonunda Türkiye’deki 25 havzanın Havza Koruma Eylem Planları tamamlanacak.

Havzalardaki mevcut durumun tespit edilmesinin akabinde ikinci kapanış kriteri ve Su Çerçeve Direktifi’nin gereği olan Nehir Havza Yönetim Planlarını hazırlayacağız. “Havza Koruma Eylem Planlarının, Nehir Havza Yönetim Planlarına Dönüştürülmesi Projesi” kapsamında Meriç-Ergene, Büyük Menderes, Susurluk ve Konya kapalı havzası için Nehir Havza Yönetim Planları 2016 yılı itibariyle hazırlanmış olacak. Planlama hiyerarşisi içerisinde üst ölçekli bir plan olma özelliğine sahip olacak Nehir Havza Yönetim Planları üst ölçekli planlardan beslenen ve aynı zamanda üst ölçekli planları besleyen bir konumda yer alacak. Buradaki asıl amaç, su kaynaklarını en düşük toplumsal giderle ve etkin biçimde yönetmeye dönük bir koordinasyon mekanizmasının kurulmasıdır. Farklı doğal kaynakların birarada bulunduğu havza yönetiminde, çok sayıda kanun ve bu kanunlar ile farklı idarelere tanınan yetki ve sorumlulukların söz konusu olması hasebiyle, nehir havza yönetim planlarının yapılması, izlenmesi ve denetiminin yasal bir altlık tarafından tanımlanması ve yetkili bir otoriteye bağlanması açısından 17 Ekim 2012 tarihli ve 28444 sayılı Su Havzalarının Korunması ve Yönetim Planlarının hazırlanması hakkında Yönetmelik ve 18 Haziran 2013 tarihli ve 28681 Sayılı Havza Yönetim Heyetlerinin Teşekkülü hakkında Tebliğ Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak yürürlüğe girdi. Böylelikle Kapanış kriterlerinden SÇD’nin uyumlaştırılmasına yönelik hüküm de yerine getirildi. 

Bakanlığımız havza bazında yönetim politikası ve su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması kapsamında birçok proje ve çalışma yürütüyor. Bunları sayacak olursam: IPA-2011 programına sunulan ve kabul gören “Havza Koruma Eylem Planlarının Nehir Havza Yönetim Planlarına Dönüştürülmesi” projesi gerçekleştirilecektir. Proje kapsamında Meriç-Ergene, Büyük Menderes, Susurluk ve Konya kapalı havzası için Nehir Havza Yönetim Planları 2016 yılı itibariyle hazırlanmış olacak. Alt havza olarak tanımlanan içme ve kullanma suyu kaynaklarının kirliliğe karşı korunmasına, kaynağın ve havzanın özelliklerinin bilimsel çalışmalarla değerlendirilerek, koruma alanları ve koruma esaslarının belirlenmesine ilişkin Özel Hüküm Belirleme çalışmaları yapılıyor. Bu çerçevede Eğridir Gölü, Porsuk Barajı ve Atatürk Barajı özel hükümleri hazırlanarak, yürürlüğe girmesi sağlandı. Aynı şekilde Beyşehir Gölü, Karacaören Baraj Gölleri, Sapanca Gölü, Gördes Baraj Gölü başta olmak üzere birçok içme suyu kaynağı için özel hüküm çalışmaları sürdürülüyor. IPA-1 bileşeni kapsamında başlatılacak olan “4 Pilot Havzada Nehir Havza Yönetim Planları Kapsamında Ekonomik Analiz ve Su Verimliliği Çalışmaları için Teknik Asistanlık Alımı Projesi” yapılıyor. Su tasarrufuna yönelik ürünlerin kullanımının yaygınlaştırılması çalışmaları başlatıldı. Oluşturulan izleme programı ile yerüstü ve yeraltı sularının kalite yönünden izlenmesi sağlanıyor. 2015 yılına kadar kurulması planlanan Ulusal Su Bilgi Sistemi ile bütün kurumlar, karar vericiler, üniversiteler ve vatandaş tek elden yönetilen doğru bilgiye kısa zamanda ulaşmış olacak. 91/676/AET sayılı Direktifin uygulanması kapsamında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı koordinasyonunda IPA 2007 programı altında desteklenen “Nitrat Direktifinin Uygulanması Projesi” gerçekleştirildi. 2012 yılı Eylül ayında “Türkiye’de Havza Bazında Hassas Alanların ve Su Kalitesi Hedeflerinin Belirlenmesi Projesi” başlatıldı ve bu proje ile 25 havzada hassas su alanları ve nitrata duyarlı hassas alanlar belirlenecek. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün Atıksu Arıtma Tesislerinin Tasarımı Rehber Kitapçığı Projesi ile atıksu arıtma tesisleri için tasarım esasları, normları ve kriterleri belirlenerek, günümüz bilgi ve teknolojileri ile uygun, güncel ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte bir rehber kitapçık oluşturulması amaçlanıyor. İç sularda hassas alanların belirlenmesi çalışmaları kapsamında, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından  “Türkiye’de Havza Bazında Hassas Alanların ve Su Kalitesi Hedeflerinin Belirlenmesi Projesi” başlatıldı ve proje ile Türkiye’deki 25 su havzasında bulunan yüzeysel sularda ve yeraltı sularındaki su kirliliği açısından hassas su alanlarının, nitrata hassas su alanlarının ve bu alanları etkileyen hassas bölgelerin tespiti ve su kalitesi hedefleri ile su kalitesinin iyileştirilmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amaçlanıyor. 

Türkiye’de, Yeraltı suyu Direktifi (2006/118/EC) uygulama adımlarının uygulanması ve kapasite geliştirilmesi maksatlı Türkiye’de Yeraltı Suyu Yönetiminde Kapasite Geliştirme Projesi Avrupa Birliği ESEI 2012 Programına sunuldu ve ön kabulü yapıldı. Yeraltı suyu kütlelerinin kimyasal durum ve miktar açısından değerlendirilmesi ve iyi yeraltı suyu durumuna ulaşma amacı doğrultusundaki hedeflerin belirlenmesine yönelik metodoloji geliştirilmesi ve pilot bölge özelinde önlemler programının oluşturulmasını öngören Yeraltı Suyu Kütlelerinin Kimyasal Durum ve Miktar Açısından Değerlendirilmesi ve İyi Yeraltı Suyu Durumuna Ulaşmak için Hedeflerin Belirlenmesi: Büyük Menderes Havzası Pilot Çalışması Projesi’nin TÜBİTAK-KAMAG 1007 Programı kapsamında 2013 yılı içerisinde başlaması planlanıyor. 76/464/AET sayılı Direktif uygulamalarına yönelik olarak Ülkemiz Kıyı ve Geçiş Sularında Tehlikeli Maddelerin Tespiti ve Ekolojik Kıyı Dinamiği Projesi ve Bitki Koruma Ürünlerinin Kullanımı Neticesinde Meydana Gelen Su Kirliliğinin Tespiti ve Madde veya Madde Grubu Bazında Çevresel Kalite Standartlarının Belirlenmesi Projesi gerçekleştiriliyor. İçme suyu kaynakları ile 2006/7/AT sayılı Direktif uygulamasına yönelik olarak yüzme ve rekreasyon amacıyla kullanılan kıyı sularında siyanobakteriler için alarm seviyelerinin ve siyanobakter parametresi için limit değerlerin belirlenerek gerekli ön müdahale ve mücadele yöntemlerinin ortaya konulması maksadıyla bir Proje Taslağı hazırlandı ve bu projenin Kalkınma Bakanlığı’nın 2014 Yılı Yatırım Programı’na sunulması planlanıyor. 2007/60/AT sayılı AB Taşkın Direktifi’nin ulusal mevzuata uygulanması kapsamında Taşkın Direktifinin Uygulanması için Kapasitenin Geliştirilmesi Projesi yürütülüyor. 2000/60/AT sayılı Su Çerçeve Direktifinin izleme ile ilgili Madde 8 ve Ek-5 hükümlerinin uygulanması konusunda yasal ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve Ulusal İzleme Ağının kurulması için altyapı oluşturulması amacıyla “Su Kalitesi İzleme Alanında Kapasite Geliştirme” konulu AB Projesi yürütülüyor.

Yapılan bu proje ve çalışmalara ek olarak Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından mevzuat çalışmaları da yapılıyor... Mesela, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Çevre Faslı kapanış kriterinden biri olan Çerçeve Su Kanunu’na ilişkin önemli bir gelişme olarak Su Kanunu Tasarısı hazırlandı ve tasarı, kurum görüşlerinin değerlendirilmesi aşamasında. 18 Haziran 2013 tarihli ve 28681 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Havza Yönetim Heyetlerinin Teşekkülü, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ” kapsamında 25 havzada belirlenen koordinatör illerin valilerinin başkanlık ettiği ve ilgili paydaşların temsilcilerinin yer aldığı Havza Yönetim Heyetlerinin kurulması, havza bazında yönetime esas oluşturacak ve havzadaki paydaşların sürece katkı ve katılımlarını sağlayacak. 2000/60/AT sayılı Su Çerçeve Direktifine (SÇD) uyum kapsamında yüzeysel sular ve yeraltı sularının bütüncül bir yaklaşımla yalnızca kimyasal değil, fiziksel ve ekolojik kalite ile miktar açısından da korunmasını ve su havzaları yönetim planlarının hazırlanmasını amaçlayan “Su Havzalarının Korunması ve Yönetim Planlarının Hazırlanması Hakkında Yönetmelik” 17 Ekim 2012 tarihli ve 28444 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Yüzeysel sular ile kıyı ve geçiş sularının biyolojik, kimyasal, fiziko-kimyasal ve hidromorfolojik kalitelerinin belirlenmesi, sınıflandırılması, su kalitesinin ve miktarının izlenmesinin sağlanması, bu suların kullanım amaçlarının koruma-kullanma dengesi de gözetilerek ortaya konulması, korunması ve iyi su durumuna ulaşılması için alınacak tedbirlere yönelik usul ve esasları belirlemek maksadıyla “Yüzeysel Su Kalitesi Yönetimi Yönetmeliği” Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlandı ve 30.11.2012 tarih ve 28483 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 

07.04.2012 tarihli ve 28257 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Yeraltı Sularının Kirlenmeye Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik” ile iyi durumda olan yeraltı sularının mevcut durumunun korunması, yeraltı sularının bozulmasının önlenmesi ve bu suların iyileştirilmesi için gerekli esaslar belirleniyor. “Yerüstü ve Yeraltı Sularının İzlenmesine Dair Yönetmelik” taslağı hazırlandı ve kurum görüşlerine sunuldu. Bu pilot projenin yanında, 25 havzada Ulusal İzleme ağının oluşturulması ve izlemelerin Su Çerçeve Direktifine uygun olarak başlatılması için ulusal bütçe onaylandı. İlk olarak 5 pilot havzada başlatılacak çalışma, 25 havza için tamamlanacak.

Ayrıca, Su yönetimi ile ilgili Bakanlıkların üst düzey temsilcilerini biraraya getirerek, Türkiye’de su kaynaklarının bütüncül ve işbirliği içerisinde yönetilmesine olanak sağlayacak “Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu”, 20 Mart 2012 tarihli ve 28239 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ile kuruldu. Su yönetimi açısından diğer bir önemli idari gelişme de, görevleri arasında su ile ilgili geleceğe yönelik yapılacak çalışmaların yönlendirilmesi ve sürdürülebilir su politikalarının geliştirilmesi için bilimsel araştırmalar yapmak olan Türkiye Su Enstitüsü’nün, Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı olarak 2 Kasım 2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kararname ile kurulmuş olmasıdır.

Ayrıca, Su Kanunu çalışmaları devam ediyor. Su Kanunu Taslağı tüm kurum kuruluşların ve kamuoyunun görüşüne açıldı. Bu süreçte su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde korunması öncelikli bir husustur. AB su mevzuatı ile AB kazanımları ve standartları değerlendiriliyor ve AB Su Çerçeve Direktifinin iç hukukumuza uyumlaştırılması çalışmaları devam ediyor. Su Kanunu ile havza bazlı su yönetimi ve su tahsisi temel alınacak, su kalite ve miktar yönetimi düzenlenecek, tüm paydaşların katılımının sağlandığı bir su yönetimi anlayışı geliştirilecek ve su yönetiminde koordinasyon sağlanacaktır. 

B2B Medya Genel Müdürü İsmail Ceyhan, 
Prof. Dr. Lütfi Akça ve B2B Medya 
Yayın Yönetmeni Sertaç Aytaç

Su&Çevre: Türkiye’nin su politikasını özetleyebilir misiniz?  

Prof. Dr. Lütfi Akça: Su sıkıntısının, gelecek 20-25 yıl içerisinde Orta Doğu dâhil bazı bölgelerde su krizine dönüşmesi ihtimali mevcut. Bu nedenle, ikamesi mümkün olmayan bu doğal kaynağın 21. yüzyılın stratejik kaynaklarından biri olacağı genel kabul görüyor. Su kaynakları politikamız, suyun ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınması, su ve gıda güvenliği açısından önceliklerimiz, AB ile tam üyelik müzakereleri, bölgesel gelişmeler gözönünde bulundurularak oluşturuluyor ve değişen koşullara göre gözden geçiriliyor. Türkiye’nin yenilenebilir, ucuz ve çevre dostu olan hidroenerji potansiyelinden ve su kaynaklarımızın sağladığı diğer ekonomik ve sosyal faydalardan verimli ve sürdürülebilir biçimde yararlanması amacıyla gerekli projeler hayata geçiriliyor. Bu çerçevede, başta GAP Bölgesi olmak üzere ülkemizdeki baraj, hidroelektrik santrali ve sulama projelerinin bir an önce gerçekleştirmesine ilişkin çalışmalar sürdürülüyor. Suyun geri kazanımı, atıksuyun arıtılıp tarım sektöründe kullanımı ve tarım sektöründe kullanılan su miktarının azaltılması önceliklerimizdendir. Bu maksatla çok sayıda arıtma tesisi kuruluyor ve su tasarrufu teşvik ediliyor. Suyun bölgemizde bir barış aracı olarak kullanılması politikası hedef alınıyor. Ülkemizde su kaynaklarının miktar ve kalite olarak korunması ve geliştirilmesi konusundaki politikalar Kalkınma Planları ile belirleniyor. Özellikle 10. Kalkınma Planı ile havza bazında yönetim anlayışı şekillendirildi. Su Kanunu ile de bütüncül su kaynakları yönetimi sağlanmış olacak. Meseleye mevzuat açısından yaklaşacak olursak, mevzuatta su ile ilgili çok sayıda düzenleme ve “su” başlığı altında düzenlenmiş münferit hüküm mevcut. Dağınık ve parçalı bir mevzuat söz konusu. Çok sayıda kurum su konusunda yetkili. Çağın ihtiyaçlarını karşılayacak derli toplu tek bir mevzuat faydalı olacaktır ve Su Kanunu da bu düşünceyle hazırlandı. Çıkacak Su Kanunu ile tüm bu sorunlar ortadan kalkacak, su yönetimi konusundaki hususlar, tek bir kanun altında toplanmış olacaktır.
Su kirliliğini önlemek için gelişmiş atıksu arıtma tesislerini öz kaynaklarımızla inşa ediyor ve endüstriyel atıkların deşarjına kısıtlamalar getiriyoruz. Mesela, hem yerleşim birimleri, hem de sanayileşmenin yoğun olduğu Marmara Bölgesi’ndeki Ergene Havzası için bir Havza Koruma Eylem Planı hazırladık. Ergene Nehri’ne günlük 230,000 m3 evsel atıksuyun deşarj edildiği havzada, evsel ve endüstriyel atıksu arıtma tesisleri inşa ediyor ve nehir yatağını rehabilite etmek için çalışıyoruz. Belçika yüzölçümüne yakın olan Türkiye’nin Trakya bölgesinde yeni 12 adet atıksu arıtma tesisi inşa ediyoruz. Ergene’yi en kısa sürede temiz su kaynağı haline getirmeyi hedefliyoruz. Bütün bu çalışmaların etkin bir şekilde yürütülebilmesi ve başarıya ulaşması için kurumlar arası koordinasyon önem arz ediyor. 

Su&Çevre: Su ve çevre sektörlerinde ne gibi sorunlar gözünüze çarpıyor? Çözüm için neler önerebilirsiniz? 

Prof. Dr. Lütfi Akça: Çevre sektörünün önemli bileşenleri su, atık, hava, gürültü, kimyasallar, hassas alan ve sulak alanlardır. Çevre sektöründe de diğer sektörlerde olduğu gibi en önemli konu, yönetimin doğru bir şekilde etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilebilmesidir. Çevre Yönetimi döngüsünün basamakları kısaca çevresel bakış açısı, strateji geliştirme, planlama, iletişim, uygulama, raporlama ve değerlendirmedir. Çevre Yönetimi gerçekleştirilirken, yönetim döngüsünün temel unsurları arasındaki ilişkinin korunması, politikalar ile uygulamaların birbirleriyle uyumlu olması, iç denetim mekanizması yoluyla uyumsuzlukların zamanında giderilmesi ve farklı çevre başlıkları arasındaki iletişimin ve dengenin korunması önem arz ediyor. 

Bilindiği üzere dünyadaki 1,400 milyon km3 suyun ancak yüzde 1’i kullanılabilir durumda. Dünyanın bazı bölgelerinde belirli dönemlerde “su sıkıntısı-su kısıtı” yaşanıyor. Son zamanlarda kendini hissettirmeye başlayan iklim değişikliği baskısı ve havzalardaki yağış ve dolayısıyla su rejiminin değişmesi sebebiyle ülkemizde de bazı bölgelerde su sıkıntısı yaşanabiliyor. Örneğin, tarım sektöründeki sulama yöntemleri oldukça fazla su tüketimine sebep oluyor. Suyun doğru bir şekilde yönetilmesiyle, bu kayıpların azaltılması sayesinde 4-5 kat daha fazla alanın sulanması ve tarımsal ürün veriminin artışı sağlanarak aynı zamanda önemli bir kaynak olan suyun miktarının korunması sağlanabiliyor. 
Ülkemizde nüfusun çoğalması, tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerin gelişmesi, yaşam standardının yükselmesinden kaynaklanan su kullanımına olan talebin artışı, talep artışının yanı sıra kirlilik neticesinde su kalitesindeki bozulmalar ve miktarda beklenenin dışında dönemsel azalmalar, su kısıtının en önemli sebepleridir. Su kısıtının etkisini azaltmanın yolları arasında başta kullanılabilir su potansiyelinin kirlilik önleme, teknolojik ve tasarruf yöntemleriyle artırılması; talebi düşürücü politikalara ağırlık verilmesi ve makro ölçekli çözüm olan nüfus ve göç kontrolü gelmektedir. 
Ülkemizde su kaynaklarının “su kalitesi”nin çevre kirliliği sebebiyle bozulması, kullanılabilir su potansiyelini olumsuz yönde etkiliyor. Kirletici kaynakların kontrolü ve arıtılması sayesinde su kullanımının sürdürülebilir hale getirilmesi mümkün olabilmektedir. Evsel ve endüstriyel atıksuların arıtılması için teşkil edilen atıksu arıtma tesislerinin yapımı Türkiye’de son yıllarda ivme kazandı ve atıksu arıtma tesislerinin iyi işletilememesi ve bu konuda eğitilmiş personel sayısının azlığı ve atıksu arıtma tesislerinin işletme maliyetlerinin fazla oluşu, atıksu sektörünün temel problemleridir. Atıksu arıtma tesislerinin, işletme maliyetlerinin karşılanması yönünde desteklenmesi, bu konuda eğitimli insan sayısının artırılması, atıksu arıtma tesislerinde projelendirme aşamasından başlanarak inşa ve işletme aşamalarında konu ile ilgili tecrübe sahibi kişilere görev verilmesi ve bu kişilerin dönem dönem mesleki eğitimlerle bilgilerinin zenginleştirilmesi gerekli görülmektedir.

Bilindiği üzere, çevrenin bir başka önemli konusu olan atık konusunda da atığın kaynağında azaltılması, özelliğine göre ayrılması, toplanması, geçici depolanması, ara depolanması, geri kazanılması, taşınması, bertarafı ve bertaraf işlemleri sonrası kontrolü ve benzeri işlemlerin gerçekleştirilmesi esnasında yaşanan aksaklıklar sebebiyle çevre problemleri oluşabiliyor.  Ülkemizde atık yönetiminin bir sistematik içerisinde gerçekleştirilmesi sayesinde, depolama alanlarının kapladığı alanların küçülmesi neticesinde alan kazanılması, kaynağında ayrılabilen ve geri dönüşümü sağlanan ürünlerin ekonomik getirisinin milli ekonomiye kazandırılması, atık miktarının azalması neticesinde atıkların depolanmasından etkilenen alanlar ve bu alanlara bağlı ekosistemler üzerindeki baskının azaltılması, depolama alanlarının düzenli bir şekilde yönetimi neticesinde insan ve çevre sağlığının korunması, problemlerin çözümüne yönelik tedbirler olarak görülmektedir. 
Doğal olaylar, sosyal ve ekonomik etkinlikler sonucu oluşan is, duman, toz, gaz, buhar ve aeresol biçimindeki kirleticilerin havanın doğal bileşimi ve yapısını olumsuz yönde etkileyerek insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunması hava kirliliğine sebep oluyor. Hava kalitesinin korunması ve yönetiminin yeterince sağlanamaması neticesinde, insan sağlığı ile ilgili sorunlar yaşanabiliyor; ekonomik yönden kayıplar oluşuyor ve çevre sağlığını tehdit eden unsurlar ortaya çıkabiliyor. Bu konuda alınacak önlemler sayesinde insan sağlığında iyileşmeler meydana gelmekte, yakıt tasarrufu yoluyla ekonomik kazanç elde edilmekte, çevre sağlığının iyileştirilmesi sağlanmakta ve sağlık problemlerine ilişkin harcamalar azalmaktadır. Benzer şekilde, gürültü yönetimi ile de sağlık üzerindeki fiziksel, fizyolojik ve psikolojik etkilerin azaltılması, iş veriminin artması söz konusu olabilecektir. 

Çevre politikaları; üretimin-verimliliğini artırmak, inovasyonu teşvik etmek, istihdamı artırmak, ticarete katkı sunmak, sermaye tabanını güçlendirmek, kamu maliyesini desteklemek, istikrarlı ve sürdürülebilir bir ekonomiye geçişi teşvik etmek,  ekonomik uyumu desteklemek yoluyla ekonomiye katkıda bulunabilir. Uygun çevre politikalarıyla, kaynak kullanımının ve enerjinin verimliliğini artırmak suretiyle üretimin artırılabileceği, hemen herkesin üzerinde mutabık olduğu bir konudur. Birçok kaynağın tükenmeye ve azalmaya yüz tuttuğu dünyamızda, kaynakların verimli olarak kullanılması ve geliştirilmesinin ekonomiye katkıları aşikardır. Üstelik kaynakların verimli olarak kullanılması için yapılacak çevresel yatırımların da çok maliyetli olmadığı ve kolayca yapılabileceği genel olarak kabul görmektedir.

Çalışmalar göstermektedir ki, Avrupa’nın eko-sanayilerinin hem verimliliği hem de büyüme hızı, sektörün geri kalanından daha yüksektir. Ayrıca yapılan çeşitli çalışmalar göstermektedir ki, atıkların minimizasyonu, kaynakların kullanımının verimli hale getirilmesi gibi çalışmaların ülkelerin istihdamına ve gayri safi milli hasılasına ciddi katkılar yapmaktadır.
Çevre politikaları, kirliliğin ve kaynak kullanım artışının önüne geçilmesi amacıyla inovasyon çalışmalarını teşvik edebilir, alternatif üretim teknikleri, alternatif hammadde ve ürün konusunda yeni bir bakışın geliştirilmesine destek olabilir. Bu sayede, hem temiz üretim ve düşük kaynak kullanımı hem de üretilen alternatif yöntemlerin dünya piyasasına ihraç edilmesi suretiyle ekonomik kazançlar sağlanabilir. Çevresel politikalar sayesinde, çevreyi kirletebilecek bir ürünün imalatına karşılık çevre dostu olan ürünler üretilmekte ve bu da istihdam alanı oluşturmakta ya da istihdamı artırmaktadır. Bunun yanı sıra çevre için alınacak olan vergilerle oluşturulabilecek istihdam alanları ya da eko-teknoloji ve eko-inovasyon çalışmaları ile meydana gelecek çalışma alanlarının meydana getirdiği yeni istihdam da söz konusu olabilecektir. 

Çevre politikaları sayesinde, kaynak kullanımının daha verimli ve daha ucuz hale getirilmesi, doğal olarak bu alanda bir ithalat azalmasına da yol açacak ve ekolojik üretim ve çevre dostu üretim konusunda üretilen alternatif yöntem ve araçların ihracı da söz konusu olacaktır. Bu durum, söz konusu alanda bir ticari rekabeti de beraberinde getirerek ticarete canlandırma da getirecektir. İstatistikler, çevresel üretim ve çevre dostu ürünlere ilişkin ticaret hacminin gittikçe genişlediğini göstermektedir. Ayrıca, çevre vergileri sayesinde kamu maliyesine ek bir gelir imkanı doğacak ve bu ek gelir, halk için yapılan işlerde ya da diğer vergilerin azaltılması maksadıyla kullanılabilecektir. 
Yine çevre politikaları sayesinde, çevreye zararlı ürünlerin (tarımsal ilaçlar gibi) alımında azaltmaya gidilerek, ek kaynak meydana getirilecektir. Çevresel teknoloji, ekolojik üretim, bu üretimin kamuya ulaştırılması vb. konularda yapılacak ekonomik yatırımlar, altyapı ve inşaa işleri, sermaye için yeni alan açacak ve sermayede büyüme sağlayacaktır.
Düşük enerjili üretim, yenilenebilir altyapı işleri, kirlilik ve atık kontrol tesisleri gibi alanlarda yapılacak yatırımlar, üretim kapasitesini artırırken, halk sağlığını yükselterek iş gücüne katkıda da bulunacaktır.

Su&Çevre: Havza koruma eylem planları çalışmalarında durum nedir?

Prof. Dr. Lütfi Akça: Havza bazında entegre koruma planları yapılması yoluyla tüm gelişmelere ve kullanımlara kontrollü bir şekilde yön verilmesi açısından 25 akarsu havzasında “Havza Koruma Eylem Planları”nın hazırlanması için havzalarda önceliklendirme çalışması yapıldı. Türkiye’deki mevcut 25 havza önceliklendirildi ve bu çerçevede Havza Koruma Eylem Planları (HKEP) Bakanlığımız Su Yönetimi Genel Müdürlüğünce hazırlanmaktadır. Bu çerçevede Meriç-Ergene, Van, Akarçay, Gediz ve Sakarya havzalarında Havza Koruma Eylem Planları münferit olarak yapılmış, 11 Havzada (Kızılırmak, Büyük Menderes, Yeşilırmak, Susurluk, Marmara, Konya, Küçük Menderes, Seyhan, Burdur, Ceyhan ve Kuzey Ege) Havza Koruma Eylem Planları 2010 yılı sonu itibariyle hazırlanmıştır. 2011 tarihinde Bakanlığımızca toplam 14 havza için Havza Koruma Eylem Planları projesi başlatılmıştır (Orta Akdeniz, Doğu Akdeniz, Batı Karadeniz, Fırat-Dicle, Doğu Karadeniz, Asi, Batı Akdeniz, Çoruh, Aras, Meriç-Ergene, Van, Akarçay, Gediz ve Sakarya). Bu 14 havzanın 5 tanesi (Meriç-Ergene, Van, Akarçay, Gediz ve Sakarya) münferit olarak yapılmış olup, bu proje ile güncelleme çalışmaları gerçekleştirilecektir. Böylece 2013 yılı sonunda bütün havzalar için Havza Koruma Eylem Planları tamamlanmış olacak. 

Havza Koruma Eylem Planları çalışmaları, Avrupa Birliği adaylık sürecinde büyük önem taşıyan Su Çerçeve Direktifi’nin gereği olarak hazırlanacak olan “Nehir Havzası Yönetim Planları” için önemli bir başlangıç noktası oldu. Bu planları, 2013 yılında Nehir Havza Yönetim Planlarına dönüştürecek olan Türkiye, aynı zamanda AB üyesi komşu ülkeleri ile de planlama sürecinde işbirliği yapacak. IPA-2011 programına sunulan ve kabul gören “Havza Koruma Eylem Planlarının Nehir Havza Yönetim Planlarına Dönüştürülmesi” projesi bu çalışmalara hizmet edecek. Ayrıca bu çalışmalar, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinde Çevre Faslını açmasına da önemli katkı sağladı. “Havza Koruma Eylem Planlarının Nehir Havza Yönetim Planlarına Dönüştürülmesi Projesi” kapsamında Meriç-Ergene, Büyük Menderes, Susurluk ve Konya kapalı havzası için Nehir Havza Yönetim Planları 2016 yılı itibariyle hazırlanmış olacak. 


Su&Çevre: Yerel yönetimlere karşı öneri ve eleştirileriniz neler olabilir?

Prof. Dr. Lütfi Akça: İçme suyu temini ve atıksuların arıtımı, yerel yönetimlerin temel görevlerindendir. Bugün içme suyu konusunda yapılan büyük projeler ile birçok şehirde içme suyu sıkıntısı giderildi ve Türkiye’de belediye şebekesi ile içme suyu temin edilen nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 99’a ulaştı. Bazı yerel yönetimlerin evsel atıksu tesislerinin inşasına yeterli önemi vermedikleri görülüyor. Ergene Havzası bu örneklerden bir tanesi. Bu havzada yerel yönetimler evsel atıksu tesislerinin inşasını geciktirdiler. Bu sebepten dolayı Ergene Nehri’nin debisi normal debisinin neredeyse üç katına çıktı ve çevre kirlenmesi aşırı derecede arttı. Ergene’nin bağlandığı bir sınıraşan ve sınır teşkil eden nehir olan Meriç Nehri kirletiliyor. Bakanlığımız, 2015 itibariyle tamamlanacak olan Ergene Projesini başlattı. Proje kapsamında 12 adet atıksu arıtma tesisi inşa edilecek ve projenin yatırım maliyeti 32 milyon doları bulacak.

Nüfusu 14 milyona yaklaşan İstanbul’un su ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. İstanbul’un artan su ihtiyacını karşılamak amacıyla, şehrin 187 km doğusunda yer alan Melen Nehri’nden 2500 mm’lik bir boru hattı ile su getirmek için büyük bir proje tamamlandı. Bu projenin amacı 2040 yılına kadar yaklaşık 3 milyon m3/gün olması tahmin edilen şehrin su talebini karşılamak. İstanbul gibi bir mega şehrin su sorunu 2040’a kadar çözülmüştür. Ancak bazı belediyeler içme suyu temini ve atıksu arıtmada yetersiz kalabiliyor. 

Belediyelerce karşılaşılan sorunların asgari düzeye indirilmesi için Bakanlığımız tarafından çalışmalar yapılıyor. 
Su kalitesi de su miktarı ve su temini kadar önemli bir mesele. Son 10 yıllık dönemde atıksu arıtımı alanında olumlu gelişmeler yaşandı, atıksuları arıtılan nüfus yüzdesi 2002’de yüzde 35 iken 2012’de yüzde 72’ye çıkarıldı. Ancak, yerel yönetimlerin arıtma tesislerinin inşası kadar, işletmesine de önem vermeleri gerekiyor.  
Türkiye su zengini bir ülke değil. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumunda. Dolayısıyla Türkiye’nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için kaynaklarının çok iyi korunup, akılcı kullanılması gerekiyor. Bu bağlamda belediyelere ve yerel yönetimlere de ciddi bir görev düşüyor. Bu görevleri şu şekilde sıralamak mümkün: Sulama saatlerinin güneşin daha az etkili olduğu akşamüzeri ve sabah saatlerinde yapılması, sulama sistemlerinin damla ve yağmurlama gibi büyük ölçüde tasarruf sağlayan sistemlere dönüştürülmesi; içme suyu şebekelerinin kayıp kaçak oranlarının azaltılmasına yönelik olarak yenilenmesi; sanayide su tasarrufuna yönelik teşvik edici çalışmalar yapılması; su kaynaklarını kirletici unsurların tespiti ve gerekli tedbirlerin alınması; su tasarrufu konusunda vatandaşların bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılması...

Yerel yönetimler, merkezde alınan kararların yerelde uygulayıcıları olmaları bakımından son derece önemli bir konumdalar. Merkezi politika ve hedeflerin başarılı olması, halkın iyi hizmet alması, iyi bir yerel yönetimle mümkün oluyor. Bu bakımdan yerel yönetimlerin desteklenmesi fakat denetimlerinin de aynı oranda sıkı şekilde yapılması gerekiyor. Yerelde belediyeler, özellikle çevre ve su kaynaklarının korunması konusundaki görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyor ve merkezi yönetimin yapmasını bekliyorlar. Henüz ülkemizde çevre bilincinin tam olarak oluşmaması fırsat bilinerek çevre ve özellikle su kaynakları üzerinde önemli bir baskı oluşturuluyor. Öncelikle belediyelerin üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları, çevre ve su kaynaklarının korunması açısından yerine getirmesi, atıksu arıtma tesislerinin kurulması ve işletilmesi, modern ve sağlıklı çevresel altyapının oluşturulması, düzenli katı atık depolamaya geçilmesi gibi önemli çevresel sorunlara yol açabilecek hususların belediyeler tarafından yerine getirilmesi öncelik arz ediyor. 

Su&Çevre: Aynı zamanda bir akademisyen de olarak su ve atıksu yatırımlarında ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Prof. Dr. Lütfi Akça: Bildiğiniz üzere su ve atıksu yatırımları sermaye ve teknoloji gerektiren yatırımlardır. Bundan 10-20 yıl öncesine kadar Türkiye’deki su ve atıksu yatırımları yabancı teknolojiye bağımlıydı ve bu yatırımlar çok yüksek maliyetlere yapılıyordu. Bugün Türkiye kendi teknolojisini üretiyor ve hatta bu teknolojiyi ihraç ediyor.   Devletimiz en ileri teknolojiyle içme suyu yatırımlarını gerçekleştiriyor. Ilısu Projesi, Melen Projesi, KKTC’ye Su Transferi Projesi gibi büyük bütçeli projeler Bakanlığımızca başarıyla yürütülüyor. Bugün Türkiye, su ve atıksu yatırımlarının projelendirilmesi ve inşasında kendi kendine yeten ve bölgesine örnek teşkil eden bir seviyeye ulaşmıştır. 
Bazı belediyeler su ve atıksu yatırımlarında mali açından yetersiz kalabiliyor ancak bu sıkıntıların Bakanlığımız ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından asgari düzeye indirilmesi için çalışmalar yapılıyor. İşletme ve bakım masrafları makul olan tesislerin seçilmesi önemlidir.
Bazı şehirlerimizde ileri arıtma değil de sadece ön arıtma tesisleri mevcut. Fakat diğer taraftan daha sonra da inşa edilebilecek, çürütücüler, hidrojen sülfür giderme üniteleri ve elektrik eldesi için gaz motorları gibi pahalı yatırımlar yapılıyor. Bu pahalı yatırımlar yerine, bu tesislerde arıtılmış su üretecek biyolojik arıtma kısımları inşa edilebilir ve kirlenme yükleri azaltılabilir.
Atıksu yatırımlarının faydaya dönüşmesi noktasında da problemler var. Maalesef, inşa edilen ileri teknoloji tesislerin işletmelerinde kalifiye personel istihdamında, işletme maliyeti sebebiyle sıkıntılar yaşanabiliyor.  

Su&Çevre: Su ve atıksu sektöründe faaliyet gösteren firmalara neler önerebilirsiniz? 

Prof. Dr Lütfi Akça: Ülkemizde su alanında çalışan geniş bir özel sektör potansiyeli var. Özellikle su tahsisi ve hidroelektrik enerji üretimi alanlarında ülke çapında genişleyen sektör hacminin dünya pazarlarında daha etkili bir rol almaları gerekiyor. Mühendislik alanında bilhassa gelişmekte olan ülkelerde altyapı geliştirilmesine yönelik danışmanlık verebilecek donanımlı insan gücümüz mevcut. Bunun yanı sıra Türkiye’de su ve atıksu sektöründe faaliyet gösteren firmalar dünya standartlarında projelere imza atıyorlar. Bu firmalar ülkemizin yanı sıra dünya pazarında da kalitesiyle öne çıkabilecek kapasitededir. Halihazırda üniversitelerimizin bünyesinde faaliyet gösteren teknokentlerde özel sektör tarafından desteklenen su teknolojileri projeleri vesilesiyle, Türk firmalarımız uluslararası ortaklıklar yoluyla tüm dünya için teknolojiler geliştiriyorlar. Su alanında yapılan Ar-Ge çalışmalarının önümüzdeki dönemde de çeşitlenerek daha da gelişeceğini ümit ediyorum. Şüphesiz ki Türk firmalarının dünya su sektöründe hak ettiği yeri bulması son derece önemlidir.
İhaleli işlere talip olan proje ve inşaat firmalarının proje ve şartnameleri doğru değerlendirip, olur bedellerle ihaleye girmeleri ve işleri almaları önemli. Aksi halde, iş kalitesi tutturulamadığı için hem işveren, hem firmalar mağdur olabiliyorlar.

Bilindiği gibi dünyadaki tatlı su miktarı sınırsız değil. Sınırlı olan su kaynakları üzerinde su güvenliği açısından nüfus artışı, iklim değişikliği ve tüketim politikaları ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu husus, su kaynaklarının sürdürülebilir ve entegre bir şekilde korunması, iyileştirilmesi ve kullanılması için suyun iyi yönetilmesinin öneminin hayati olduğunu öne çıkarıyor. 
“Bu yüzyılın savaşları petrol için veriliyorsa, gelecek yüzyılın savaşları su için verilecektir” düşüncesinin dillendirildiği bir dönemde bu kadar hayati olan bir sektörde ülkelerin proje üretmesi ve yatırımlar yapması kaçınılmaz. Bunların belki mahiyeti değişecek ama artarak devam edecektir. Bu yarışta sektördeki firmaların mevcut bilgi ve tecrübelerinin yanında yeni teknolojilere yatırım yaparak veya takip ederek kendilerini geliştirmeleri suretiyle ülkemiz, hatta dünya ölçeğinde rekabet edebilirlik yönüyle lider olma şansları çok yüksek.