Röportaj
Marmara Belediyeler Birliği Çevre Yönetim Merkezi Direktörü Aynur Acar: “Sanayiciler Sorumluluklarından Kaçamaz”

Kasım 2012 / Sayı: 52

Çevre ile ilgili mevzuatlar hazırlanırken, Marmara Belediyeler Birliği Çevre Yönetim Merkezi’nin de görüşlerini bildirdiğini söyleyen Marmara Belediyeler Birliği Çevre Yönetim Merkezi Direktörü Aynur Acar, “Bakanlığın üzerinde ciddi anlamda sanayi baskısı olduğunu hissediyoruz. Bize göre sanayicilerin sorumlulukları çok fazla ve bundan kaçamazlar. Entegre sistem için sanayicinin de özveride bulunması gerekiyor” diyor…

Marmara Belediyeler Birliği, Marmara Bölgesi’ndeki belediyelerin yanı sıra çevre illerdeki belediyelerin de üye olabildiği bir birlik. Birliğe üyelik, gönüllülük esasına dayanıyor. Türkiye Belediyeler Birliği’nde olduğu gibi bir zorunluluk yok. Buna rağmen birliğin 12 ilden toplam 237 üyesi bulunuyor.

Marmara Belediyeler Birliği’nin esas kuruluş sebebinin “çevre” olduğunu söyleyen Marmara Belediyeler Birliği Çevre Yönetim Merkezi Direktörü Aynur Acar, “Birlik, Marmara Bölgesi’ndeki çevre kirliliğinin önüne geçmek için 1973’te ilk adım atılarak 1975’te kuruldu. Birlik, çevre konusunda birçok faaliyette bulunmuş ama mevzuatlar bugünkü gibi detaylı olmayınca faaliyetler de pek istenildiği gibi olmamış. Marmara Belediyeler Birliği bünyesindeki Çevre Yönetim Merkezi ise İçişleri Bakanlığı’nın Resmi onayı ile 21 Kasım 2006 tarihinde kuruldu.” diyor.

Çevre Yönetim Merkezi’nin Türkiye-Almanya ülkelerarası ikili teknik işbirliği protokolü kapsamında kurulduğunu hatırlatan Acar, “Protokol 3 yıllık bir süreyi kapsıyordu. 3 yıl boyunca Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde, belediyelere; ‘katı atık yönetimi’, ‘atıksu yönetimi’, ‘alternatif enerjiler’, ‘yenilenebilir enerjiler’, ‘enerji verimliliği’ ve ‘kamu - özel sektör işbirliği’ şeklinde ana başlıklardan oluşan eğitimler verdik” şeklinde konuşuyor.

“Belediyelerin hepsi çevre konusunda kendi çapında bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama aralarında bir iletişim kopukluğu vardı” diyen Aynur Acar, şöyle devam ediyor: AB’ye uyum çerçevesinde yapılması gereken çalışmalarda bilgi eksikliği vardı. Biz işin içine girdikten sonra, çevrenin AB, Uluslararası ve TSE standartlarına göre nasıl düzenlenmesi gerektiğini; AB’ye uyum çerçevesindeki çevre düzenleme mevzuatlarıyla ilgili neler yapmaları gerektiğini belediyelere anlattık. Çalışmalarımıza, oturduğumuz yerden değil, sahaya çıkarak başladık. Bölgesel ölçekli eğitimlerimiz de böyle başladı. Vahşi çöp dağlarına bakarak belediyelere, çöp depolama alanlarının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bilgiler verdik. Çöp dağlarında oluşan atıkların nasıl enerjiye dönüştürebilecekleri konusunda yardım ettik. Yabancı uzmanlardan istifade ettik. Almanya, atık yönetiminde 45. yılına girdi ama hala sorunları var. Artık bizde de aynı mevzuatlar mevcut. Bizim avantajımız, onların yapmış olduğu yanlışlara düşmeden, onların son halini göz önüne alarak mevzuatlarımızı oluşturuyor olmamız.”

Sanayicilerin de özveride bulunması gerekiyor
“Son üç senedir bakanlık mevzuatlar çıkartıyor. Biz de mevzuat eksikliklerini vurgulayarak görüşlerimizi bildiriyoruz. Ama bunların çoğu, istediğimiz doğrultusunda dikkate alınmıyor. Çünkü bakanlığın üzerinde ciddi anlamda sanayi baskısı olduğunu hissediyoruz. Bize göre sanayicilerin sorumlulukları çok fazla ve bundan kaçamazlar. Küresel iklim değişikliğinin yarattığı şartlardan dolayı sanayicilerin de elinin taşın altına koyması gerekiyor. Sanayici Entegre Atık Yönetim sistemini kurmalı, yani tasarruflu enerji tüketmek için fabrikasını gözden geçirmeli, ki verimlilik sağlasın. Atıksu arıtma tesisini mutlaka kurmalı, bu tesiste kendi enerjisini üretebilir olmalı. Atıklarını çevreye zarar vermeden geri dönüşüme göndermeli. Kaynakları koruyacak tedbirleri almalı. Sadece ürün üretip piyasaya sürerek değil, geri dönüşümle de ekonomiye kazanım sağlamalı. Çevreyi koruyarak üretim yapmalı. Sanayici sorumluluktan kaçarsa, diğer taraftan ilgili kurumlara baskı yaparsa, belediye ne yapsın? Belediyelerin toplum sağlığına ve yararına kaliteli hizmet verebilmesi için, sistemin entegre olması gerekiyor. Entegre sistem içinde de sanayicinin özveride bulunması gerekiyor.”



“Sanayici piyasaya sürdüğü bir ambalaj atığının bedelini ödememek için ÇEVKO’yu ya da TÜKÇEV’i zorlarsa, vermesi gereken bütçeyi vaktinde vermezse, ÇEVKO ya da TÜKÇEV de doğal olarak belediyeye hizmet getiremez, maddi bakımdan veya proje bazında belediyeleri destekleyemez. Zincirin halkaları hep birbirine bağlı, bir tanesinde aksaklık olduğunda tüm zincirdeki çevre çalışmalarını A’dan Z’ye etkiliyor.”

Belediyeler çevre faaliyetleri konusunda cesaretlendiler
 “Çevre Yönetim Merkezi olarak, eğitim faaliyetleri dışında uygulama projeleri de yapıyoruz. Mesela, mevzuat diyor ki, ‘bir belediye toplama - ayırma lisansı olan TAT firmasıyla ve yetkilendirilmiş kuruluşlarla anlaşmalı, ortak çalışmalı’. Bunlar; ÇEVKO, TÜKÇEV, TAP gibi kuruluşlar. Bu unsurun olması gerektiğini belediyeler bilmiyordu. Başlarda ÇEVKO da kendini yeteri kadar duyuramıyordu. Türkiye-Almanya ülkelerarası ikili işbirliği protokolü kapsamında 3 yıl boyunca yaptığımız eğitim programlarına kendilerini de dahil ettik. Kendilerini tanıtması ve sorumluluklarını anlatması için Gaziantep, Samsun, İstanbul, Yalova ve Tekirdağ gibi illere birlikte gittik. Bizim eğitimimizden sonra Karadeniz ve Doğu bölgeleri ÇEVKO’yu tanımaya başladı. Belediyeler, anlaşmalar çerçevesinde, kendi sahasında kaynağında ayrıştırma çalışmaları yapması gerektiğini anladı. Belediyelerle birlikte birkaç örnek ortaya çıkardığımızda, belediyeler çevre faaliyetleri konusunda cesaretlenmeye başladılar.”

“Çevre Merkezimiz bünyesinde bir çevre yüksek mühendisi, bir çevre-enerji mühendisi bir de Kocaeli Üniversitesi Çevre Denetimi-Çevre Temizliği mezunu uzman arkadaşımız var. Onlarla birlikte burada proje üretip çalışmalarımızı belediyelere sunuyoruz. Bazen 3-4 belediyeyi biraraya getirip, onlara uygun bir çalışmamız olduğunu ve buna ortak olup olamayacaklarını soruyoruz. Genelde de ortak oluyorlar. Veya belediyelerin kendi hazırladıkları projeleri geliştirip biz onlara ortak oluyoruz, destekli çalışıyoruz.”
“Beldelerin haricinde ilçe belediyelerinin yüzde 95’inde kaynağında ayrıştırma ve geri dönüşüm projeleri yapılıyor. Şimdi de iller bazında toplantılara başladıkk. Bu toplantıların ilkini geçen hafta Tekirdağ’da yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü bölgemizde bulunan belediyelerimizin durumunu, rakamsal verilerle bir istatistik çalışmasına dönüştüreceğiz. Bu toplantılarda belediyelerin analizlerini yapıyoruz, sıkıntılarını öğreniyoruz. Örnek vermek gerekirse, 2009 yılında eğitimlerden sonra Samsun 19 Mayıs Belediyesi’yle görüştüğümüzde ambalaj atıklarını topladıklarını ama atıkları almaya gelen toplama ayırma firması ve geri dönüşümcü bulamadıklarını gördük. İlçe ve beldelerin en büyük sıkıntısı bu. Sürdürülebilir bir çalışma yapabilmek için her birinin durumunu yerinde inceleyip görmemiz, oturup karşılıklı konuşarak sıkıntılarını öğrenmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde katı atıkların toplanmasına ilişkin tebliğ taslağına görüş hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’ne ve Türkiye Belediyeler Birliği’ne gönderdik. Bu konularda çalışmalar yaparak belediyelerin taleplerini, sorunlarını ilgili merciilere iletmiş oluyoruz. Bir nevi lobi çalışması yapıyoruz. Bir yandan da mevzuatların, belediyeler açısından sıkıntı doğuran maddelerini göstererek bir çözüm arayışına giriyoruz.”

“Yedi yıldır attığımız her adım, faaliyetlerimiz eğitimler, seminerler, çevre panelleri, il il dolaşarak yaptığımız tüm çalışmalarımız öncü çalışma oldular ve bizden sonra diğer kurum ve kuruluşlar  da bizi örnek aldılar. Verdiğimiz her mesaj kayda değer bulundu, çünkü biz sahadayız. Bizim çevre panellerinde 3 yıl süreyle gerçekleştirdiğimiz çalışmalar bugünkü ‘AKAT Platformuna’ örnek oldu. Bölgesel eğitimlerimiz diğer birliklere ve bakanlıklara örnek oldu. Bizden 1-2 yıl sonra aynı içeriklerde eğitimleri gerçekleştirdiler. Halen önemle üzerinde durduğumuz bir konu da çevre teknolojileri. Benim çevre teknolojisi üretim sektöründen gelmem ve birikimimle belediyelere modern teknolojileri tanımaları için fırsatlar yarattık.”

Sokak toplayıcıları ve hurdacılar sisteme entegre edilmeli
 “Bunun yanı sıra sokak toplayıcılarını ve mahalli hurdacıları bertaraf etmek yerine, sisteme entegre etmek lazım. Belediyeler hurdacıyı ikna ederse, ona çalışan sokak toplayıcısını da kazanacaklar, onu da sisteme entegre edecekler. Atık getirme merkezlerini, belediyeler kurmak zorunda. Bunun alternatifi yok. Hurdacıların yerleri sağlıksız ve mahalle aralarında vatandaşı rahatsız ediyor. Bu hurdacıların yerleri mutlaka modern atık getirtme merkezlerine dönüştürülmeli. Hurdacıları kazanmak için de kayda geçirmek zorundalar. Fakat hiçbir hurdacı kayda geçmek istemiyor. Ama imkansız değil, birkaç tane AB’den hibe projesi ortaya çıkarsa, bütün hurdacılar daha iyi para kazanacaklarını anlayıp sisteme entegre olurlar. Biz, hurdacıların nasıl bir yer kurmaları, nasıl disipline olmaları ve modernize olmaları gerektiğini; teknolojisiyle, görselleriyle gerekirse yurtdışına götürerek anlatırız. Yeter ki hurdacılar ve toplayıcılar bu işi yapmaya razı olsun.”

Marmara Denizi için bir sempozyum düzenliyoruz  
“Atıksu, deniz kirliliği, Haliç gibi başlıklarda çevre panelleri, seminerler, konferanslar düzenledik. Daha önce de atıksu arıtma ve sulak alanlar konusunda eğitim programları ve bilinçlendirme toplantıları yaptık. Birlik Başkanımız Recep Altepe’nin talimatıyla şu an büyük bir organizasyon içerisindeyiz. 18-19 Aralık 2012’de de Marmara Denizi için büyük bir “Marmara Sempozyumu” yapacağız. Marmara Belediyeler Birliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve TÜBİTAK-MAM olarak 5 kurum biraraya geldik. Marmara, bizim tek ulusal denizimiz ve korunması gereken bir değerimiz. Daha önce bununla ilgili küçük bir paneller yapmıştık ama herkes olumsuz yönlerine değindi. Biz de, bu olumsuzlukları biraraya getirip, olumlu yönlerini de ele alarak çözüm odaklı bir sempozyum yapmaya karar verdik. “Derdimiz, Değerimiz, Denizimiz: Marmara” sloganıyla Kadir Has Üniversitesi’nde bir sempozyum hazırlığı içindeyiz.”

Belediyeler atıksuyu topluyor ama arıtma tesisi yok
“Marmara Bölgesi’nde belediyelerin, özellikle kıyı belediyelerinin birçoğunun atıksu arıtma tesisi yok. Biz, havza koruma eylem planlarını ele alarak, hangi belediyelerin atıksu arıtma tesisi olmadığını ve bu konuda hangi faaliyetler içerisinde olduklarını irdeledik. Belediyelerin, yüzde 95’i atıksuyu altyapıyla topluyor ama atıksu arıtma tesisi yok. Peki, nereye gidiyor bu atıksu? Şu anda Marmara Bölges’inde, kıyı belediyelerin mevcut atıksu artıma tesisi sayısı 54, inşaat ve proje halinde olan tesis sayısı da 33. Olması gerekene bakacak olursak, bana kalırsa Marmara’daki 237 belediyede 237 tane evsel atıksu arıtma tesisi olmalı. En azından sadece kıyı belediyelerinde olmalı, böylece denize atıksu deşarjının önü kesilebilir.”

Ön arıtma tesislerinin biyolojik veya ileri biyolojik arıtmaya dönüştürülmesi lazım
“Karşı olduğum şeylerden biri de ön arıtma. Ön arıtma, bakteri arıtma özelliği olmadan kanalizasyonu harmanlayıp, hafif çökeltip, olduğu gibi derin deşarjdan denize veriyor. Hiçbir arıtma özelliği yok. Yine kokusunu, bakterisini, mikrobunu olduğu gibi denize veya alıcı ortama veriyor, yine denizin dibinde balçık oluşuyor, yine toplum sağlığına olumsuz yansıyor. Marmara Bölgesi’ndeki kıyı belediyelerinin, öncelikle ön arıtma tesislerinin biyolojik veya ileri biyolojik arıtmaya dönüştürülmesi lazım.”

Atıksu tesislerinin Avrupa standartlarına göre değil, Türkiye standartlarına göre kurulması gerekiyor
“Atıksu arıtma tesislerinde şöyle bir hata yapılıyor: Tesisi yapan yabancı firmalar, kendi ülkelerindeki atık kalitelerine göre tesisleri kuruyorlar. Oysa, bizim atığımızın kalitesi çok farklı. Atıklar, tüketimler doğrultusunda ortaya çıkar. Bizim tüketimimiz de Avrupa’ya göre çok farklı. En basit örneği, daha yağlı ve baharatlı yemekler yiyoruz, dolayısıyla atık kalitemiz de ona göre değişiyor. Bu konunun ciddi anlamda gözden geçirilmesi gerekiyor. Atıksu tesislerinin, Avrupa standartlarına göre değil, Türkiye standartlarına göre kurulması gerekiyor. Bu konuya ‘Marmara Sempozyumu’nda detaylıca değineceğiz.”

Beldelerin desteğe ihtiyacı var
“Beldeler maddi sıkıntı çekiyor, tek başlarına bir tesis kurmaları onlar için büyük bir yük. Ama Çınarcık’taki beldeler güzel bir örnek ortaya koydu. 7-8 belde birleşip ortak bir atıksu arıtma tesisi kurdular. O tesis şu an faaliyette ve bölgenin atıksu sorunu çözüldü. Ama halen bertaraf sistemi eksik. O bölgede katı atık ayrıştırma, geri dönüşüme kazandırma ve bertaraf sistemini oluşturmaya çalışıyoruz. Yalova’daki belediyelerin çoğu kıyı beldesi olduğu için ciddi anlamda ekonomik sıkıntı çekiyorlar. Beldeler ve il arasında mesafe de sistem kurmak için çok uzak. Bakanlığın, iller bankasının ve kurumların desteklerine ihtiyaçları var. Beldeler çevrecilik faaliyetlerine çok iyi niyetli yaklaşıyorlar, proje hazırlıyorlar fakat imkansızlık nedeniyle uygulayamıyorlar.”

Yerel yönetimler özel sektör gibi davranmalı
“Biz doğrudan maddi katkı sağlayamıyoruz Ancak, uluslararası projelerde, kalkınma ajanslarında, AB hibe projelerinde, belediye gönüllüyse ve bu projelerde yer almak istiyorsa biz bu ortaklıkları kurmaları yönünde destek veriyoruz. Ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyoruz ve eğitimler yapıyoruz. Belediyelerin projesini oluşturmasına destek veriyoruz. Hibeler için AB tarafındaki muhatapla iletişim kurmak gerekiyor, bunu da Uluslararası İlişkiler Merkezimiz yapıyor. Belediyelerin de kendilerine finansman sağlamak için gayret sarf etmeleri, biraz özel sektör zihniyetiyle hareket etmeleri gerekiyor.”

Belediyeler Çevre Yönetim Birimlerini kurmalı
“Mevzuatta ‘Her belediye kendi bünyesinde Çevre Yönetim Birimi kurmalı’ yazıyor. İlçe ve belde belediyelerinin çoğunda hala bu birimler kurulmamış durumda. Bu birimin kurulması, bir çevre mühendisinin, hatta Kocaeli Üniversitesi’nin iki yıllık Çevre Denetimi ve Çevre Temizliği bölümü mezunlarının çevre mühendisleriyle birlikte istihdam edilmesi belediyelerimize çok şey kazandırır. Bu birimlerdeki kalifiye elemanlarla çevre faaliyetlerini daha doğru, daha mevzuatlara uygun ve vatandaşı memnun edici şartlarda yapabilirler. Kaliteli hizmet sağlıktan, sağlık da çevreden geçer. Eğer çevremiz sağlıklıysa, götürülen hizmet sağlıklıysa vatandaş da bundan memnuniyet duyacak ve belediyenin her zaman yanında olup destekleyecektir.”