Röportaj

GYTE Çevre Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Bülent Keskinler: “Üniversite ve Sanayi İşbirliği Arzu Edilen Seviyede Değil”

GYTE Çevre Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Bülent Keskinler, kuruluş misyonlarından en önemlilerinden birinin, üniversite ve sanayi işbirliğinin hayata geçirilmesi olduğunu vurguluyor...
1994 yılında kurulan Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE) Çevre Mühendisliği Bölümü, eğitim ve araştırma faaliyetlerini Muallimköy Yerleşkesi’nde sürdürüyor. Bölümde, çevre kirliliği ve kontrolü konularında kapsamlı ve ileri derecede araştırma faaliyetleri sürdürülüyor ve ülke sanayisinin karşılaştığı çevre problemlerine yaratıcı çözümler üretiliyor. GYTE, yayın sıralamasında Tıp Fakültesi olmayan devlet üniversiteleri sıralamasında en üst sırada yer alıyor. Ayrıca Çevre Bölümü, yayın sayısı açısından her yıl Fizik Bölümü ile birlikte ilk iki sırayı paylaşıyor. Çevre Mühendisliği Bölümü yalnızca lisansüstü öğrenci kabul ediyor ve Bölüm Türkiye’de, araştırma ve yayın kapasitesi olarak Çevre Bölümü bulunan üniversiteler arasında ilk üç içerisinde yer alıyor. Çevre Mühendisliği Bölümü’nde 3 yardımcı doçent, 6 doçent ve 4 dört profesörle birlikte doktoralı asistanlar, okutman ve uzman bir kadro bulunuyor. Bölüm bünyesinde Enstrümantal Analiz, Genel Kimya, Mikroalgal Biyoteknoloji, Çevre Mühendisliği Biyoteknolojisi, Çevresel İzleme Teknikleri, Hava Kirliliği, İçme Suyu, Toprak Kirliliği ve Katı Atık Numune Hazırlama, Kimyasal Oksidasyon, Elektroteknoloji Uygulama ve Membran Teknolojileri Laboratuvarları mevcut. Bu laboratuvarlarda halen sürdürülmekte olan 15 TÜBİTAK projesinin dışında üç tane de üniversiteye bağlı bilimsel araştırma fonu projesi yer alıyor. TÜBİTAK projelerinde bölüm asistanları dışında yaklaşık 45 genç araştırmacı proje asistanı olarak istihdam ediliyor. Bölümde halen bir AB projesi, yurtdışıyla ortaklaşa sürdürülen ikili uluslararası projelerin yanı sıra iki de KAMAG projesi yürütülüyor. Bunların dışında bölüm hocalarının bir kısmı çeşitli SANTEZ projelerinde yer alıyor, üniversite-sanayi işbirliği projelerine destek olmak üzere TEYDEP projelerinde danışman olarak görev yapıyor. Proje içerikleri biyolojik, kimyasal ve elektrokimyasal arıtım teknolojilerinin geliştirilmesi, temiz enerji kaynaklarının ve uygulama teknolojilerinin araştırılması, hava kirliliği kontrol teknolojileri, ileri biyokimyasal tekniklere dayalı çevresel izleme yöntemleri uygulamalarına kadar oldukça geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bölümde söz konusu proje sonuçlarına dayalı olarak buluşlar gerçekleştiriliyor ve patent üretiliyor.

GYTE Çevre Mühendisliği Bölümü ve çevre sektörü hakkında bilgi aldığımız GYTE Çevre Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Bülent Keskinler, kuruluş misyonlarından en önemlilerinden birinin, üniversite ve sanayi işbirliğinin hayata geçirilmesi olduğunu vurguluyor. Özellikle atık geridönüşümü, sıfır atık yaklaşımı, su ve hammadde geri kazanımı, atıklardan katma değeri yüksek ürün eldesi ve atıklardan yakıt üretim teknolojileri ve temiz enerji ve benzeri konularda firmalara Ar-Ge desteği verildiğini dile getiren Keskinler, bu desteklerin TEYDEP projeleri kapsamında olabildiği gibi, döner sermaye üzerinden firma bazlı projeleri de kapsadığını söylüyor ve şu bilgileri veriyor: “Bölümümüzde membran teknolojilerine dayalı sanayi projeleri yürütülüyor. PLASTAY, Kastamonu Entegre, Marmara Birlik, TÜPRAŞ ve benzeri birçok sanayi kuruluşuna Ar-Ge hizmeti sunuldu. Ayrıca bölümümüz biyoyakıtlar ve temiz enerji konularında uzmanlaşmış olup, yağ ve atık yağlarla ilgili birçok yeni teknolojileri firmalara tanıtıyor. Bu çalışmalar birçok farklı sektörde halen uygulamaya sokuldu. Son yıllarda atıkların pirolizi ve biyoyakıt üretiminde kavitasyon teknolojisi ile ilgili olarak önemli mesafeler kat edildi. Geliştirilen kavitasyon teknolojisiyle biyoyakıt üretimi saniyeler mertebesine indirildi ve birçok çevre mühendisliği alanında etkin olarak kullanılıyor. Halen bu teknolojiyle çamur stabilizasyonu yapılıyor ve çevre mühendisliğinde yeni bir uygulama alanı bulunuyor.”

“Bölümümüz, aldığı çok sayıda proje ile varlığını ve çalışmalarını sürdürmekte büyük bir sorun yaşamıyor. Ancak, özellikle yeni teknikler geliştirilmesine yönelik biyosensör araştırmaları, hava kirliliği kontrol teknolojileri gibi konularda yeterli sanayi desteği alınabilmiş değil. Bu konulardaki çalışmaların sanayiden daha fazla ilgi görebilmesi için tanıtım çalışmalarının artırılması gerektiği inancındayım. Yapılan araştırmaların sonunda bir uygulama alanı bulmasını çok önemsiyoruz.”

Özel araştırmalar da yapıyoruz
“Son dönemde yoğunlaştığımız çalışmalar biyolojik, kimyasal ve elektrokimyasal arıtım teknolojilerinin geliştirilmesi, temiz enerji kaynaklarının ve uygulama teknolojilerinin araştırılması, hava kirliliği kontrol teknolojileri, ileri biyokimyasal tekniklere dayalı çevresel izleme yöntemleri uygulamalarına kadar oldukça geniş bir yelpazede yer alıyor. Özellikle de membran teknolojilerindeki son gelişmeler, kavitasyon tekniklerinin çevre uygulamalarının geliştirilmesi, su ve kirleticilerin yerinde geri kazanımı, atık azaltımı, sıfır deşarj yaklaşımı ile çevreye duyarlı teknolojilerin uygulanması sayılabilir. Aynı zamanda sanayiden gelen istekler doğrultusunda özel araştırma ve geliştirme çalışmaları da yapıyoruz.”

Sanayici, üniversitelere karşı çekingen
“Çevre alanında Türkiye’de son yıllarda önemli artışlar olmasına rağmen henüz üniversite ve sanayi işbirliği arzu edilen seviyede değil. Bunun en önemli nedenleri, sanayicimizin üniversiteye karşı çekingenliği ve üniversitelerin çözüm odaklı çalışma eksikliğidir. Ancak bu konularda son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildi. Özellikle TÜBİTAK’ın destek kalemlerinin gerek miktar, gerekse çeşitliliğinin artması, bu iki sektörü giderek daha fazla yan yana getiriyor. Şahsen, varolan iyi işbirliği örneklerinin sayısının giderek artmasını bekliyorum. Bilimsel araştırmalarda temel bilimlerle ilgili çalışmalar esastır. Bu çalışmaların üniversitelerde yapılması gerekiyor. Ancak uygulamalı bilimler alanındaki bölümler, bu araştırmaların yanında uygulamaya yönelik çalışmalara da önem vermek zorunda. Çevre Mühendisliği alanında yapılan çalışmaların topluma ve sektöre hangi ölçüde yansıdığı önemli. Özellikle, sanayi ve araştırma kurumları arasındaki işbirliğinin giderek artması, yeterli olmasa da olumlu düşünmeme neden oluyor.”

Sorun, mevcut halde varolan tesislerden kaynaklanıyor
“Türkiye’de çevre sektöründe yeni tesislerin yapılması ve yeni teknolojilerin uygulanması konusunda herhangi bir sorun bulunmuyor. Asıl sorun, mevcut halde varolan tesislerden kaynaklanıyor. Bu tesisler, çevre açısından öngörülen ve arzu edilen standartları sağlamaktan giderek uzaklaşıyor. Gelinen nokta itibariyle atık arıtımı tüm üretim süreci dikkate alınarak bütüncül bir anlayış içerisinde tasarlanıyor. Bunun anlamı, üretim sırasında başta az su ve az enerji kullanılması olmak üzere, daha az atık üretilmesi, üretilen atıkların kısmen/tamamen sistemde geri kazanılması şeklinde özetlenebilir. Yani bu, ‘Çevreye Duyarlı Teknoloji’ yaklaşımları ile çözülebilir. Aslında bu yaklaşım sektör için bir handikap gibi gözükse de yeni üretim tekniklerinin de gelişmesi ve patentlenebilir yeni ürünler üretilmesi açısından önemli bir fırsat olarak görülmelidir. Dünyada, gelecekte ancak bu teknolojileri kullanarak üretim yapan firmalar rekabet edebilecektir.”

AB sürecinde yapılması gerekenler belli
“AB sürecinde gerek sanayicinin gerekse kamunun neler yapması gerektiği belirlenmiş. 1996 yılında AB tarafından yayınlanan Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol (EKÖK) (IPPC Integrated Pollution Prevention and Control) bu yönde düzenlemeler içeriyor ve çalışma izinlerinin çevresel performans adına denetlenmesini gerektiriyor. Bakanlığımız bu direktifler doğrultusunda gerekli dokümanları sektör bazında hazırlıyor. Bundan sonraki süreçte sanayimizin bu direktifler doğrultusunda pozisyon alması gerekiyor.”

Firmalar Ar-Ge faaliyetlerini artırmalı
“Türkiye’de, içme ve evsel atıksu arıtım tesisleri kuran ve işleten firmalar dünyayla yarışır düzeyde. Bazı organize sanayi bölgeleri endüstriyel atıksuları için de çözümler üretiyor. Ancak, endüstriyel hava kirliliği kontrolü teknolojileri konusunda aynı düzeyde olduğumuz söylenemez. Kısaca, sektörümüz konvansiyonel arıtım teknolojilerinde oldukça iyi düzeydedir denilebilir. Geliştirilmesi gereken kısım, özel arıtım ekipmanlarının tasarımı ve yeni nesil arıtma sistemlerinin geliştirilmesiyle ilgili. Firmalarımız genelde Ar-Ge birimi içermediğinden, bu tür yeni teknolojilerin geliştirilmesinde zayıf kalıyor. Bu durum, firmaların Ar-Ge faaliyetlerini artırmaları ile çözülebilir. Tam bu aşamada da üniversite ve sanayi işbirliği önem kazanıyor.”


Geri
share on twitter share on facebook