Prof. Dr. Cumali Kınacı: “Su, Artık En Verimli Şekilde Yönetilecek ve Kullanılacak!..”

Mart - Nisan 2012 / Sayı: 44

Orman ve Su İşleri Bakanlığı bünyesinde 2011 yılının Temmuz ayında kurulan Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, suyun en verimli şekilde yönetilmesi ve kullanılması için birçok önemli proje yürütüyor. Bu projeleri özetleyen Su Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Cumali Kınacı ayrıca özel sektöre de önemli tavsiyelerde bulunuyor...
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün dışında suyla ilgili planlama yapan, su politikalarıyla ilgilenen bir kuruluşa ihtiyaç duyulması ve AB sürecinin etkisiyle 2011 yılının Temmuz ayında kurulan Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor. Bünyesinde “Havza Yönetimi Planlaması Dairesi”, “Su Hukuku ve Politikası Dairesi”, “Envanter ve Tahsis Dairesi”, “Su Kalitesi Yönetimi Dairesi”, “İzleme Dairesi”, “Taşkın ve Kuraklık Yönetimi Dairesi” ile “Yönetim Hizmetleri Dairesi” olmak üzere yedi daire bulunan Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün başında ise Prof. Dr. Cumali Kınacı bulunuyor. Kınacı’dan yeni müdürlüğün faaliyetleri, gündemi ve hedefleri hakkında bilgi aldık.

Türkiye’de günümüze kadar yerleşimlerin, kuruluşların ve fabrikaların su ihtiyaçlarının birbirinden bağımsız olarak düşünüldüğünü ve karmaşalar yaşandığını vurgulayan Kınacı, “Her ilin suyla ilgili faaliyetleri diğer bir il dikkate alınmadan yürütülürdü. Suyu artık her vilayet kendisi yönetmeyecek. Çünkü, Havza Yönetimi Planlaması Dairesi her havza için önce Havza Koruma Eylem Planı, sonra Havza Yönetim Planı hazırlayıp uygulanmasını sağlayacak. Bütün havzalar, havza bazında yönetilmiş olacak. Bu takdirde kargaşanın önüne geçilecek. Artık iller ayrı ayrı düşünülmüyor, bir havza olarak değerlendiriliyor. Bu sayede suyun en verimli şekilde yönetilmesi ve kullanılması mümkün olacak.” ifadelerini kullanıyor.

Havza koruma eylem ve yönetim planlarının uygulanması için büyük yatırımlara ihtiyaç olduğunu hatırlatan Kınacı, bu yatırımlar için ekonomik analiz çalışmaları yapılmaya başlandığını belirtiyor ve şu yorumlarda bulunuyor: “İçme suyu havzalarının korunması için özel hüküm ve planlama çalışmaları yapıyoruz. Şimdiye kadar 13 içme suyu havzası için özel hüküm çalışması gerçekleştirildi. Diğerlerini de teker teker yapmaya başladık. İçme suyu şebekelerinde kayıplar çok büyük. Bodrum gibi Türkiye’nin en modern yeri olarak kabul edebileceğimiz yerde bile 100 litre verilen suyun 70 litresi musluktan akmadan kayboluyor. Ya sızıyor ya da kaçak olarak kullanılıyor. Bu büyük bir sorun. Kayıp-kaçak oranında Türkiye’nin ortalaması yüzde 50 civarında. Bu kayıp ve kaçakların kontrol altına alınabilmesi için de bir takım araştırmalar yapıyoruz. Bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Kirli suların arıtılıp tekrar kullanılması için çalışmalar yürütüyoruz. Mesela Afyonkarahisar il merkezinde arıtılan sular doğrudan alıcı ortama deşarj ediliyordu. Hollanda hükümetinin 750 bin euro hibe verdiği bir proje yürütülüyor. Kirli suyu arıtacağız ve önce üniversitenin kampüs alanından başlamak üzere sulamada kullanacağız. Benzer çalışmaları daha da artırmayı planlıyoruz.”

Su Ayak İzi
“Su Ayak İzi çalışması da öncelik verdiğimiz ve çok önemli çalışmalarımızdan birisi olacak. Bir fincan kahvenin hazırlanması için bile 140 litre su tüketiliyor. Tüketilen su, sadece içilen, temizlikte kullanılan sudan ibaret değil. Bir gözlük, bir saat veya bir ceket üretimi için bile litrelerce su harcanıyor. Üretilen, tüketilen her ürünün bir su ayak izi var. Önümüzdeki günlerde bunu vurgulamak için yoğun çalışmalar yürüteceğiz. Bir diğer önem verdiğimiz konu da Su Hukuku... Su hukuku ile ilgili mevzuatın dışında ulusal ve uluslararası su hukuku konusunda fazla bir birikim yok. Su hukukunun bilinmesi ve bu konuda da uzman yetiştirilmesi gerekiyor. Özellikle uluslararası su hukuku konusunda detaylı çalışmaları koordinasyon içinde yürütebilmek amacıyla Su Hukuku Şube Müdürlüğünü kurduk. Bu sayede coğrafyamız dolayısıyla, yoğun olan uluslararası ilişkilerimizin su hukuku boyutunu da düzenli bir şekilde takip edebileceğiz...”

Su Bilgi Sistemi kuruluyor
“Su Kanununun revizyonuyla ilgili çalışmalar da yürütüyoruz. Bu sene içinde Başbakanlığa sunacağız. Aynı şekilde suyla ilgili 10’dan fazla yönetmelik var. Bu tip çalışmalara yoğun bir şekilde devam ediyoruz. Ulusal ve uluslararası su politikamız ile sınır aşan ve sınır oluşturan su politikamızın geliştirilmesi için kurumlar arası koordinasyon ve çalışmalar yapacağız. Envanter ve Tahsis Dairesi bünyesinde Su Bilgi Sistemini kuracağız. Suyla ilgili tüm bilgileri toplayacağız ve bu bilgileri işleyip, internet ortamında paylaşacağız. Bundan önce Türkiye’de DSİ, belediyeler, özel kurumlar gibi her oluşum kendi ihtiyacı olan bilgiyi topluyordu. Biz işte tüm bu bilgileri birleştirip koordinasyonunu yapmayı arzu ediyoruz.  Su tahsisiyle ilgili konulara da yoğunlaşıyoruz. Sektörel su tahsisini biz, münferit su tahsisini de DSİ yapacak. Her bir havzada ayrı ayrı çalışma yapacağız. O havzada su hangi maksatla kullanılacak, ne kadarı içme ve kullanma suyu olarak sarf edilecek, ne kadarı sanayiye verilecek, ne kadarı sulamada ve ne kadarı enerji üretiminde kullanılacak gibi konular var. Biz her havza için ayrı ayrı olmak üzere her bir sektör (içme suyu, enerji üretimi, sulama, doğal hayatı koruma, sanayi suyu vb.) ne kadar su ayrılacağına karar vereceğiz...”

“Su Kalitesi Yönetimi Dairesi, suyun miktar ve kalite olarak geliştirilmesi, korunması için çalışmalar yürütecek. Gerek yüzey suyu, akarsular, göller, gerek kıyı suları, gerekse yeraltı suları için ayrı ayrı su kalitesinin izlenmesi çalışmalarını koordine etmeye başlıyoruz. Şu anda her kurum kendi başına ölçme yapıyor. Biz bütün bu kurumların yaptığı ölçmeleri tek tek tespit ettik. Bunları her kurum ayrı ayrı yapmamalı. Nerede ölçme yapılacağını belirlemek için herkesin ihtiyacını dikkate alarak ölçme istasyonları kuruyoruz. Ve her istasyonda hangi parametrelerin ölçüleceğini, hangi aralıkla ölçüleceğini belirliyoruz. Böylece koordinasyonu sağlayacağız ve gider yarı yarıya düşecek. Ayrıca şu anda izleme yapılmayan yerlerde de kalite ve miktar ölçme çalışmaları başlayacak. Bunun için İzleme Dairesi’ni kurduk. Su kalitesinin planlanması ve standartların geliştirilmesi, ayrıca uygun su ve atıksu arıtma teknolojilerinin belirlenmesi çalışmalarını da yapıyoruz...”

Haritalar hazırlanıyor
“Taşkın kontrolüyle ilgili haritalar hazırlıyoruz. Karadeniz havzasından başladık. Daha sonra zarar haritaları hazırlayacağız. Yüz senede bir meydana gelen en şiddetli yağış olursa risk nedir? Bu durumda nereler su altında kalır ve ne kadar zarara yol açar? 500 senede bir olursa ne olur gibi soruların cevaplarını haritalara dökeceğiz ve ilgili kurumlarla paylaşacağız. Kurumlar da o bölgelerdeki yapılanmaya o şekilde karar verebilecekler. Kuraklık ve iklim değişikliğiyle ilgili de benzer çalışmalar yürütüyoruz. Ayrıca, farklı iklim değişikliği senaryolarına göre su kaynaklarımızın nasıl etkileneceğini araştırmak istiyoruz...”

Havza Koruma Eylem Planları...
“Bakanlığımızca havza bazında entegre koruma planlarının yapılması ve uygulanması prensip olarak benimsendi. Havza bazında entegre koruma planları yapılması yoluyla tüm gelişmelere ve kullanımlara kontrollü bir şekilde yön verilmesi açısından 25 akarsu havzasında Havza Koruma Eylem Planları’nın hazırlanması için havzalarda önceliklendirme çalışması yapıldı. Türkiye’deki mevcut 25 havza önceliklendirildi ve daha sonra bu çerçevede Havza Koruma Eylem Planları hazırlanmaya başladı. Havza Koruma Eylem Planı hazırlanması sırasında havzadaki mevcut yüzey, yeraltı ve kıyı sularının miktarlarının, özelliklerinin ve kirlilik durumunun ve havzadaki kentsel, endüstriyel, tarımsal, ekonomik vb. faaliyetlere bağlı olarak oluşan baskı ve etkilerinin tespit edilmesi, havzada mevcut su kaynaklarının miktarı ve kullanım potansiyeli ile havza bazında tespit edilen kirlilik kaynakları ve yüklerinin ayrıntılı olarak incelenmesi, su kalitesi haritalarının oluşturulması, çevresel altyapı durumunun tespit edilmesi, havzanın korunması, kirliliğin azaltılması ve iyileştirilmesi için havzadaki tüm paydaşların katılımı ile kısa, orta ve uzun vadede tedbirlere yönelik çalışmaların plan, program ve önceliklendirmesi yapılıyor. Bu çerçevede Meriç-Ergene, Van, Akarçay, Gediz ve Sakarya Havzalarında Havza Koruma Eylem Planları münferit olarak yapıldı; Kızılırmak, Büyük Menderes, Yeşilırmak, Susurluk, Marmara, Konya, Küçük Menderes, Seyhan, Burdur, Ceyhan ve Kuzey Ege olmak üzere 11 havza için Havza Koruma Eylem Planları hazırlandı. İlave olarak, 7 Aralık 2011 tarihinde Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ile TÜBİTAK-MAM arasında imzalanan protokolle Orta Akdeniz, Doğu Akdeniz, Batı Karadeniz, Fırat-Dicle, Doğu Karadeniz, Asi, Batı Akdeniz, Çoruh ve Aras Havza Koruma Eylem Planlarının yapılması ve münferit olarak tamamlanan Meriç-Ergene, Van, Akarçay, Gediz ve Sakarya Havza Koruma Eylem Planlarının güncellenmesi ve coğrafi bilgi sistemlerine işlenmesi çalışmalarını kapsayan toplam 14 havzayı ilgilendiren bir proje başlatıldı. Böylece 2013 sonunda bütün havzalar için Havza Koruma Eylem Planları tamamlanmış olacak...”

“Söz konusu projenin yürütülebilmesi ve sonuçlarının uygulanabilir olması için havzada yer alan kurum ve kuruluşlar arası işbirliğinin sağlanması büyük önem taşıyor. Bu yüzden Şubat 2012 itibariyle havzalarda proje açılış toplantılarına başlanıldı ve valilikler ve havzada yer alan paydaş kurum ve kuruluşların üst düzey yöneticilerinin katılımıyla devam ediyor. Bu toplantılarla havzalarda tüm kurum ve kuruluşlar ve belediyeler proje hakkında bilgilendiriliyor ve projeye katılımları sağlanıyor.”

Ergene...
“Ergene, Türkiye’nin sanayi bakımından en yoğun bölgesi olduğu için kirliliğin de en yoğun hissedildiği alandı. Burada sanayi atıksuları var ve fabrikalar yüzde 60-70 oranında arıtma tesisi kurmuşlar ama arıtma tesisi kursalar da arıtma seviyesi yeterli değil. Bununla birlikte hiçbir belediyenin arıtma tesisi yok. Türkiye’nin belediyelerin arıtma tesisi bakımından en geri bölgesi. Van’da, Siirt’te, Malatya’da, Elazığ’da var ama Trakya’da sadece Marmara Ereğlisi’nde arıtma tesisi bulunuyor, bunun dışında hiçbir yerde yok. Belediyeler, sanayi tesisleri atıksularını doğaya veriyorlar. Ergene Nehri’nin normalde debisi saniyede 2-2,5 metreküp; fakat şu anki debi 10 metreküp saniyeye kadar çıkmış. Yani 4-5 kat daha fazla su akıyor. Bunun 2,5 metreküpü temiz su olarak kabul edilse, 7,5 metreküp kirli su akıyor. Bununla ilgili bir eylem planı hazırlandı. Bu eylem planı 15 maddeden meydana geliyor ve bunların başında temiz üretim konusu bulunuyor. Temiz su ile ilgili bütün fabrikalara tebliğ yayınlandı. Fabrikalardan üretimde en az su ve en az kirletici kimyasal kullanmaları istenildi. Fabrikaların şu ana kadar akıllarında yoktu ancak şimdi kendilerinin de lehine olduğunu görüyorlar. Çünkü suyu geri devrettiriyor. Şu ana kadar yeraltından suyu ücretsiz çekiyorlardı. Bundan sonra yeraltı sularını da kontrollü kullanacaklar ve para ödeyecekler. Ayrıca atıksuyu arıtacaklar. Normalde bütün diğer şehirlerde 100 miligram litreye kimyasal oksijen ihtiyacını düşürecekken burada 50 mg/l’ye düşürecekler. Endüstri tesisleri, organize sanayi bölgesi şeklinde organize oluyorlar. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da yardımcı oluyor. 6 tane organize sanayi bölgesi kuruluyor ve bunlar birarada organize olacak. Her fabrika atıksularını önce ön arıtmadan geçirecek, daha sonra ön arıtmadan geçen su ayrıca müşterek arıtmadan geçirilecek. Müşterek arıtmadan sonra da iki seçenekleri var; ya renk dahil çok ileri derecede arıtma yaparak Ergene Nehri’ne verecekler ya da biyolojik arıtmadan sonra Marmara Denizi’ne deşarj edecekler. Rengi bir şekilde belli bir seviyede gidermeleri gerekiyor, kirliliği de belli bir seviyede gidermeleri gerekiyor. Sanayi dışında kalan yerleşim bölgelerindeki belediyeler ise bizzat kendileri ayrı arıtma tesisleri kuruyorlar. DSİ de onlara kredi verecek. Sanıyorum tümünün proje ihaleleri yapıldı, daha sonra inşaat ihaleleri yapılacak. DSİ, nüfusu 10 binin üzerinde olan her yerde arıtma tesisinin kurulmasını üstlendi. Bunların finansmanını DSİ finanse edecek. Bununla ilgili plan yapıldı ve 2013 yılının sonuna doğru nüfusu 10 binden yukarı olan yerlerin arıtma tesislerinin devreye girmesi gerekiyor. Bununla ilgili bir aksama yok, plana uygun şekilde ilerliyor. Aynı şekilde o bölgede kullanılan tarım koruma ilaçları ve gübre miktarı da kontrol altına alındı. Yani bundan sonra rastgele tarım ilacı veya gübre kullanılamayacak. Bunun gibi 15 tane eylem var. İlgili tüm kurum ve kuruluşlardan sorumlular belirlendi. Ayda bir toplanılıyor, gelişmeler ve aksamalar takip ediliyor. Bölgenin artık kurtulduğunu söyleyebilirim. 2013 yılı sonuna kadar da bu çalışmaların tamamlanmasını bekliyoruz...”

Renk standardı sıkılaşacak
“Ergene’de özel sektörün ilgisi olmasına rağmen, özel sektör her şeyi devletin yapmasını bekliyor. Devlet bu çalışmalarda yardımcı olacak ama her şey devletten beklenmemeli. Mevzuat zaten açık. Gerekli her türlü tedbiri almak özel sektörün görevi, devletin değil. Gediz üzerinde çok duruluyor, Susurluk Havzası’nda üzerinde çok yoğunlaşacak, Büyük Menderes ve Küçük Menderes üzerinde durulacak ve bundan sonra bütün havzalar sıkı bir şekilde kontrol altına alınmaya çalışılacak. Ergene bu konuda model oluyor, tecrübe edinilecek. Şimdi ise Gediz’e başlıyoruz. Gediz de çalışmalar daha kolay, çünkü 2008’de çalışmalara başlanmış ve belli bir seviyeye gelinmiş. Gediz’de 12 organize sanayi bölgesi var ve bunlardan 9 tanesi standartları sağlayarak arıtmasını yapıyor. Bundan sonra önemli olan renk. Şimdiye kadar renkte standart yoktu bundan sonra rengi sağlaması gerekiyor. Yani bundan sonra bütün sanayicilerin rengi gidermek zorunda olduğunu dikkate almaları lazım, renk standardı daha da sıkılaşacak. Siz istediğiniz kadar arıtın, renkli çıktığı zaman vatandaş psikolojik olarak bu suyu kirli görür. Sanayicilerimiz mutlaka rengi gidermeli. Arıtma firmalarımızın da renk giderimine yoğunlaşmasını tavsiye ediyorum. Yani arıtma firmalarımızın renk giderimi konusunu bundan sonra önemli bir pazar olarak dikkate almaları faydalı olur...”

Özel sektör temiz üretim konusuna yoğunlaşmalı
“Türkiye’deki özel sektör, batıdaki benzerlerinden geri değil. Batıda teknoloji var ama bilgi birikimleri bizimkinden çok fazla değil. Firmalarımızın kendilerine güvenmeleri lazım, kendilerine güvenerek her şeyi yapabilirler. Firmalarımızın öncelikle temiz üretim konusuna yoğunlaşmaları gerekiyor. Ayrıca renk giderimi de çok önem kazanan bir alan. Tekstil fabrikalarında hangi tip boya en az kirletici ortaya çıkarır, hangi proses daha az su kullanılır gibi konulara yönelirlerse sadece Türkiye’de değil yurtdışında da çok iş yaparlar. Özellikle endüstriyel kirlilik kontrolüne ve evsel kirlilik kontrolüne yoğunlaşmalarını tavsiye ediyorum ve bu birikimlerini Ortadoğu ve Afrika gibi bölgelere yansıtabileceklerini tahmin ediyorum. Özel sektör, çamurun bertarafı konusuna da yoğunlaşabilir. Susuzlaştırma, stabilizasyon gibi prosesler önem kazanıyor. Bu konuda rekabet var. Rekabet unsurunu dikkate alarak işletme maliyetini düşürecek çalışmalar yapabilirler. Çünkü prosesi kurduğunuz zaman bir ilk yatırım maliyeti var bir de işletme maliyeti var. Artık işveren her iki maliyeti aynı zamana getirip kıyaslama yapıyor...”

Çevre ve Su, bir çatı altında olmalıydı
“Bakanlık ayrımından hoşlanmadığımızı söyleyebilirim. Çevre ve suyun bir çatı altında olmasını arzu ederdik. Uygulamada bir takım sıkıntılar oluyor. Benim temennim en kısa zamanda Çevre, Orman ve Su İşleri Bakanlığının kurulması. Verimlilik açısından çok daha uygun olur. Bir takım şeyleri yapmak istiyoruz ama yaptırım yetkisi başka bir bakanlıkta olduğu için hareket kabiliyetimiz sınırlanıyor...”

Yap-İşlet-Devret konusunda geç kalındı
“Türkiye’de büyük şehirlerde arıtma tesisi oranı yüksek. Fakat arıtma tesislerinin verimli çalıştığını söylemek çok zor. Bu iş bir birikim meselesi. Şimdiye kadar tecrübe birikimi oluşma sürecini yaşadık. Türkiye’de artık özel sektörde de, kamuda da bu birikim oluştu. Bundan sonra sistemin daha verimli çalışacağını umuyorum. Özel sektör, enerji maliyeti az olan sistemleri kullanmalı. Bazı yerleşim merkezleri, arıtma tesisinin işletme maliyetinden korktuğu için tesis kurmaya direniyor. Fakat standartlar sağlandığında devlet bu giderin yüzde ellisini zaten karşılıyor. Arıtma özel sektörünün bir tesis kurarken işletme maliyetlerini de dikkate alması gerekiyor. Yap-İşlet-Devret veya Yap-İşlet konusunda geç kaldık maalesef. Bu tür tesislerin Yap-İşlet olmadığı sürece verimli çalışması mümkün değil. Bu dünyada böyle olmuştur. Fransa veya İngiltere’de neredeyse tesislerin yüzde yüzü bu şekilde çalıştırılıyor. Arıtma, enerji verimlikleri ve su kaliteleri çok yüksek. Böylece hem kamu ilk yatırım maliyetinden kurtuluyor, hem de arıtma tesisleri çok daha verimli çalıştırılabiliyor.”