SuveCevre:SolMenu
Uluslararası Fonların Gözü
Uluslararası Fonların Gözü Türkiye’nin Atıksu Pazarında Frost & Sullivan’ın araştırmasına göre Türkiye’nin su ve atıksu pazarı ciddi bir büyümenin eşiğinde bulunuyor. AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi’ne (2007-2023) göre AB uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’nin AB çevre müktesebatına uygunluk sağlaması için yaklaşık 82 milyar 200 milyon dolarlık yatırıma ihtiyaç duyacağı belirtiliyor.

2010 yılında Türkiye’de faaliyetlerine başlayan dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından Frost & Sullivan, Türkiye’de hazırladığı başta enerji, otomotiv, savunma ve sağlık olmak üzere çeşitli sektörlerde uzun vadeli pazar öngörülerini de kapsayan raporlarıyla uluslararası şirketlerin ve yatırım fonlarının Türkiye’deki faaliyetlerine yardımcı olmanın yanı sıra farklı sektörlerde birçok Türk firmasına özel araştırma ve danışmanlık hizmetleri vererek, iç ve dış pazarlarda büyümelerine yardımcı olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda Frost & Sullivan Türkiye’nin su ve atıksu arıtma pazarını mercek altına alıyor.



Pazar büyük, gelecek parlak

Frost & Sullivan’ın araştırmasına göre Türkiye’nin su ve atıksu pazarı büyük bir pazar olmasının yanı sıra halihazırda büyüme aşamasında bulunuyor. Çevreyi koruma kanunlarına uyma zorunluluğunun yanı sıra artan nüfus ve gelişen endüstriyel üretim nedeniyle sürdürülebilir ve çevreci su ve atıksu hizmetlerine olan talep, pazarı hızlı bir büyümeye sevkediyor. Öte yandan mevcut altyapının kötü durumu, su şebekesi kayıpları gibi operasyonel sorunlar özellikle şehirleri zorluyor. Bununla birlikte, hizmetleri küçük yerleşim birimlerine taşıma yönündeki yasal gereklilik de başlıbaşına itici bir etmen olarak öne çıkıyor.

Yasaya uygunluk çerçevesinde 2007 yılıyla beraber AB ve diğer uluslararası finans kurumlarının fon sağlamasıyla, Türkiye kentsel ve endüstriyel sektörlerin talepleriyle ilgili hizmetlerde çekici bir pazar konumuna ulaşmış bulunuyor. Bu bağlamda, arıtma pazarı kentsel ve endüstriyel olmak üzere iki büyük alanı kapsıyor. Bu alanların ikisi de arıtma ekipmanı, inşaat işleri, hizmetler ve diğer işler olmak üzere dört ana bölüme ayrılıyor.

AB ve uluslararası fonların önemi
Avrupa Birliği’nden gelen katılım öncesi fonlar, Türkiye’de su sektörünün büyümesini hızlandırıyor. Bununla birlikte AB ve uluslararası finans kurumlarının sağladığı fonlar, su sektörünü destekleyen faaliyetlerle uğraşan yabancı şirketler açısından pazarı daha çekici hale getiriyor. 2000 ila 2009 yılları arasında çevre sektöründe kurumsal geliştirme ve yasaya uygunluk çerçevesinde 85 milyon euro’luk fon elde edilmiş bulunuyor. 2011-2013 yılları arasında ise Çok Yıllı Yol Gösterici Planlama Belgesi (MIPD) ile Çevre ve İklim Değişikliği kapsamında 465.6 milyon dolar fon alınması bekleniyor.

Uluslararası finans kurumları Türkiye’nin su sektöründe aktif rol oynuyor. İller Bankası ve diğer kredi mekanizmalarıyla yerel yönetimlere kredi sağlanıyor ve bu krediler Türkiye’de su sektörünün cazibesini artırıyor.

Su ve atıksu projeleri için alınan destek, nakit sıkıntısı çeken ve daha çok iyileştirme yapmak için maliyetleri karşılamayacak durumda olan belediyelere büyük yarar sağlıyor. Öte yandan, artan su kaybı, köhne altyapının olumsuz bir sonucu olarak dikkat çekiyor. Türkiye’nin su şebekelerinde ortalama yüzde 50 oranında hesap dışı su bulunuyor. Bu oranın yüzde 37 gibi ciddi bir oranı ise İstanbul’un su şebekesinde görülüyor. Frost & Sullivan Türkiye uzmanları, su kaybı geçmişle kıyaslandığında azalmış olsa da, maliyet verimliliği ve kaynak verimini artırmak için eski ve sızdıran boruların acilen değiştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Sorunlar büyük ama bireyler bilinçli
Türkiye’nin yetersiz su ve atıksu arıtımı sorunu ve altyapının iyi işletilmesiyle ilgili önemli problemleri bulunuyor. Eski ve verimsiz altyapı, arıtma düzeylerini kötüleştiriyor. AB çevre direktifleriyle uygunluk ve katılım öncesi fon alma ihtiyacı da verimsiz arıtma tesislerini modernleştirme ve onarım çalışmaları yapmak için itici bir rol oynuyor.

Tarım amaçlı planlı olmayan yeniden kullanım yıllardır uygulanıyor. Ancak arıtılmış kaliteli atıksuyu tarım sulamasında değerlendirmek üzere yeniden kullanım yaygın olarak uygulanmıyor. Öte yandan, halkın su kirliliği ve çevre koruma bilinci giderek artıyor. Ayrıca su altyapısı ve halk sağlığı sorunları arasındaki doğrudan ilişki, halk tarafından gayet iyi biliniyor. Tüm bu etmenler atıksu ve genel anlamda su altyapısına verilmesi gereken önemi artırıyor. Su rezervlerinin kirlenmesini önlemek ve kamuya güvenli su tedariği sağlamak için su şirketleri ve ilgili endüstriyel çevrelerin omuzlarındaki yük giderek artıyor. Olumlu bir gelişme olarak kirliliği önlemek için uygun arıtma tesislerinin önemi konusunda kamuoyu bilincinin gittikçe yükseldiği gözleniyor.

2023’e kadar 82 milyar euro lazım
Türkiye’de su rezervlerinin kalitesi hakkında güvenilir veriler ile su sektörüyle ilgili ekonomik analizler bulunmuyor. Bununla birlikte, su kalitesi kriterleriyle su kalitesi takibinin de olmayışı AB direktiflerini hayata geçirme çabalarına gölge düşürüyor. Yeterli icra ilkesinin olmayışı ve birden fazla kurumun izleme süreçlerine dahil olmasından dolayı çevre yönetim işlevlerinde sorunlar ve çakışmalar gözleniyor. Bu durum, programların etkili uygulanmasına engel oluyor ve entegre çözümlere sekte vuruyor. Dolayısıyla uzmanlığın ve güvenilir arka plan verilerinin olmayışı, direktiflerin uygulanmasının önüne geçiyor, Türkiye’nin su ve atıksu arıtma pazarının daha hızlı gelişmesini  kısıtlıyor.

2007-2023 AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi’ne göre Türkiye’nin AB çevre muktesebatına  uygunluk sağlaması için yaklaşık 82 milyar 210 milyon euro yatırıma ihtiyaç olduğu tahmin ediliyor. Bu yatırımın yüzde 80’inin kamu sektörü tarafından gerçekleştirileceği, geriye kalanın ise özel sektör tarafından hayata geçirileceği öngörülüyor.

Kirleten bedelini ödemeli
Türkiye’de atık tahliyesine ilişkin vergi zorunluluğunun olmayışı önemli bir sorun teşkil ediyor. Bu yüzden çevreci uygulamaları teşvik eden “kirleten öder” ilkesi hayata geçmiyor, kirlilik yaratan şirketlere para cezası uygulanamıyor.

Su sektörünün büyümesini engelleyen faktörler arasında, tarifelerin yetersizliği ve konunun tarafları arasındaki iletişim kopukluğu olarak öne çıkıyor. Bu faktörler, su hizmetleriyle ilgili mali kararların yetersiz değerlendirilmesine yol açarak, farklı kentsel hizmetler için gereken maliyet istirdadının yetersiz değerlendirilmesine neden oluyor. Öte yandan, küçük ve orta ölçekli belediyelerde su altyapısının gelişimi, yeterli fon ve kurumsal yeterliliğin olmayışı nedeniyle yavaşlamış bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye’nin  su ve atıksu altyapısı, özellikle su şebekesi iyi bir durumda bulunmuyor.

Ciddi fonlara ihtiyaç var
Frost & Sullivan Türkiye uzmanları, Türkiye’nin güçlü ihracat eğilimi ve gelişmekte olan endüstrileri göz önünde bulundurulduğunda, sanayi sektöründe su ve atıksu arıtmaya olan talebin daha güçlü olması gerektiğinin altını çiziyorlar. Bu noktada kaliteli arıtma suyu, nüfus artışı, yetersiz altyapı ve AB’den fon alma, anahtar başlıklar olarak öne çıkıyor.

Yetersiz fona sahip olan ve mali kaynakları zayıf olan küçük ve orta büyüklükteki kentler, yatırımcılara cazip gelmiyor. Uzmanlığın ve su kalitesi verilerinin olmayışı ise daha iyi su kaynakları yönetimini geliştirmeyi kısıtlayan bir başka önemli faktör olarak belirginleşiyor.

Türkiye’nin su ve atıksu pazarı büyüme aşamasında bulunuyor. Gelişen su ve altyapı yönetim gerçeği nedeniyle Türkiye bu alanda geçiş dönemi ülkesi olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, pazar geniş bir coğrafi bölgeyi kapsıyor ve yakın gelecekte bu alanın daha da genişlemesi bekleniyor. Bununla birlikte, pazar küçük ve orta ölçekli birçok yerel şirket arasında bölünmüş bulunuyor. Öte yandan, Türkiye’nin fon alabilme gücü ve teknik uzmanlık talebi nedeniyle uluslararası şirketler açısından gitgide daha cazip hale geliyor. Büyük inşaat şirketleri radarlarını kurulacak tesislere çevirmiş bulunuyor.

Frost & Sullivan’ın öngörüleri net
Frost & Sullivan uzmanları, su yönetimi periyotlarında artan su stresi ve kaygılarının, 2020 yılında sürdürülebilir su ve atıksu arıtma çözümlerinin göz önüne alınmasına yol açacağını ileri sürüyorlar. Bu bağlamda, su endüstrisi değer zincirinin çok yakın bir zamanda, mühendislik tedariği ve inşaat şirketleri, su ve atıksu arıtma sistemi montajcıları ve orijinal ekipman üreticileri arasında güçlü bir entegrasyona şahit olacağı belirtiliyor. Böylece kimyasal içermeyen su ve atıksu arıtma çözümleri, atıksu arıtma yoluyla biyogaz üretimi ve maddi kaynakların kurtarılması gibi yeniliklere yol açacağı vurgulanıyor.

Frost & Sullivan, artan nüfus ve kentleşmenin su endüstrisini doğrudan etkileyen bir mega eğilim olduğunun altını çiziyor. Milyarlarca dolar yatırım çekmesi beklenen bir başka mega eğilimin ise “altyapı geliştirme” olduğu, bunun su endüstrisinde yeniliklerin ve gelirlerin artmasına doğrudan zemin hazırlayacağı belirtiliyor.
Bu noktada Frost & Sullivan, Türkiye için üç büyük tahminde bulunuyor. Birincisi, pazar su kaynakları yönetiminin iyileştirilmesi, sürdürülebilirlik ve akıllı altyapı yönünde geliştikçe entegre çözüm ve hizmetlerle enerji tasarruflu teknolojilerin sağlanması yaygınlaşacak. İkincisi, atıksu arıtma sektörü kentsel ve endüstriyel sektörlerde en yüksek büyüme potansiyelini gösterecek. Gelişmiş atıksu arıtma teknolojileri, özellikle hassas su rezervleri taşıyan yerlerde daha yüksek düzeyde büyüyecek. Üçüncüsü, artan sanayileşme ve kentsel hizmetler, filtrasyon ve dezenfeksiyon gibi gelişmiş teknolojilerin büyümesini artıracak. İyileştirilmiş imha yöntemlerinin geliştirilmesini yönlendiren çevre ve halk sağlığı güvenlik sorunlarını ele alma ihtiyacıyla beraber çamur arıtma teknolojileri de büyük önem kazanacak.
SuveCevre:SagMenu